
Hilvan Belediye Başkanı Mustafa Bayık, 25 yıldır koltuğunu korumayı başaran, sevilen-sayılan bir isim. Bu başarının altındaki sebepler kendi güzelliklerinden ve özelliklerinden kaynaklansa da, devlet hizmetinin eksikliğini ve Hilvan'a mutlaka yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor. Buna rağmen "Devlet başımızın tacı" diyor.
Başkan'a milletvekilliğini düşünüp düşünmediğini sorduğumuzda da karşımıza farklı bir siyasetçi çıkıyor. Çünkü O; halkın teveccühü olur da seçilirse bakın neler yapacak: "Allah'ta nasip ederse, milletvekili olacağım. Milletvekili olacağım da bundan bir kâr mı kazanacağım? Hayır 5 sene Urfa bir milletvekili görsün. Halkıyla beraber, işçisiyle beraber, memuruyla beraber, hastasıyla beraber, sarhoşuyla beraber, meyhaneciyle beraber, namazcısıyla beraber bir milletvekili görsün. Ben sana şimdi sana açıkça söylüyorum; oraya gittiğim zaman her sabah saat 8.5'ta kalkacağım 5 tane hemşehrimi, vatandaşı arabama bindireceğim, onların işini bitireceğim, garaja götüreceğim, yol paraları yoksa onu da cebine koyup göndereceğim."
Şanlıurfa'da yaptığımız röportajların en "renkli"sine, Hilvan ilçesinde tanık olu- yoruz. Hilvan Belediye Başkanı Mustafa Bayık, 5 dönemdir belediye başkanlığı yapan, Hilvan'ı Hilvan haline getiren, terörü ve PKK'yı ilçesinden uzak tutmayı başaran, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile senli-benli olan, ilçe, bölge ve ülke sorunları hakkında "farklı" fikirleri ve uygulamaları bulunan biri. Yalanı-dolanı, riyayı sevmiyor. İşini ve halkını seviyor. Bu da, şartlar içinde mümkün olan en iyi hizmete dönüşüyor. Hemşehrileri ile iyi-kötü her günde beraber olan Mustafa Bayık, artık milletvekilliğine hazırlıyor kendisini. Bu çerçevede çok hoş bir sohbet gerçekleştiriyoruz Hilvan Belediye Başkanı Mustafa Bayık ile.
İYİ BİR SİYASETÇİ İÇİN...
Mustafa Bayık ile sohbetimize, "Başkanım, bir siyasetçi nasıl olmalıdır? 25 yıldır belediye başkanısınız, 35-40 yıldır siyasetle ilgileniyorsunuz. Bu sorunun sorulabileceği en tecrübeli isimlerden birisiniz. Bir siyasetçi nasıl olmalıdır?" sorusuyla başlıyoruz. Bakın neler anlatı-yor... "Siyaseti Ankara'da yapmak kolay" diye söze başlayan Başkan, iyi ve faydalı bir siyasetçi için gerekli olan şeyleri de şöyle sıralıyor: "Siyasette yerel yönetimden yukarı gitmek daha iyi. Şöyle iyi: Halkın içinden çıkmış, halkın dert ve dileklerini bilen, halktan kopmamış insanlar seçildiği zaman, halkla daha iyi bir kaynaşma olur. Şimdi Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bana göre PKK diye bir örgüt yok. PKK'yı yaratan, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki bürokrasidir. Bürokrasi niye bunu yapıyor? Halkla neden kaynaşmıyor? Şimdi maddi çıkarlar her şeyin önüne düşmüş. Bölgeye 5'er 10'ar bin kadrolar geliyor. Yani şimdi oradaki bürokratımız dağdakini çağırıp da, gelinde size asgari ücretten birer kadro verelim çalışın dese herkes silahını bırakır. Bu bölge huzura ve mutluluğa kavuşur. Maalesef bunu yapamıyoruz. 25 senedir belediye başkanı seçiliyorsunuz dediniz. Bu bölgenin yöresel bir ölçütü vardır. Mesela burada bir taziyeye gidiyorsun; bir belediye başkanının veya parti başkanının taziyeye gitmesi ayrı olur. Burada taziyedir, düğündür, halkla ilişkilerindir, halka kapın açık olacak. Maddi ve manevi halka destek olacaksın. Halkın hastasına gideceksin, bütün ihtiyaçlarını karşılamak için geceni-gündüzünü bir yapacaksın. Böylece halkın sempatisini alırsın. Altyapı yapmışsın, üstyapı yapmışsın bunlar mesele değil. Bura halkı şahıs istiyor şahıs. Yani şimdi bürokraside şahıs istiyor. Onun için benim şu anda belediyede kalmamın tek sebebi budur. Devamlı halkla içiçeyiz, halkla beraberiz."
SİYASET DOLU BİR HAYAT...
-Efendim afedersiniz sözünüzü kesiyorum, 1997 yılında geldiğimde Mustafa Bayık'ı ben duydum. Bir de sizden dinle-dim... Türkiye'de 25 yıl boyunca belediye başkanlığı yapan, ama hiç parti değiştirmeyen tek belediye başkansınız. 20-25 yıl başkanlık yapanlar vardır ama parti değiştirmiştir. Yani kaybetmiştir-kazanmıştır ama bazıları başka partiye girmiştir. Siz ikisini de oluşturan tek başkansınız. Biz burada 1997'de geldiğimizde şunu duyduk; Bayık PKK'yı bitirdi. Biz diğer başkanlara da, siyasetçilerimize de, sayın bakanımıza da bunu anlatıyoruz. Bayık PKK'yı bitirdi ama nasıl bitirdi? Halk bunu biliyor ve söylüyor; genç birisi geldi odasına girdi; başkanım ben işsizim ben açım benim paraya ihtiyacım var dedi. Ya dağa çıkacağım yada bana iş ver dedi. Burada başkan iş vermek zorundaydı. PKK'yı orda bozan bitiren bürokrasiyi dengeleyen Mustafa Bayık'tı diyorlar. Burada bu dengeyi halkla bütünleşerek kurdunuz. Gençleri işe alarak yaptınız. Burada halk su, altyapı, imar planı istemiyor. Halkın istediği iki şey var: Başkan iyi günümde de kötü günümde de yanımda olsun diyor. Siz bunların ikisini de çok iyi yaptınız dengelediniz. Urfa siyaseti çok değişik çizgiler üstünde, ama siz çizginizi hiç değiştirmediniz. Bunu nasıl başardınız tam olarak bir anlatır mısınız? Peşinden gittiğiniz mis-yonun partinin adı veya başkanı değişiyor sizin tavrınız değişmiyor. Burada sizin özelliklerinizden kaynaklanan bir şey var, bize bunu açıklar mısınız?
-Şimdi, ben 1973 yılında siyasete gi-rerken, siyasetin yani AP'nin felsefesini o zamanki genel başkanımız, başbakan sayın Süleyman Demirel'den aldık. O zaman partiye sempati duymuş, partiyi seven, köylünün milletin derdinden anlayan, Türk'ün efendisi köylü diyen tek bir parti görünüyordu. Şimdi 1995'de DYP iktidarı bıraktığı zaman köylü çiftçinin cebi para doluydu. Köylünün çiftçinin altında özel arabalar vardı. Bu gün köylü çiftçi DYP'nin bıraktığı mirastan aldığı parayı, aracı gereci tamamen yok etmek mecburiyetinde kaldı. Yani burada AP, DYP, Büyük Türkiye Partisi'ne, Büyük Türkiye Partisi'ni de ben açtım burada. Büyük Türkiye Partisi Ankara'da açıldığı zaman burada da Mustafa Bayık açmıştır. Şimdi Büyük Türkiye Partisi'ni Süleyman Demirel Bozcaada'dayken telefonla görüştük. Sayın Başbakanım partiler kuruluyor, biz hangi partiye gireceğiz dedik. O da dedi ki; Büyük Türkiye Partisi. Yeniden Büyük Türkiye Partisi. Onu açtık, tabi siyasi yasaklar bilmem şu oldu bu oldu. Yani bir partiyi sevmek bir kişinin üstüne sebep değil. Bir parti memlekete faydalı olursa o partiyi severiz. Benim şahsıma parti yararlı olmuş, benim şahsıma faydalı olmuş değil. Benim gayem, benim köylüm, benim çiftçim, benim esnafım, benim memurum, benim işçim, benim emeklim, benim dul yetimim. Bunlar bu partiden fayda görmüştür. Bu partiyle kalkınmıştır. Bu partiyle radyo-televizyon görmüştür, buzdolabı görmüştür, traktör görmüştür, elektrik görmüştür, yol görmüştür. Şimdi diğerleri bir çivi çakmışsa vallahi ben ellerini öperim. Bir çivi çakanın kölesi olurum, maalesef yok. Süleyman Demirel, rahmetlik Adnan Menderes ondan sonra Tansu Çiller'in çizgisinde çok şey yapıldı. Bunun dışında biri desin ki, ya efendim bu parti burayı yaptı, şu parti şurayı yaptı, şu parti şöyle getirdi, yok maalesef. Sebebe gelelim, 1984'den daha öncekilerini saymıyorum. Burası darbe yemiş, 12 Eylül geçmiş, binlerce insan ölmüş, binlerce insan göç etmiş. Ben geldim burada Belediye Başkanı seçildim. Bu a partisi, bu b partisi, bu c partisi, bu PKK'lıymış şudur budur değil. Kesinlikle ben eski defterleri kapattım. Hizmet için varım, insanlar için varım, insanlara hizmet etmeye geldim buraya. Ve 1994 yılında şu anda makam şoförlüğümü yapan çocuk bunun babası Hilvan'da Halk Mahkemesi'nin savcısıymış. 1994'de ben bu çocuğu çağırdım gel yavrum dedim, Burada her lastik yakıldığı zaman 21 Mart'ta ne olurdu bu çocuğa. Ben bunu çağırdım gel yavrum buraya sen ne istiyorsun, gel seni beledi-yeye alayım. Yav sen beni belediyeye alırsın 1 ay sonra beni kovarsın. Yok yavrum dedim. Ben burada Belediye Başkanı olduğum müddetçe sen benim şoförüm olacaksın, makam şoförüm olacaksın ve dedim benim yanımda kalacaksın. Şu an bu çocuk benim şoförüm. Şerefimle temin edeyim senden benden daha Atatürkçü. Türkiye'yi seven bir insan ve aldığı maaşta 150 milyon lira tutuyor. Eğer bugün Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki bütün Belediye Başkanları, bütün milletvekili arkadaşlarımız, bütün bürokrasi böyle bir tavra girse PKK kendiliğinden biter. Ben bu şekilde Hilvan'da PKK'yı bitirdim. Bunu sana örnek verdim, bunun gibi binlerce insan var. Devlet kurumlarına yerleştirdim, devlet kapısına yerleştirdim, beyin ameliyatı yaptırdım, kalp ameliyatı yaptırdım, SSK'lı sigortalı yaptırdım, hastaneye gönderdim. Bu yüzden millet baktı ve niye kavga edelim dedi. Ama bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti'nin birlik ve beraberliğini zedelemedim. Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını indirmedim. Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağına bir tek kelime kondurtmadım. Onun için milletin gözü açıldı, Selvi hanım sen bana bugün bir iyilik yap, ben sana niye kötülük ettireyim. Bunun sebepleri bunlardır. Siyasete ben böyle geldim. Ben köylü çocuğuyum köyden geldim. Siyasetimi Ankara'yla tartsan da aynıdır. Aynı buradaki gördüğünüz evim neyse Ankara'daki de öyle olacaktır. Biz böyle siyaset kazandık.
DEMİREL İLE SENLİ-BENLİ...
-Mustafa Bayık olarak, Hilvan'dasınız ama Ankara siyasetini de çok iyi biliyorsunuz. Ankara siyasetinde 9. Cumhurbaşkanımızla da röportaj yapacağım ve aynı soruyu kendisine de soracağım. Siz 9. Cumhurbaşkanımızla birebir görüşebilen çok nadir, çok ender kişilerden birisiniz...
-Türkiye'de tekim. Ben ne milletvekiliyim, ne bakanım. Süleyman Demirel'le ben senle nasıl konuşuyorsam aynen konuşuyorum. Daha ziyade bazı öneriler getiriyorum kendisine. Dinliyor, memnun oluyor, faydalanıyor. Son görüşmemizden kısa süre sonra Süleyman Demirel Hilvan'a geldi...
BUGÜNÜN SİYASETİNE DAİR...
-Peki başkanım günümüzdeki siyaseti ve siyasetçileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Selvi hanım şu anda siyaset karman çorman olmuş. Günlük politikalar üretiliyor, günlük olaylar üretiliyor. Mesela bugün bir Başbakan çıkıyor ters bir şey söylüyor. Başbakan kim? hükümettir. Bir hafta on gün sonra bakıyorsunuz başka bir şey olu-yor. Efendim Cumhurbaşkanına kararname veriyorlar geri gönderiyor, maalesef karman çorman olmuş. Ben şimdi ağzıma bazı şeyleri yakıştıramıyorum, çünkü ben 25 senedir siyasetteyim. Yani bugün Türkiye'de demesinler ki siyaset vardır. Siyaset yapılıyor ama bugün Türkiye kötüye gidiyor. Yani Türkiye'ye demesinler ki, biz ekonomiyi düzelteceğiz, enflasyonu düşüreceğiz. Kesinlikle yapamazlar bu mümkün değil. Yani bu tabloyla, bu hareketlerle, bu karman çormanlıkla, bu yolsuzluklarla mümkün değil Türkiye'yi düzeltemezler. Ve siyaset bugün Türkiye'de şu anda durgun vaziyette.
-Peki Başkanım Türkiye'ye malolmuş bir Belediye Başkanısınız. Ben bu soruyu genel olarak soruyorum. Türkiye'nin acilen çözülmesi gereken en önemli sorunu nedir sizce?
-Türkiye'de bugün en önemli sorun, politikacıların bilgi çağının gereklerini yerine getirmiyor olması ve rantiyecilerin devletin üzerinden elini çekmemesi. İnsanları rahat bırakmaları lazım. Bugün mesela bir rantiyeciler diyelim, bürokrasi diyelim bütün bunlar, ben bilirim diye insanın boğazını sıkmış ve onlara iş yaptırmaz hale gelmişler. Bugün Türkiye'yi rahat bırakırlarsa Türkiye 'nin çok güzel ekonomisi olur. Güzel mimar mühendislerimiz var, çok güzel iş yapacak insanlarımız var ama maalesef bunlar rahat değiller. Vali de rahat değil, İlçede Kaymakam da rahat değil, Belediye Başkanı da rahat değil. Yani bir kere Türk milletini bu kabustan kurtaralım. Bu kabustan kurtarmadıktan sonra, bu kabus üstümüze kambur gibi çöktüğü zaman o millet rahat edemez ve o bürokrat, o siyasetçi, o iş yapan adam da rahat çalışamaz. Biz bu hale gelmişiz. Hiçbir şeyden anlamayan adam gelip ihaleye giriyor. Ben ilçemden sana örnek veriyorum, ben Türkiye'nin genel durumunu bilmem. Mesela Hilvan bir bardak su ise Ankara bir kova sudur, mesele budur. Mesele çok basittir, yalnız eğer bugün Türkiye'de zihniyet bu şekilde hareket ettiği müddetçe biz baskıdayız. Mesela devlet bakanı diyor ki, biz bugün ekonomiyi düzelttik, düzeltmeye çalışıyoruz, işte enflasyonu bitireceğiz... Mümkün değil bu tablo değişmez. Yani Allah esirgesin bu böyle giderse bir sene sonra köylü, çiftçi sıra sıra yollara dökülür. Millet şimdi arazisini satıyor arazi alamıyor. Tarla alamıyor, yani tarlanın neyini ekecek, neyle yapacak? Urfa'da, Hilvan'da şu anda geçen seneki fiyattan düşük satanlar var alan yok. Niye çünkü devlet el çekti. Buğday geçen seneki aynı fiyat, arpa aynı fiyat, pamuk aynı fiyat, ayçiçeği aynı fiyat, üzüm aynı fiyat, karpuz aynı fiyat, karpuz tarlada çürüdü gitti, peki çifti ne yapacak? Mazotun geçen sene litresini sen kaça alıyordun bugün kaç liraya alıyorsun, bugün karpuzun kilosunu kaça satıyorsun geçen sene kaç liraya satıyordun? Mazotun fiyatı 2-4 kat artmış, karpuz aynı...
PERSONEL VE BORÇLAR...
-Peki başkanım şu an kaç personeliniz var?
-Geçici kadromuz 100 kişi, 8 kişi kadrolu işçi, 18 kişi kadrolu memurumuz var, 75 kişi de geçici işçimiz var.
-Başkanım Belediyenizin İller Bankası'na kısa ve uzun vadeli borcu var mı? Maliye'ye, SSK'ya borcu var mı?
-Şimdi geçen ay bizim İller Bankasındaki borcumuz bitti. 735 milyar SSK'ya borcumuz var, 100 milyar da Maliye'ye borcumuz var. Bunun yüzde 50'sini her ay bizden kesecekler. Yalnız bize her ay gelen para bizim maaşa, akaryakıta yetecek kadar para var. Şu an personelin 2 ay maaş alacağı var içerde.
PLAN VAR İMAR YOK...
-Peki başkanım imar planınız yeterli mi Hilvan'da?
-İmar planını biz uygulayamıyoruz. Şimdi burada ben halkın güvencesi olmuşum. Halkın huzurunun kaçmaması için elimden geleni yapıyorum. Adam köyden gelmiş bir oda bir salon yapıyor, sıvasını yapıyor üstüne ağaç koyuyor. Bu adam diyor ben Hilvan'da oturuyorum. Ben bu adamı imar planına teşvik ettiğim zaman, bu adam ya eşkıya olur, ya hırsız olur. Şu anda Hilvan halkının yüzde 80'i bu vaziyette yaşıyor. Halk işsiz, hepsi fakir, kapısına gidiyorsunuz su parası istiyorsunuz adam 1 milyon su parasını veremiyor. Parası yok. Onun için imar planımızı tam uygulayamıyoruz.
-Halkın temel geçim kaynağı nedir Başkanım?
-İşçilik, 9 ay dışarda pamuk tarlasında, mercimek tarlasında, buğday tarlasında 3 ay gelip Hilvan'da oturuyor. Hilvan'ın geçim kaynağı budur.
-Peki Başkanım Hilvan'ın altyapısı ne durumda, içmesuyu yeterli mi,?
-İçmesuyu yeterli. Altyapımızı yüzde 80 belediye imkanıyla yaptım. İçmesuyunu da belediyenin imkanlarıyla yaptım. Hiç İller Bankası'ndan şurdan burdan da yardım almadım. Belediye imkanlarıyla yaptım. Bunların yüzde 80'inin su sorunu kalmadı. Onun için Selvi hanım ben Hilvan'ı İstanbul yapamam, İstanbul'uda Hilvan yapamam. Yani bizim bu bölgede en başta bize huzur lazım. Biz bir ilçeyiz. Sayın Kenan Paşanın bir sözü vardı; Hilvan, Siverek Fatsa'da eskiden halk mahkemeleri kurulmuş, halkın huzuru yok. Şu anda bizim birinci hedefimiz huzur.
YOL ÇALIŞMALARI...
-Peki Başkanım yol düzenleme çalışmalarında bir gelişme var mı?
-Bu sene hiçbir şey yapamadık. Ama geçen sene hastane yolunu, kaldırım ve parke taşı yaptık. Hastane yolumuz çok berbattı. Sayın Diyarbakır Valimiz Nazif Dağlı ve kaymakam beyin yardımıyla kaldırım yaptık. Bu senede park yaptık, çok güzel oldu. İnşallah önümüzdeki senede hükümet konağının oraları güzelce yapacağız. Çünkü borçlarımız bitti, bundan sonra çalışma olacak.
-Peki Başkanım belediyenizin araç parkında neler var?
-2 tane 1999 model damperli kamyon var. 2 tane binek yani bir makam birde hizmet için taksimiz var. 1 tane 1994 model kazıcı kepçemiz var, 2 tane 1995 model itfaiye aracımız var, 1 tane çöp kamyonumuz, 3 tanede çöp traktörümüz var. Et arabamız var 1997 model, ilaçlama makinamız, birde onun üstüne monte ettiğimiz 1997 model pikap var. Kompresör var.
REFORM TASARISI...
-Biliyorsunuz TBMM'nin gündemini oluşturan, Yeni Mahalli İdareler Reform Tasarısı var. Bu konudaki düşüncelerinizi alsam?
-Evet önemli bir konu. Çok sıkıntı çekiyoruz. Yaşadığım bir olayı anlatayım: Ben Cevheri'ye acil fondan sorumlu Devlet Bakanı iken, Vakıflar Genel Müdürlüğü falan da vardı; dedim ki, Sayın Bakanım Ankara'ya gidiyoruz, bu acil fondan bana bir 30-40 milyar gönder de rahatça gideyim evimde oturayım. Dedi ki, Mustafa kanun var işte nizam var falan filan. Sayın Cevheri değişti orada. Bir ANAP'lı geldi, bir belediye başkanı arkadaşımıza ilk etapta 30 milyar para gönderildi. Sayın Cevheri'ye dedim ki, hani kanun vardı, nizam vardı... Yani siyasetçiler senin dediğin gibi bu kanunu kuşa çevirdi, Mahalli İdareler Kanunu yok, bitti. Şimdi bazı yanlış işler yapılıyor. Mesela Ben Ankara'dayken Belediye Başkanları kendini afete sokmak için çaba harcıyordu. Ben birkaç sefer belediye başkanlarıyla konuşurken bana sizin orada afat oldu mu dediler? E yok. Sizin başınıza afat gelecek, ne afatı ya. Hiç afat ne olduğunu bilmeyen insanlar, Afat kelimesi bir kere ağır bir kelime. Bir kere insanlar bunu ağzına aldığı zaman üzülüyor yani.
-Peki başkanım 25 yıllık belediye başkanı olarak, rahmetli Özal döneminde 1500 belediye vardı Türkiye'de. O zamandan beri mantar gibi bitti, şimdi 3125 belediye var. Şimdi birde Urfa'ya 10 tane belediye kattılar. Buna nasıl bakıyorsunuz?
-Efendim şimdi belediyelere karşı değilim, belediyeler yapılsın. Altyapı yapılacak, çocuk parkı yapılacak, park yapılacak. Yalnız bir yeri belediye yaparken önce bunun hizmet binası, normal kadrolaşma olmalı. Belediye başkanı seçildikten sonra orada oturacak, işleri rayına oturtacak. Bir kere bir yeri belediye yapacaksan bunun önce hizmet binasını, belediye yazıişleri müdürü, 2 tane zabıta, 2 tane şoför, 1 tane çöp kamyonu, bir küçük itfaiye, bin tane çöp kutusu filan vereceksin. Bütün su abonelerini belediyeye kaydettirsin. Emlak, çöp paralarını toplasın bir yıl sonra seçim olsun, belediye başkanı gitsin orada rahat iş yapabilsin. Ben şimdi birkaç yer gördüm belediye başkanı hiç uğramıyor, bir şey yok ki. Hizmet binası yok, araç yok, gereç yok, hiçbir şey yok...
MESAJI "MESAJSIZLIK"
-Başkanım, Gazetemiz tüm devlet protokolüne dağılacak. Şimdi gazetemiz aracılığı ile devlet protokolüne olan mesajınız varsa onu alalım. Arkasından da Hilvan halkına olan mesajınız lütfen.
-Şimdi benim bizim halkımıza hiçbir mesajım yok. Ben halkımı seviyorum, halkımdan memnunum, halkımda devletin çizgisinden ayrılmadığı müddetçe biz beraberiz. Ben önce devletle beraber olanları çok severim. Onun içi benim halkım beni seviyor ben de halkımı seviyorum. Merkezi yönetime de ne söylesek boş.
-Peki başkanım 2000 yılı yatırım programında ve önümüzdeki yıl Hilvan ilçesine yapacağınız hizmetler nelerdir?
-İmkanım olsun olmasın Allah izin verirse ölmezsem yapacağım. Bizim caddeleri parke taşıyla döşeyeceğim. Birde bu parkın içinde bir şey kurulur. Yani hem kışlık hem yazlık, halkın kışın çok güzel oturacağı lüks bir şey yaptıracağım. Bir de caddelere asfalt ve parke taşı döşeyeceğim. Yani 2001 yılında bunları gerçekleştireceğiz. Allah'ın izniyle. Yukardan hiçbir beklentim yok. Hiç kusuruma bakmayın bizim belediyenin imkanları bu kadar.
-Peki başkanım, bizim sormayı unuttuğumuz ve sizin söylemek istediğiniz bir konu var mı?
-Aslında konuşacak çok şey var. Yani şimdi konuşup da yapmamak var. Mesela burada konuştuğumuz şeyleri seneye Hilvan'a geldiğinizde 2001 yılında, ben bu mücadeleleri yapacağım. Ben size teşekkür ediyorum bütün bu sorduklarınız için. Yani benim yerime başka bir belediye başkanı olsa bunları cevaplandırmazdı. Şimdi siz bazı konulara girdiniz ama ben açıklık getiremiyorum. Çünkü ben bir belediye başkanıyım, benim sakıncalarım var.
MİLLETVEKİLLİĞİNE HAZIR...
-Başkanım, zaten şunun için sizinle bu kadar detaylı röportaj yaptım. Hiçbir belediye başkanıyla bu kadar uzun röportaj yapmadım. Sebebi şuydu; sizi artık biz parlamentoda görmek istiyoruz.
-Halkın teveccühü olursa, bizim parti büyükleri, sayın Tansu Çiller, sayın Cevheri destek olur, Allah'ta nasip ederse, milletvekili olacağım. Milletvekili olacağım da bundan bir kâr mı kazanacağım? Hayır 5 sene Urfa bir milletvekili görsün. Halkıyla beraber, işçisiyle beraber, memuruyla beraber, hastasıyla beraber, sarhoşuyla beraber, meyhaneciyle beraber, namazcısıyla beraber bir milletvekili görsün. Ben sana şimdi sana açıkça söylüyorum; oraya gittiğim zaman her sabah saat 8.5'ta kalkacağım 5 tane hemşehrimi, vatandaşı arabama bindireceğim, onların işini bitireceğim, garaja götüreceğim, yol paraları yoksa onu da cebine koyup göndereceğim. Bunu yapacağım ben. Selvi hanım yanıma gelirse onunda işine bakacağım, onunda işini yapacağım. Bir milletvekili, milletin vekili olmalı sadece Şanlıurfa'nın milletvekili değil. Halkın avukatısın, halkın vekilisin, halkın dert ve dileklerini yerine getirmedikten sonra ot gibi gittin 5 sene orda kaldın, ot gibi geldin emekli milletvekili oldun. Yok, haram olsun o paralar.
MUSTAFA BAYIK KİMDİR?
1950 Kuruyazı köyü doğumluyum. Evliyim 16 tane çocuğum var. Lise mezunuyum.Siyasete 1973 yılında Adalet Partisi'nde başladım. Halen de devam ediyorum, 25 yıldır belediye başkanıyım.