goko
     
 
 
Ana sayfaArþivÝletiþim Formu
Editörün Köşesi
Konu :Yeni Bir Dönem

Yazar : Selvi Erdoğan Turgut
 
Duyurular
 "BİZİM" yazmayan hiçbir Mahalli İdareler Gazetesi sorumlulugumuzda degildir!

 Mutlak ve mutlak bizi taklit edenler olacaktır, zaman zaman ismimizin önüne veya arkasına ekleme yaparak taklit edecekler veya başka isim altında BİZİM formatımızla bizi kullanarak siz yerel yöneticileri ve siyasileri ziyaret edeceklerdir


 Bu durumda hemen gazetenin künyesine bakın, Gazete Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Selvi ERDOGAN TURGUT ise işte o gazete bizim sorumluluğumuzdadır.


 Unutmayın! Yerel yönetimlerin gözü , kulağı, sesi olan yerel yönetimlerin sorunlarını ve icraatlarını dile getiren gazete;
Bizim Mahalli İdareler Gazetesidir ...


 
Reklam

Gazetemize reklam vermek için tıklayınız.

Linkler


Yerinden Yönetim Platformu adı altında siz değerli okurlarımıza yeni yüzümüz ile merhaba demekten gurur duyuyoruz. www.yyplatformu.com.tr.
Bilgi

Bizim Mahalli İdareler Gaztesine Hoşgeldiniz. Bugün 20.11.2008 20:05:22, Ocak 2005 tarihinden itibaren portalımız toplam 1777811 ziyaret almıştır. Aktif ziyaretçi sayımız 39 .

Ekibimize Katılın
Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

 
 
 
'Baba' İle Türkiye'yi Konuştuk

9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, Türkiye'nin ve Isparta'nın dününü ve bugününü Gazetemizin Yazı İşleri Müdürü Selvi Erdoğan'a değerlendirirken önemli mesajlar verdi. Yaşanan ekonomik krizle ilgili olarak 9. Cumhurbaşkanı Demirel "Türkiye'nin kriz işaretleri vermiş olması şaşılacak bir şeydir. Türkiye'de lüzumsuz bir güvensizlik ortamı yaratılmıştır. Krizde hadise, yönetimde meydana gelen duruma hakim olamayışıdır. Türkiye bu krizle 5 yıl kaybetmiştir" dedi. Herşeye rağmen Türkiye'nin geleceğinden endişe duymadığını ancak bugünkü duruma üzüldüğünü belirten 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, mucizevi bir reçete bulmanın mümkün olmadığını söyledi. Demirel, siyasete dönüşle ilgili olarak "Benim yeni bir hizmet talebim yok. Hizmet yüklenmem yararlı olacaksa bundan kaçmam. Şu anda bundan kaçamam diyecek bir durum hasıl olmadı" diye konuştu. Türkiye'nin bir gün eyalet sistemini deneyeceğini söyleyen Demirel, yetkilerin merkezde toplanmasının Türkiye'nin ilerlemesini engellediğini açıkladı. Siyasetin en önemli çaresinin seçim olduğuna dikkat çeken Süleyman Demirel "Sıkıştığı zaman siyaset, bocalamak yerine halka gidip kendisini yeniletmelidir" çağrısında bulundu.. 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'e BİZİM MAHALLİ İDARELER GAZETESİ'nin Yazı İşleri Müdürü Selvi Erdoğan'ın soruları ve verdiği cevaplar şöyle:

Sayın Cumhurbaşkanım, sizi sadece Türkiye değil tüm dünya tanıyor. Ancak, Tamamen Isparta'ya yönelik bu sayımızda, hemşehrilerinize kendinizi kendi üslubunuzla tanıtmanızı rica etsek neler söylersiniz?

Şimdi evvela sizi tebrik ederim, çok güzel bir hazırlık yapmışsınız, güzel bir araştırma yapmışsınız. Isparta'yı daha iyi tanıtmak ve Ispartalı'yı sorunlarına daha çok sahip kılmak için yaptığınız bu çalışma, çok yararlı olacaktır. Benden hemşehrilerime, kendimi kendi üslubumla tanıtmamı istiyorsunuz. Ben, 50 senelik devlete hizmet süresi içerisinde, mühendislik yaptığım zaman, daha sonra idarecilik yaptığım zaman, daha sonra siyasette Başbakan olarak uzun seneler hizmet gördüğüm zaman, daha sonra da Cumhurbaşkanlığı görevini yaptığım zaman, Isparta'nın en ufak yerleşim birimine kadar gittim. Hemşehrilerimi gayet yakından tanırım ve Isparta'nın hemen hemen bütün meydanlarında bir çok kere konuştum; Isparta üslubuyla konuştum, kendi üslubum Isparta üslubudur. Zaten ben, 1965 senesinin Ekim ayında; 10 Ekim'de yapılmış bulunan seçimlerde Isparta milletvekili oldum. Ben 1980 senesinin Ekim ayında; siyasi partiler kapatılıp Meclis feshedilinceye kadar 12 Eylül'de yani, Isparta Milletvekili idim. Daha sonra 1987'den 1993'e kadar da yine Isparta Milletvekili idim. Binaenaleyh, Isparta Milletvekilliğini bırakıp Cumhurbaşkanlığı'na geçtiğim zaman da Isparta'ya gittim, selamladım. Şimdi benim kendimi Ispartalıya anlatmama gerek yoktur; bu açık, aşikar bir şeydir. Ispartalı benimle, ben Isparta ile kaynaşmışızdır. Gayet tabii ki dağına, taşına, kuşuna, ağacına; Isparta'nın her şeyine, ülkenin her tarafına olduğu gibi sevgimiz, muhabbetimiz vardır. Ve bir uygar dünyada, kalkınmış, uygar büyük Türkiye yapmak için giriştiğimiz mücadelede, hep dedik ki; bu kalkınmış, gelişmiş büyük Türkiye'nin içerisinde bir de gelişmiş Isparta olacaktır, gelişmiş Samsun olacaktır, gelişmiş Urfa olacaktır, gelişmiş Kars olacaktır. Ülkenin her yöresi, ancak ayağa kalktığı vakit, ülkenin tümü ayağa kalkmış olacaktır. Biz de medeni hizmetleri, ileri Batı ülkelerinde gördüğümüz standartlara uygun şekilde Türkiye'nin her tarafına götürdüğümüz gibi Isparta'mızın da her tarafına götürdük. Bizim kavgamız; cehaletle, yoksullukla, fukaralıkla, çaresizlikle ve hizmetsizlik deyin kavgada biz başarılıyız. Bundan sonrası tabii, her şey devam ister; bundan sonrasında da aynı mücadelenin devam etmesi lazım.

Sayın Cumhurbaşkanım, siz krizin de çözümün de siyasi olduğunu söylediniz. Bu çerçevede mevcut hükümeti ve Türk siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye sizce darboğazda mıdır? Bu dar boğazdan çıkabilmesi için kurtarıcılar çözüm müdür?

Sorunuz siyasi. Evet, krizin de çözümün de çaresi siyasidir. Sebebi siyasidir krizin, çözümü de siyasidir demişim; doğrudur, öyle dedim. Neden böyle dedim; kriz bir defa başladığı yerde, ekonomik kriz değildir. Çünkü başladığı yerde yani, bir yıl içerisinde Türkiye'nin yine yüzde 5'e yakın kalkınma hızı olmuş, Türkiye 2000 yılı içerisinde 20 milyar dolar ihracat yapabilmiş. Ve Türkiye, 2000 yılının başında, yani asrın başı demektir o; 20. Yüzyılın başında hasta adamken, 20. Yüzyılın başında Avrupa Birliği'ne namzet ülkeler arasına girebilmiş, G 20'lerin içine girebilmiş ve dünyanın 10 tane yükselen piyasası arasına girebilmiş, yani ve nihayet dünyada 16. büyük ekonomi olmuştur. Bunlar, batan bir memleketin işaretleri değildir, bunlar kendiliğinden de olmamıştır, bunlar büyük gayretlerle olmuştur. Geçen 10 seneye bakıldığı zaman geçen 10 senede Türkiye'nin kalkınmasında önemli gelişmeler olmuştur. Mesela, 1990'da Türkiye'nin 12 milyar dolarlık ihracatı varken, 2000'de 27 milyar dolarlık ihracatı var. Ve geliyorsunuz, 57 milyar kilovat/saat elektrik üretmişken 1990'da, 2000 yılında 124 milyar kilovat/saat elektrik üretmiş. o­ndan sonra, 24 milyar ton çimento üretmişken, 36 milyar ton çimento üretmiş ve Türkiye'de bütün rakamlar aşağı yukarı katlanmıştır. Kalkınma hızına geldiğiniz vakit; evet 2 yıl var ki 1994 ve 1999 yılı burada -6 gibi görünüyor ama o­nun dışında yine 4'e yakın kalkınma hızını Türkiye'ye sağlayabilmiştir. Şimdi böyle bir memleketin durup durduğu yerde böyle kriz işaretleri falan vermiş olması şaşılacak bir şeydir. Çünkü, aşağı yukarı krizin başladığı zamanda 25 milyar dolar rezervi olan bir Türkiye, ödenmemiş bir borcu yok, devlet borçlarını zamanında ödemiş ve enflasyon yüzde 20'lere inmiş ve devletin maaş ödemekte sıkıntısı yok.

Bütçesi olan bir devlet, yatırım yapan bir devlet, vergi toplayan bir devlet. Böyle bir ülkede niye kriz olacak?

Kriz şundan dolayı olur; bir güvensizlik havası Türkiye'de yaratılmıştır. Zaten güvensizlik havasından doğan panik, bankalar üzerine tazyiki vermiş, bankalardan para çekilmiş ve Türkiye'den dışarıya para kaçmıştır. Bu da bugünkü krizin sebebi olmuştur. Öyle olunca daha sonra krizin başlangıcında Türkiye'nin parası konvertibl. Yani istediğin kadar alabilirsin, istediğin kadar satabilirsin, bankaya gittiğin zaman o günkü rayiç üzerinden dolar alabilirsin, o günkü rayiç üzerinden dolar satabilirsin. Ve bu da 670.000 - 680.000 lira civarında dolar aşağı yukarı gidiyor, enflasyona göre dolar değişiyor. Böyle bir memlekette kriz, açık bir sebep olarak panik yaratılırsa; panik yaratılmıştır, lüzumsuz bir güvensizlik yaratılmıştır. İyi de bir tereddüt yaratılmıştır halkın zihninde. Halk üç kuruş parası varsa, bilhassa, bankalar meselesinde yaratılan panik, -bankalar batıyor şeklinde- yaratılan hava, buna sebep olmuştur. Efendim, bankalar batıyorsa devlet buna el koymalı mıydı, koymamalı mıydı, ben bunu tartışmıyorum ama, neticede bankalar batıyor şeklindeki bir imajın Türkiye'ye yayılmış olması, bankalar düzenini allak bullak etmiştir. Bir psikolojik ve heyecana dayanan işlerde, ancak güven duygularının sarsıldığı yerde, iş zordur. İş çok zordur. o­nun için siyasidir dedim.

Peki Sayın Cumhurbaşkanım şöyle diyebilir miyiz? Dövizin baskı altında tutulmasının ve önüne geçilememesinin sebebi, bir panik, iki güvensizlikle doğan bir sonuç değil midir?

Değilim. Netice itibari ile para konvertibl. Para konvertibl olunca, iki tane kur yok, çift kur yok, çift fiyat yok, hiç bir mal noksanlığı yok. Yani Türkiye ekonomisinde -ekonomiden bahsediyorum- hayıflanacak bir şey yok. Fabrikalar çalışıyor, o­ndan sonra hammadde noksanı yok, hiçbir noksanı yok Türkiye'nin. Yani Kasımla beraber kriz geldiği yerde tabi ki burada ben daha fazla meselenin içine girmek istemiyorum ama hadise, yönetimde meydana gelen duruma hakim olamama işidir. O da siyasi kadroların ve idari kadroların hepsinin beraberce duruma hakim olamayışlarıdır. Odur mesele.

Sizce Türkiye'de şimdi bir "lider boşluğu" var mı? Bizce var, önümüzde kısa dönemde yeni siyasi oluşumlardan söz etmek mümkün mü? Sizin siyasete döneceğiniz haberleri siyasi kulislerde endişe ile karşılansa da, vatandaşlar arasında heyecan yarattığı biliniyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Lider boşluğu var mı diyorsunuz. Şimdi bu çeşit sorular, gayet tabii ki herkese göre değişen şeylerdir bunlar. Bir kısım insanlar, mevcut düzenleri beğenir, bir kısmı beğenmez. Tabii herkese adam beğendirmek de o kadar kolay değil ama Türk siyaseti çok oynanmış bir siyasettir. Yani kadroları, çok tahrip edilmiş bir siyasettir. Nihayet darbeler ve çeşitli istikrarsızlıkları yaşamış bir Türkiye'dir burası. Ve 1980'de siyasi partilerin tümüyle kapatılmış olması da Türk siyasetini bugünkü parçalı ve istikrarsız duruma sürüklemiştir. Yani burda, siyaset eğer kendi haline bırakılır ve işlerse, ki işler ve mecburdur işlemeye... Kamuoyu siyaset üzerinde görevini yaparsa, siyaset kendi çarelerini bulur, kendi liderini de çıkarır, hepsini yapar, reçetesini de bulur. Yalnız, siyaset ve siyasetçi düşmanlığı, bir ülkeyi hiç bir yere götürmez. Çünkü siyasetsiz ve siyasetçisiz bir demokrasi düşünülemez. Eğer bir ayırım yapmaksızın; yani tabi ki siyasetin içerisinde düzgün olmayan kişiler vardır. Ama herkes kötüdür dediğiniz yerde, yapacağınız hiç bir şey kalmamıştır. O zaman başınıza gelene razı olacaksınız. Hem herkes kötüdür diyeceksin, hem o­ndan medet umacaksın; bu olmaz. Kötüler varsa, bütün eleştiri o­nlara yöneltilmelidir. Halkla devlet arasındaki köprüyü, halkla rejim arasındaki köprüyü kuran siyasetçidir. Peki sayın Cumhurbaşkanım, "Düşün peşime" farklıdır. Halk krizle birlikte çıldırmış durumda. "Düşün önümüze" denildiğinde sayın Süleyman Demirel ne derdi? Bu siyaset üstülüğünüz vardır.

7'den 70'e tüm herkesin sizden bir talebi olacaktır. Türk milletine bu konudaki mesajınızı alabilir miyiz?

Şimdi hadise şudur; ben 50 seneye yakın hizmet ömrümün 40 senesini siyasette geçirdim. Ben her kademede bulundum, siyasetin her kademesinde bulundum ve milletim bana her hizmeti verdi. Benim yeni bir hizmet talebim; o yok. Ama millet benden hizmet isterse, ben bunu; eğer başka birisinin yapamayacağı bir hizmetse bu, eğer hakikaten benim öyle bir hizmeti yüklenmem ülkeye yararlı olacaksa, bundan kaçmam dedim. Yalnız o ne zaman öyle bir o durum çıkar, şartlara bağlıdır dedim. Şu zamana kadar da benden hizmet talep edilmektedir, ben bundan kaçamam diyecek bir durum hasıl olmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanım, sizin Köşkte bulunduğunuz dönemde gerek ekonomik gerek siyasi istikrarı özenle koruduğunuz biliniyor. Siz görevi devrettikten sonra Başbakan sayın Bülent Ecevit'in karar alma ve uygulamada bazı sıkıntılara düştüğü görülüyor. Bunu sizin devlet tecrübenizin devlet yönetiminden uzaklaşmasına bağlıyorum. Yanlış mı düşünüyorum? Ben o hususta yorum yapamam. Ben şunu söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36 maddesinde Cumhurbaşkanı'nın fonksiyonları vardır. Ben 12 sene de Başbakanlık yaptığım için bir çok Cumhurbaşkanı ile beraber çalıştım. Hatta bunlardan 2-3 tanesinin Cumhurbaşkanı yapılmasında fiilen rol oynadığım için, işin; ben masanın o tarafını da biliyorum. Ve Anayasanın 104. Maddesindeki devletin ahenkle çalışması gerektiğinin değerini çok iyi bilirim. Orada da elimden geleni yaptım, gerek iç politikada, gerek dış politikada. Şimdi Türkiye'nin geleceği ile ilgili olarak endişe duyuyor musunuz diyorsunuz. Hayır duymuyorum. Fakat bugünkü durumdan hüzün duyuyorum, üzüntü duyuyorum. Fakat bu beni Türkiye'nin geleceği hakkında endişeye sevk etmiyor. Çünkü Türkiye, dünyada 16. büyük ekonomi olarak, 3.000 dolar adam başına gelir seviyesini yakalayabilmiş, sanayileşmiş ve sanayi mamulü ihraç eden, altyapısı kendisine yetecek kadar bir altyapısı bulunan bir ülke olarak, elinde pek çok fırsatlar bulunan bir ülke olarak, bu işleri aşacaktır ve önümüzdeki 15 sene zarfında Türkiye, dünyada kalkınmış ülkeler arasında önemli bir yere varır. Bizim istediğimiz şey, büyüyen Türkiye, gelişen Türkiye yine olmaya devam edecektir. Bizim istediğimiz şey 10 sene zarfında, 10 ülke arasında olmasıydı Türkiye'nin. Ama şimdi biraz zaman kaybettik. Belki 15 sene sonra 10. ülke olursak; gene önemli bir mesafe almış oluruz. Sayın Cumhurbaşkanım, bir meslektaşımızın size bir sorusu vardı. "1980 öncesi CHP ile koalisyon oluşturarak güçlü bir hükümet kurabilirdiniz" diyordu. Sizin buna karşılık verdiğiniz cevap çok anlamlı idi. Siz, Türkiye'nin muhalefetsiz kalmasından korkuyordunuz. Çünkü muhalefetsiz bir iktidarın denetimsiz kalacağına işaret ettiniz... Çok doğruydu. Şu andaki muhalefetin görevini yaptığına inanıyor musunuz? 1980 öncesi çok karışık bir zamandır. 1980 öncesinin hiç şartlarını düşünmeden, o­nun hakkında; o şartlar bugün kaybolmuş olduğu halde, bugünün şartları ile değerlendirme yapmak yanlıştır. O gün yani aslında bir alterason teşekkül etmiş değil. Yani Adalet Partisi iktidar, Cumhuriyet Halk Partisi muhalefet; Cumhuriyet Halk Partisi iktidar, Adalet Partisi muhalefet gibi. İki partinin bir araya gelip iktidar yapması işlemezdi, o iktidar fonksiyon ifade edemezdi. Ve demokrasi üzerinde bir çok geniş çapta karar kılardı. Ve ifade ettiğim gibi muhalefeti tam ortadan kaldırırdı. Muhalefet, iktidar kadar önemlidir, iktidardan da önemlidir. İktidar, her rejimde vardır, önemli olan işin başı muhalefettir. Yani muhalefetin ortadan kalktığı bir rejime demokrasi demek de mümkün değildir. o­nun için ben o­na razı olmadım. Zaten o­nu sadece konuşuldu o, olabilirliliği yoktu. Evet Türkiye, şu anda her alanda bir kriz yaşıyor diyorsunuz; Türkiye'nin sıkıntılar içinde olduğu belli. Tabi buna mucizevi bir reçete bulmamız mümkün değil; biraz sabretmek gerekecektir. Ve rejimin işlemesine müsaade etmek gerekecektir. Bunalmamak ve rejimin kurumlarını itibarsız hale getirmemek gerekecektir. Ve herşeyi zemininde çözmeye çalışmak gerekecektir. İfade ettiğim gibi, bu durum geçicidir.

Türkiye'de Mahalli İdarelerin önünde merkezi yönetimden kaynaklanan çeşitli sorunlar var. Örneğin maddi konular başta olmak üzere idari vesayete kadar uzanan çeşitli konular bunlar. Acaba bu idarelere yetkiler verildiği zaman, bazı görüşlere göre Türkiye'de özellikle bölücü akımların cereyan ettiği kimi yerlerde bir sıkıntı yaratır mı?

Mahalli idareler, Türkiye'nin en önemli meselelerinden biridir. Bu Türkiye'yi Ankara'dan idare etmek mümkün değildir. Esasen, merkeziyetçilik, ademi merkeziyetçiliktir. Yani yerinden yönetim veya merkezden yönetim uzun zamandır tartışılan bir olaydır. Daha Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce, bu tartışılmıştır. Ahrar Partisi diye bir siyasi partinin programında da Osmanlı Devleti'nin dağılmaması için getirilen çözümlerden birisi de ademimerkeziyetçiliktir, yani yetkilerin dağıtılmasıdır. Cumhuriyet'in kurulduğu zaman belki bu çok önemli bir şey sayılmayabilirdi ama 1924 Anayasasında da gene ademimerkeziyetçilik hasıldır. Merkezden yönetim değil ama yerinden yönetim. Ama Türkiye büyüdükçe, daha çok her şeyi merkezden yapar hale geldi. Ve bugün devletimizin tıkanmasının en önemli sebeplerinden birisi, bütün yetkilerin hemen hemen çoğunluğunun merkezde toplanmış olmasıdır. Bu, Türkiye'nin ilerlemesine de mani oluyor, adam yetişmesine de mani oluyor. Geçen röportajımızda belirtmiştiniz.

"Bir siyasi kıskançlık içerisinde olunmamalıdır" demiştiniz ve artık yerinden yönetim olmalıdır, yerel yönetimler güçlendirilmelidir, yetkileri artırılmalıdır, artık Ankara hacet kapısı olmaktan çıkarılmalıdır! Bu konuda düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Çıkarılmalıdır doğru. Yalnız bir şey daha söyleyeyim; tabii ki merkeziyetçilikten uzaklaşırken, yetki dağıtımı yapılırken, acaba bu yetkiler kötüye mi kullanılır endişesi ile getirilecek bir takım frenlerin, o yetkileri kullanılamaz hale getirmesinden endişe ederim. O zaman, sureta sözde bir yetki dağıtımı yapılmış olur. O da çok yanlış bir şeydir. Türkiye hiç korkmamalı, gayet cesurca il genel meclislerine, belediye meclislerine yetkiler vermeli. Hatta, bir çok yerlerde bu yetkiler, göreve dönüşecek, yetki verecek, kaynak da verecek. Mesela, eğitim hizmetlerini, sağlık hizmetlerini ve bir takım bayındırlık hizmetlerini bugün iller seviyesinde yapabilecek duruma Türkiye gelmiştir. Bunları yapmalı. Her şeyi var. Bir greyder operatörünü Ankara'dan tayin etmenin bir manası yok. Türkiye'deki özellikle bölücü akımların cereyan ettiği kimi yerlerde bir sıkıntı yaratır mı diyor, bu yetkiler. Bundan da korkmamak lazım. Çünkü aslında kişiler, yerel yönetimlerde yer aldıktan sonra hala bölücülük yapmaya devam ediyorlarsa yanlış; yaptıkları iş yanlıştır. o­nların başka tedbirlerini bulmak gerekir. Yani, sizi adam yerine koyuyorlar, hadi buyurun beldenize, bölgenize, halkınıza hizmet edin diyorlar. Siz de bu adam yerine konmuşluğu alıyorsunuz, başka şeye kullanıyorsunuz. Bu adamlık değil.

Merkezi idarenin küçültülmesi ekonomik hayattan çekilmesi konusunda çeşitli tartışmalar var. Bu konuda yapılan çalışmalar sonuçlandığı taktirde TBMM seçimleri acaba etkilenir mi? ? ( Yani meclise girmek için talepte bir azalma olabilir mi?) İdarenin küçültülmesi sizce nasıl başarılabilir?

Merkezi idarelerin küçültülmesi kaçınılmazdır. Burda merkezi idare küçültülüyor değil. Aslında burda iki şey önemli. Bunlardan bir tanesi devletin fonksiyonu değişmiştir. Yani, devletin küçültülmesi ve merkezi idarenin küçültülmesi ayrı ayrı şeyler gerçi. Ama ben ikisine birden bakmak istiyorum. Bir tanesi, devletin küçültülmesi hadisesidir. Devlet, görevlerinin bir kısmını delege ediyor, kendi üstünden atıyor.

Neyi üstünden atıyor Devlet?

Ticaretini ve sanayi işinin tümünü... Bu çok önemli bir şey. Bugün bir takım sıkıntılarla, koalisyon, rüşvet, suiistimal, yolsuzluk gibi bir takım sıkıntılarla karşı karşıya. Bunların içinden çıkarsa, devlet daha iyi işler hale gelir. Zaten bütün dünyanın tatbikatı, devletin daha liberal hale gelmesidir.

Bu hizmetleri kimler yapacak?

O ülkenin vatandaşları yapacaktır. Devletin vatandaşlarından korkmaması ve bu ülkenin yaptığı hizmetleri vatandaşlarına yaptırır hale gelmesi lazım. Şimdi merkezi idare; merkezi sistem, yerel yönetimlere daha çok yetki aktarmaya geçtiğimiz zamansa yine bundan hiç korkmamak lazım. Çünkü devlet, daha etkin hale gelecek, vatandaş daha mutlu olacak, hizmetler daha çabuk görülecek ve ufacık bir mesele için insanlar, Ankara'ya kadar gelmeyecek. Yani herkes, bu ülkenin vatandaşı olmanın keyfini çıkaracak. Sayın Cumhurbaşkanım Türkiye'de devlet; yıllardır vatandaşına, milletine düzenlemeler getiriyor. Vatandaşına güvenmeyen bir devlet var.

Bugüne kadar uygulanan da bunu gösteriyor. Neden Türkiye'de vatandaş, devletine düzenlemeler getiremiyor? Halkına güvenmeyen, inanmayan bir devlet anlayışını tasvip ediyor musunuz? En büyük güç, irade halktır. Bunu ben şunu için soruyorum: Diyordunuz ki, "Vatandaşımız daha bir refah düzeyine erişecek, ama mutlaka düzenlemeler olacak." Devlet tecrübenizle bu konuda neler söylemek istersiniz?

Şimdi bizim devlet tecrübemizde biz yani 50 senelik devlet tecrübemiz var. Devlet tecrübemizde birinci hedef; iç barışın, huzurun ve sükunun muhafazasıdır. İşte, "kuzgun leşe, devlet başa" tabiri de burdan gelir. İç barışın, huzurun, güvenin yerini tutacak başka bir şey yoktur. Devletin birinci fonksiyonu budur. Bunun bir parçası olarak, adaletin dağıtımını da düşünebilirsiniz. Yani iç barışın korunmasını, adaletin dağıtımını birleşik tutmak lazımdır. Bir ülkenin vatandaşının devletinden istediği, her şeyden önce güvenliktir. Devletin kuruluşundan beklenen budur. Yavaş yavaş değişmiş, demokratik devlete gelinmiştir. Demokratik devlette yine devletin bu fonksiyonu değişmemiştir. Dolayısıyla Devlet, bu fonksiyonunu, bir Anayasal çerçeve içinde ve hukukun icaplarına uygun biçimde yerine getirecektir. Bu fonksiyon işlemediği taktirde devletten şikayetler çoktur. Burada devlet, zaman zaman telaşa da kapılır ve sanki ülke yönetilemez hale geldiği gibi durumlar hasıl olur. Zaman zaman keyfi idareye kaçılır. Zaman zaman olağanüstü idarelere kaçılır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri, halkı; evvela tebaa iken, sonradan gücün kuvvetin kaynağı olmuş ve halkın yönetme hakkının, iktidarın sahibi nedandan kendisine geçmiştir. Yalnız, tabi bunu dahi kurumlarla yürütmek mümkündür. Burda hür iradesi ile serbest seçim, vatandaşın en önemli meselesi olmuştur. Türkiye 14 tane seçim yapmıştır, Cumhuriyetin kurulduğundan bu yana. Bu seçimler dahi Türkiye'de rejimin yerleşmesine yetmemiştir. Ve bunu çok da büyütmemek lazım. Mesele yerleşinceye kadar devam etmesi lazım. Yalnız, bir çok ülkede bu demokrasi kültürü ve demokrasi için kafi varlık, zenginlik gibi kıstaslar vardır. Geliri 1.000 dolardan aşağı ülkelerde demokrasiyi yürütmek hemen hemen mümkün değildir şeklinde genel kurallar var. Daha doğrusu genel kurallar demeyeyim de kabul edilmiş bir takım kurallar var. Türkiye, henüz bu sınırları yeni aştı ve Türkiye bir çok şeylerin içinden geçti. Henüz Türkiye'de halkın devlet üzerindeki hakimiyeti tam değildir. Bir çok sebeplerden dolayı tam değildir. Yönetilebilme, yönetilememe korkusundan dolayı tam değildir, henüz Türkiye'nin kanunları nizamları, o istikamette gelişmiş değildir ve devleti yönetenler de müdahaleler vs. olduğu için yani Türkiye'de huzur olsun, sükun olsun ama, halkın devlet üzerindeki hakimiyeti daha sonra olsun diye bir takım düşünceler de hep olmuşlardır. Ama efendim siz, yıllardan beri en küçük sıkıntıda hemen halka yaklaştınız. Benim yaptığım doğruydu, çünkü halkı başka türlü de zaten eğitmek mümkün değildi. Bu aşamada halka gidilmeli midir? Siyasetin en önemli çaresi seçimdir. Sıkıştığı zaman siyaset, bocalamak yerine halka gidip kendisini yeniletmelidir. Ayrıca siyasetin en önemli vasıtalarından birisi referandumdur. Bizim ülkemizde referandumu kullanamıyoruz. Bizde referandum var ama işlemez şekle getirilmiştir. Eğer Türkiye'de seçime gidilmek kolay olsa, seçilen Meclis, seçim yenilemekte daima ağır gider. Seçimin yenilenmesi mutlaka Cumhurbaşkanına verilmelidir, benim kanaatimce. Ve ben bunu bir çok kere söyledim. Türkiye, referandum müessesesini daha çok kullanmalı, daha çok halka gitmeli, daha çok halkı idareye iştirak ettirilmelidir. Türkiye'deki idari yapı Fransa'daki idari yapılanmadan alınmış, çok az düzenlemelerle Tanzimat'tan bu güne hiç değişmemiştir.

Bu nedenle, il sisteminde seçimle işbaşına gelen il genel meclislerinin başında vali gibi atanan bir yönetim görevlisi olması sizce doğru mudur? Acaba valilik veya kaymakamlık sisteminin yerine daha değişik bir model konulabilir mi? Çünkü taşrada birçok bürokratik sorunların bu modelden kaynaklandığı dile getiriliyor. Neler söylemek istersiniz?

Evet bizim bu sistemimiz, Fransızlardan alınmadır. Biz de o­nlara göre bu sistemi düzelterek geliyoruz. Valilik, kaymakamlık yerine daha başka şeyler konulması düşünülebilir. Ama, bizim sistemimizde 81 tane vali var. Belki biz eyalet sistemini deneyebilsek, belki çok daha başarılı oluruz. Eyalet sistemi ama; o­nda da şu kaygımız var; acaba bölünür müyüz kaygısını Türkiye üstünden atamadı. Herhalde bir gün Türkiye, eyalet sistemini deneyecektir. Son günlerde Avrupa Birliği'ne "Ulusal Program"ımız sunuldu. Bu program son derece geniş ve karmaşık konuları içeriyor.

Tamamını okuma imkanınız olmuşsa, bugünkü haliyle halktan kopuk, biraz daha kaba bir tabirle ceberrut devlet anlayışıyla hareket eden bu bürokratik yapıyla bu ulusal program uyuşacak mı? Veya bu yapıyı AB normlarına nasıl getirebileceğiz?

Ulusal program, benim masamın üstünde duruyor, orada; daha şimdi getirdiler. Tabi ki programı tamamen okuma imkanı olmadı fakat ana hatlarını biliyorum. Bu ulusal program dediğiniz program, aslında Türkiye'yi, Avrupa Birliği'nin müktesebatına yaklaştırıyor. Yani Türkiye'nin bir çok kanunları Avrupa'daki hale getiriliyor. Avrupa Birliği 15 ülke, hangi konuda, hangi çeşit kanun uyguluyorsa, Türkiye de yavaş yavaş o istikamete gidiyor. Bence bunun halktan kopukluğu falan o kadar önemli değil. Çünkü biz neyi yapmaya çalışıyoruz; Avrupa'yı kendimize benzetmeye değil, biz o­nlara benzemeye çalışıyoruz. o­nların ortaya koyduğu kanunlar, kurallar manzumesini almaya çalışıyoruz. Ulusal program, iyi çalışılmış bir program ve tabii Türkiye, Avrupa normlarına gelecek. Sayın Cumhurbaşkanım;

Devlet Bakanı sayın Kemal Derviş'in aslında girmek istemedim ama sayın Kemal Derviş'in, ekonomik programı hazırlarken muhalefetin de bir fikrini alması gerekmiyor muydu? İyi olurdu alınsaydı. Burada ceberrüt bir devlet anlayışı, bir baskı mı var? O devletin anlayışı değil ama kişinin anlayışı... Türkiye'de bir denetim noksanlığı var mı? TBMM'nin denetimi, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu dışında kalan diğer bakanlıkların denetim kurullarını tek çatı altında toplayarak, siyasi etkilerden uzak bir yapıya kavuşturulması, yolsuzlukların önlenmesi ve siyasi müdahalelerin önüne geçilmesi açısından daha yararlı olmaz mı?

Türkiye'de bir denetim noksanlığı var mı diyorsunuz; denetim noksanlığı değil de bir denetim fazlalığı var. Şimdi bakınız bazı işler vardır ki, eğer bunu denetime boğarsanız, o işi yapanlar kendi inisiyatiflerini kullanamaz, kendi damgalarını o işe vuramaz ve hem işin kalitesi düşer, hem işin sürati düşer. Birisine bir iş veriyorsanız, bir şeyi yapmasını istiyorsanız, o­na yetki de vermeniz lazım, güvenmeniz de lazım. Bu benim bahsettiğim şey aşırı denetimdir. Bence aşırı denetim, denetimsizlik kadar kötüdür. Hiç denetim yapmamak ile aşırı denetim aynı şeydir. O­nun içindir ki, bu oursuperavion dedikleri, Çek'lerde bir tabirdir; oursuperavion, undersuperavion oursuperaviona gitmemek lazım. Ve hizmet yapanları, yaptıkları hizmeti yapamaz duruma getirtmemek lazım. Yalnız bizim tatbikatımız bir müfettişler ordusu, zaman zaman devlete hizmetlerini görenlerin üzerlerine salıp, devletin görülmüş hizmetlerinin dosyalarını mahkemelere taşımak suretiyle, hizmet görenleri, gördükleri hizmetten dolayı pişman durumuna getirmek gibi neticelerle karşılaşırız biz zaman zaman. Bizim devletimizde kurulduğu günden beri ihbar müessessi çalışır. İhbar müessesesi, genellikle söylüyorum; iş yapan kişileri kıskananların geniş çapta eseridir. Ve bir ülkede, ülkenin hizmetini gören herkes kötü ise, zaten yapacağınız bir şey var; ört ki öleyim demek, çareniz yoktur. Ülkenin hizmetini gören insanların güvenliğini fark edeceksiniz. Bunların üstüne bir müfettişler ordusu göndererek değil, ama mutlaka bir amir-memur ilişkisi içerisinde bunların yaptıklarını münasip şekilde denetleyerek ve o­nların şevkini kırmadan, işi her zaman yapılabilir durumda tutmak icap edecektir. Corocsion; yani rüşvet ve suiistimalin çaresi, müfettişler ordusu değildir. Mutlaka başka çarelere başvurmak lazımdır; vardır o işin çareleri de. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kurulduğundan beri çeşitli devirler oldu. Bu devirlerde, idareler çeşitli denetlemelerden geçti, ihbar furyalarının içinden geçti; ben devleti çok iyi bilirim. Bunların çoğundan hemen hemen bir şey çıkmadı. Ama bir takım çok değerli insanlar incitildi, üzüldü. Sonra hizmet göreceklerin sayısı azaldı. Bu duruma devleti düşürmek gayet yanlıştır. Ne corocsion falan kimse corocsionu savunmaz. Yalnız bir tarafta corocsion olacak diye, öbür tarafta adamı iş yapamaz hale getirirseniz, o zaman da devletin işleri yürümez, etkinlik kurulmaz. Her şeyi dozunda tutmak lazım, o­nu söylemeye çalışıyorum. Devletin o kadar çok denetleme mekanizmaları var ki; her bakanlığın teftiş mekanizmaları var, her bakanlığın müfettişleri var, o­nun dışında teftiş mekanizmaları var. Sarfları, tümüyle Sayıştay'dan geçen bir devletle karşı karşıyasınız. Yani burda her şey kötü, her şey yanlış, her şey suiistimale muhatap gibi farzetmek çok yanlış. Devlet memurluğu kavramı yerine artık kamu görevlisi kavramının yerleşmesi gerekir. Ayrıca memurların güvenceleri konusunda çok katı kurallar mevcut. Örneğin hatalı davranan, görevini yapmayan memurlara ne gibi müeyyide uygulanırsa uygulansın görevden alınması veya görevine son verilmesi çok zor.

Bu sizce memurları bir tembelliğe, iş verimsizliğine itmiyor mu? Buna ne gibi bir çözüm önerebilirsiniz?

Memurlar meselesi, fevkalade ince bir meseledir, yani kamu görevlileri meselesi. Kamu görevlilerini itip kakmak da yanlıştır. Hizmet yapmayan, kalitesiz kişileri himaye etmek de yanlıştır; ikisi de yanlıştır. Yine burada devletin sicil mekanizmalarını, belki de terfi mekanizmalarını daha iyi işletmek lazımdır. Her halde, Türkiye'nin bir yeni devlet personel rejimine ihtiyacı vardır. Gel gel demek de yanlıştır, devlet yeni personel rejimine ihtiyaç vardır. Hizmet aksarsa ben buradayım! 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel ile Isparta'nın dününü, bugününü ve geleceğini de konuştuk. Her eserde kendisinin olduğunu söyleyen 9. Cumhurbaşkanı Demirel, Isparta'ya bundan sonra yapılacak hizmetlerin aksamasıyla ilgili olarak da "Hizmetler aksarsa ben buradayım" mesajını verdi. "Sayın Cumhurbaşkanım, bu kadar genel soru ve sorunların ardından Isparta'ya gelmek istiyorum.

Isparta'nın öncelikle dününü; yol, su, elektik, haberleşme, eğitim, sağlık, turizm, nüfus, fiziki yapı, gül ve halısıyla bize anlatır mısınız?" sorumuz karşısında "Gel bakalım Isparta'ya..." diye konuşan Demirel şunları söyledi:

"Şimdi, Isparta'yı çok iyi tetkik etmişsiniz diye söze başladım;çok iyi de koymuşsun her şeyi... Isparta'ya dediğimiz zaman, Isparta'nın neleri var? o­nları sana bir daha özet olarak vereceğim. 13 ilçesi, 37 beldesi, 173 köyü var. Her köyünde okul var, her köyünde ışık var, her köyünde telefon var, her köyünde içme suyu var. 356 km devlet yolunun tamamı asfalt, 307 km köy yolunun tamamı asfalt. 2047 km köy yolunun tamamı asfalt. 1965'te ben Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Başbakanı olarak göreve başladığım zaman, Isparta'nın bir tek kilometre asfalt yolu yoktu. Her köyünde ışık, her köyünde telefon; yoktu böyle şeyler. Burda şuraya kadar saydığım şey de, bizim önemli hizmetimiz var. Çünkü biz şöyle düşündük dedik ki, medeniyetin nimetlerini ülkenin en ücra köşesine kadar götüreceğiz. Nasıl yapacağız bunu; şehirde ne varsa, köyde o olacak; işte bu, o iddianın eseridir. Geliyoruz, 210 yerleşim biriminde sağlık ocağı ve sağlık evi var. 11 hastane, her kasabasında ve köyünde sağlık ocağı ve doktor var. Bir üniversite, 12 fakülte, 4 enstitü, 11 yüksek okul var, 88 lise ve dengi okulu var. Ben tüm Türkiye'yi devraldığım zaman sadece 2 tane lisesi vardı. 80 ilköğretim okulu, 8 bağımsız ortaokulu var; 238 ilkokulu, 2 ana okulu, 5.000 civarında öğretmeni, 80 bin civarında öğrencisi, 13 halk eğitim merkezi... Halen faaliyetteki barajı. Bir kısmı faaliyette, bir kısmı inşa halinde 32 göleti, sulanabilir arazisinin yüzde 90'ı sulanır vaziyette 600.000 ton elması, 12.000 ton kirazı ve Organize Sanayi Bölgesi'nde 20'den fazla fabrikası çalışıyor, 20'den fazlasının inşaatı devam ediyor. Küçük sanayi sitelerinde 1250 civarında işyerinde, 5.300 civarında işçi çalışıyor. 3.000 metre pist uzunluğu olan tam teşekküllü 45 metre pistin genişliği olan bir havaalanı. Ve Dereboğazı Yoluyla; asrın yolu ile limana Akdeniz'e ulaşan bir Isparta var. Bunların hepsini ben verdim. Haa adam kendini bilen bilmeyen şöyle demiştir, böyle demiştir. Bunu bilen bilir, hepsinde ben varım. Birisi çıksın ben varım desin. Bir kişi çıksın ben varım desin. Şunların her hangi birinde ben varım desin birisi. 30.000 öğrencili Süleyman Demirel Üniversitesi ile büyük bir şehir Isparta ve ÖSYM sınavlarında ilk 10'a giren eğitim şehri. Dünyadaki emsalleri ile boy ölçüşebilecek şekilde yeterliliğe ve kaliteye sahip sağlık tesisleri mevcut. Bugün yüzlerce kalp ameliyatı yapılabilen bir kalp merkezi. Eğirdir Gölü'nün kenarında 14 katlı olarak başlatılan -ben yaptırdım- Kemik Hastanesi. Sonra üste 4-5 tane kat attırdık. Ve işte sanayi bölgesi, sulama tesisleri, Davraz kayak merkezi, güzel sanatlarla ilgili kültür merkezi, kütüphaneleri, kültürel-sanatsal etkinlikleri... Emniyet ve asayişe yönelik önemli bir problemi olmayan huzur şehri Isparta. İşte muhteşem bir tablo. İşte, geleceğini garantilemiş Isparta.

ULAŞTIRMA: Süleyman Demirel Havaalanı, Dereboğazı Yolu, Baladız-Isparta bölünmüş yolu ve Isparta-Eğirdir bölünmüş yolu, Ayvalıpınar-Kesme yolu, Aksu-Yenişar Bademli yolu, Akşehir-Yalvaç-Şarkikaraağaç yolu... Bunların hepsinde ben varım.

HABERLEŞME: 1992-93-94 yıllarında yapılan çalışmalarla ilin tüm ilçe, kasaba ve köyleri, tam otomatik dijital telefona kavuşmuştur.

SAĞLIK: Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Şevket Demirel Kalp Merkezi, 200 yataklı SSK Hastanesi, yeni bunlar... Ben açtım bunları. Uluborlu Devlet Hastanesi, Sütçüler Devlet Hastanesi, Keçiborlu Devlet Hastanesi, Gelendost Devlet Hastanesi, Eğirdir Kemik Hastanesi (biraz önce söyledim) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi, ilçe ve köylerde 83 sağlık ocağı.

SANAYİ: Merkez organize bölgesi, merkez deri sanayii organize bölgesi, Gül küçük sanayi sitesi, Gelendost küçük sanayi sitesi, Keçiborlu küçük sanayi sitesi, Yalvaç küçük sanayi sitesi. 1960'lı yıllarda Isparta eski sanayi çarşısı, 1970'li yıllarda tuhafiyeciler sitesi, kunduracılar, yeni sanayi siteleri, 1990'lı yıllarda organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri. Demirel'in eserleri olarak ayaktadır. Bunların hepsinde aşağı yukarı ben varım.

EĞİTİM: Üniversite, burda çok önemli bir şey var; eğitim kompleksi. İki yerde var. Diyarbakır ve Aksaray'da. Burada bir fen lisesi var, aşağı yukarı bir fakülteye denktir. Bir güzel sanatlar lisesi var, bir fakülteye denktir. Sayın Mürşide Ermumcu hanım hikayesi, kitabında yazılı; anaokulu, kapalı salonu, futbolu, kültür merkezi ve burada hepsi yazılı. Süleyman Demirel Üniversitesi; 12 fakülte, 4 enstitü, 11 meslek yüksek okulu, 30 bin öğrenci. Eğitim blokları ve laboratuvar binaları yapımı devam ediyor. Süleyman Demirel Eğitim Kompleksi; fen lisesi ve spor salonu (Yurt inşaatı devam ediyor), Güzel Sanatlar Lisesi, Milli Piyango Lisesi, Mürşide Ermumcu Anadolu Kız Öğretmen Lisesi, ortaöğretim öğrenci yurtları, anaokulu, kapalı spor salonu, futbol sahası, kafeterya, kültür merkezi inşaatı. Toplam lise ve dengi okul sayısı 87'ye ulaşmıştır. Yaklaşık 5 bin öğretmen ve 80 bin öğrenci öğrenim görmektedir. 1992'den sonraki eğitim hamlesi ile Isparta ili üniversite giriş sınavlarında ilk 10 arasındadır. 1968'de eğitim enstitüsü, 1976'da devlet mühendislik ve mimarlık akademisi, 1992'de Süleyman Demirel Üniversitesi. Isparta'da yüksek öğretim bir süreçtir ve Demirel'in eseridir.

SULAMA-TARIM

Sulanabilir topraklarının aşağı yukarı yüzde 90'ı sulanabilir durumda. Şunu da Şevket Demirel'den bir alıntı yapıyoruz. 500 milyon dolar sulamalara sarf etmişsiz. Senede 250 milyon dolar geliyor. Ekmek var, aş var; herşey var. Şarkikaraağaç sulaması, Atabey sulaması, Senirkent 3. merhale sulaması, Aksu-Yılanlı sulaması ve Sorgun Barajı, Tokmacık-Çaltı sulaması, Gönen-Keçiborlu ovası sulaması, göletler. 12 adet DSİ tarafından inşa edilen gölet. 18 adet Köy Hizmetleri tarafından inşa edilen gölet vardır. Sulama inşaatları tamamlandığında sulanabilir tarım arazilerinin yüzde 90'ı sulanmış olacaktır. Tarımsal sulama yatırımları neticesinde ilimizde elma üretimi 600.000 tona, kiraz üretimi 12.000 tona, üzüm üretimi 50.000 tona ulaşmıştır. 1992'den sonra tamamlanan soğuk hava depoları ile soğuk depo kapasitesi 200.000 tona ulaşmıştır. Sayın Şevket Demirel, Ağustos 1997'de Elça tesislerinin açılışında anlatıyor: "Isparta'da sulama sahalarına 1965'den beri 500.000 dolarlık yatırım yapıldı. Bu rakamı DSİ Bölge Müdürlüğü'nün 15 günlük çalışmasından aldım. Yani Isparta ovalarına 500 milyon dolar para yatırılmış; bu 3 tane çimento fabrikası demektir. Buna karşılık halen 250 milyon dolarlık meyve geliri elde ediliyor. Bu sene 600.000 ton elma, 150 milyon dolar karşılığını veriyor. Diğer sebze ve meyvelerle 100 milyon dolar gelir verecektir. 5 sene sonra elma istihsali 1 milyon ton olacaktır. 0.25 dolar kilogramından 250 milyon dolar elmadan 250 milyon dolar da sebze, pancar ve meyveden olmak üzere 500 milyon dolar üretim olacaktır ki, tarımla uğraşan bugünkü 200.000 kişi 2.500 dolar fert başına gelir temin edecektir. Eğer bu 100 bin kişiye inerse tarımla uğraşan 5.000 dolar fert başına gelir demektir. 500 milyon dolar yatırım her sene 500 milyon dolar gelir sağlıyor. Bu rantabl bir fabrika ölçüsüdür hatta üstündedir. 200 milyon dolarlık yatırım bir çimento fabrikasıdır ve 80 milyon dolar verim verir; demek ki bunun altında. Bu rakamlar doğru tahminlerdir." Yukarıdaki ifadeler ileri görüşlülüğün ve yatırımlarda doğru karar vermenin ölçüsüdür. Bu tablo da yine Süleyman Demirel'in eseri olarak ortaya çıkmaktadır.

KÜLTÜR-SANAT

Kültür-sanat var. Ben oraya düğün salonu dahi yaptırdım, kongre merkezi olarak kullanılıyor şimdi. 150.000 nüfuslu bir şehir bu, nerede buranın düğün salonu? Orada bir nebatat bahçesi (botanik parkı) yaptırdım. o­ndan sonra bir orman yaptırdım. Öğrenci yurtları. Isparta Kültür Merkezi inşaatı devam ediyor. Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, pansiyonu, Güzel Sanatlar Fakültesi, il merkezinde kütüphane (Programa alındı arsası henüz temin edilemedi), Üniversite oditoryumu. Çok sık sanatsal faaliyetler, sempozyumlar, paneller ve konferanslar yapılıyor.

ÖĞRENCİ YURTLARI: Yüksek öğretim öğrenci yurtları, kampüs içinde 4 bin kapasiteli yurt, Yalvaç ilçesinde 500 öğrencilik yurt, ortaöğretim öğrenci yurtları, 3 bin 500 öğrencilik ortaöğretim öğrenci yurtları.

GENÇLİK VE SPOR: İl genelinde spor salonu inşaatları devam ediyor. İl merkezinde 2 yüzme havuzu, Davraz Kayak Merkezi ve programda yer alan ancak ihale edilemeyen Sav Spor Kompleksi. Evet benim size söyleyebileceklerim; özetle Isparta'yı size anlattım." Ve şu anki Isparta'ya baktığınızda Isparta ve Ispartalılar için yapmak isteyip de yapamadığınız hizmet var mı? Şimdi yapmak isteyip de yapamadığımız ne var; bir tek SAV spor kompleksi var. Maliyeden yerini aldık, ihalesi bir türlü yapılamadı. İnşallah o da yapılır. o­nun dışında her şeyi yaptım. Yapmak isteyip de yapamadığım bir şey yok. Ve böylece ben size Isparta'yı bir nebze anlattım. Başladık, Gönen kanalının yapılıp bitmesi ve Eğirdir Gölü'nden 50 milyon metreküp suyun da Gönen ve Keçiborlu ovalarına aktarılması lazım. Devam ediyor, biraz o işler kör-topal yürüyor. Ama o­nun dışında yapamadığım hiç bir şey yok; her şeyi yaptım. Yolsa yaptık, hastaneyse yaptık, sulamaysa yaptık; yani şartlar o kadar iyi geldi ki hemen hemen her şeyi yaptık. Organize Sanayi Bölgesinin ve özellikle havaalanının işlerlik kazanmadığı söyleniyor, yazılıyor, çiziliyor. Konuyla ilgili neler söylemek istersiniz? Gereksiz bir yatırım olarak düşünüyor musunuz? Organize sanayi bölgesinin ve özellikle havaalanının işlerlik kazanmadığı söyleniyor; Ankara'dan mı işlerlik kazanacak? O Isparta halkının emrine verilmiş. Sonra, yapıldığı gün işlerlik kazanmayabilir ama o bir medeni tesis. Kim itiraz ediyor havaalanına, kim itiraz ediyor sanayi bölgesine, içine sığdıramıyor. Kim itiraz ediyor içme suyu şebekelerine. Yani havaalanımız var diye övüneceği yerde adam, bu havaalanı neden yapıldı diyorsa, marazdır maraz!.. Dünyaya açılan bir pencere, 10.000 tonluk bir soğuk hava deposu havaalanının yanında, ithalatı-ihracatıyla, madem burada bir Davraz varsa, eğitim kompleksi, üniversite varsa, gerekli değil mi? Şimdi havaalanına itiraz edilir mi, uçağa itiraz edilir mi? İşte 30 dakikada İstanbul'a gidiyorsunuz; gidin gelin. Ama yok eğer biz bunları kullanmayacağız diyorsanız, itiraz havaalanına değil, itiraz medeniyete. Bunları da bence Ispartalıya mal etmek yanlıştır. Ispartalı neyin ne olduğunu biliyor. Sayın Cumhurbaşkanım, sizin Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığınız dönemlerde Isparta'ya her türlü yatırım yapılıyordu. Siz gittikten sonra bu yatırımlarda gözle görülür bir azalma oldu. Hatta Ispartalıların deyimi ile çivi çakılmıyor... Biz bunu orada bulunduğumuz süre içinde kendi gözümüzle gördük ve vatandaşlardan dinledik. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Şimdi bakın Isparta'nın aşağı yukarı pek çok hizmeti yapılmıştır. Yine yapılması lazım gelen bir takım hizmetleri varsa ki, olacaktır gayet tabii... Kültür hizmetleri olacaktır, arkeoloji hizmetleri olacaktır, daha bir çok hizmetler olacaktır. Yapılmış hizmetlerin devamı olacaktır, yarım kalan hizmetlerin bitirilmesi olacaktır. Sulama sahalarında, yollarda vs. bakım hizmetleri olacaktır; o­nları geliştirme hizmetleri olacaktır. o­nları da devlet yapar. Binaenaleyh, Isparta'ya bu kadar hizmet yapılmış, bu kadar yeter başka bir hizmet yapmayalım demek olmaz. Hemşehrilerimiz telaşlanmasınlar, sabırlı olsunlar. Zaten biz de bir yere gitmedik, buralarda duruyoruz. Binaenaleyh, Isparta'nın bu hizmetleri kendiliğinden mi görülmüş; Isparta'nın bir hizmeti aksayacak olursa biz gene buralardayız. Duygulandıran

PLAKET... BİZİM MAHALLİ İDARELER GAZETESİ'nin 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'e plaketini Yazı İşleri Müdürümüz Selvi Erdoğan takdim etti. Erdoğan, plaketi veriş gerekçesini anlatırken şunları söyledi: "Sayın Cumhurbaşkanım; plaketleri davetlerde usulen sunarlar ama, bizim bunu vermemiz için çok büyük sebeplerimiz var. Durup dururken sayın Cumhurbaşkanımıza bir plaket verelim demek farklı, bir de bunların sebeplerini yazmak, yansıtmak çok daha farklı olsa gerek. Siz artık bizim demokrasimizin ulu çınarısınız." 9. Cumhurbaşkanı Demirel, plaketimiz için "Sağol, çok teşekkür ederim. Çok güzel bir yere konacak. Daha sonra gazete çıktığı zaman o­nunla beraber Külliyeye konacak" dedi.

PLAKETİN İÇERİĞİ 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'e verilen plaketin içeriği şöyle: "İslamköy'den başlayan ve Isparta'yı kapsayan özel sayı hazırlığımız esnasında Türkiye'nin mimarı, demokrasimizin ulu çınarı olduğunuzun canlı şahidi olduk. İslamköy'den çıkarak dalga dalga Anadolu'ya yayılan ve dünya milletlerine örnek olan bu büyük mücadeleniz için şahsi takdirlerimizi sunar, tüm Türkiye adına teşekkürü borç biliriz."

DEMİREL'DEN MESAJLAR •Ekonomik krizin de, çözümün de çaresi siyasidir. • Türkiye'nin kriz işaretleri vermiş olması şaşılacak bir şeydir. • Türkiye'de lüzumsuz bir güvensizlik ortamı yaratılmıştır. • Krizde hadise, yönetimde meydana gelen duruma hakim olamayışıdır. • Türk siyaseti çok oynanmış bir siyasettir. • Siyaset kendi çarelerini bulur, kendi liderini de çıkarır. • Hem herkes kötüdür diyeceksin, hem o­ndan medet umacaksın; bu olmaz. • Kötüler varsa bütün eleştiriler o­nlara yöneltilmelidir. • Benim yeni bir hizmet talebim yok. Hizmet yüklenmem yararlı olacaksa bundan kaçmam. Şu anda bundan kaçamam diyecek bir durum hasıl olmadı. • Devletin ahenkle çalışması gerektiğinin değerini çok iyi bilirim. • Türkiye'nin geleceğinden endişe duymuyorum. Bugünkü durumundan hüzün ve üzüntü duyuyorum. • Türkiye krizle 5 yıl kaybetti. • Mucizevi bir reçete bulmamız mümkün değil. • Yetkilerin merkezde toplanması Türkiye'nin ilerlemesine mani oluyor. • Devletin vatandaşlarından korkmaması ve bu ülkenin yaptığı işleri vatandaşına yaptırır hale gelmesi lazım. • Yapılan 14 seçim, Türkiye'de rejimin yerleşmesine yetmemiştir. • Geliri 1000 dolardan aşağı olan ülkelerde demokrasiyi yürütmek hemen hemen mümkün değildir. • Siyasetin en önemli çaresi seçimdir. Sıkıştığı zaman siyaset, bocalamak yerine halka gidip kendisini yeniletmelidir. • Türkiye'de referandumu kullanamıyoruz. •Seçimin yenilenmesi Cumhurbaşkanına verilmelidir. • Bir gün Türkiye, eyalet sistemini deneyecektir. • Ulusal program, iyi çalışılmış bir program. • Hükümet, muhalefetin fikrini alsaydı iyi olurdu. • Türkiye'de denetim fazlalığı var. Aşırı denetim, denetimsizlik kadar kötüdür. • Rüşvet ve suistimallerin çaresi müfettiş ordusu değildir. • Türkiye'nin bir yeni devlet personel rejimine ihtiyacı vardır. • Ispartalı neyin ne olduğunu biliyor. • Isparta'nın bir hizmeti aksayacak olursa biz gene buralardayız. • Siyasette küsmek olmaz.

 

© Copyright-2005