
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, BİZİM MAHALLİ İDARELER Gazetesi'nin TUNCELİ Özel sayısının "Ayın Konuğu" oldu. Gazetemize çok özel açıklamalar yapan Yazıcıoğlu, "Biz korkularımızı yenmek, insanımıza güvenmek ve Türkiye'nin kalkınması için doğru olan neyse onu yapmak zorundayız.
"Bugünkü koalisyon hükümeti Cumhuriyet döneminin en çok avantajı olan hükümetlerinden biri olmasına rağmen, en kötü idare eden hükümeti oldu" değerlendirmesinde bulunan BBP Lideri Yazıcıoğlu "Bu hükümet artık güven vermiyor. Seçime gidilmesi halinde çok iyi sonuç alacağımızı düşünüyorum. Çünkü 18 Nisan 1999 seçimlerinde ben 'Milletimiz Büyük Birlik Partisi'ni nadasa bıraktı' demiştim. Şimdi nadas sırası başkalarına geldi. Büyük Birlik Partisi'nin artık ürün verme dönemindeyiz. Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu bunalımların, Türk milletinin hak etmediği bir durum olduğuna söyleyen Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu "Türkiye'nin kötü idareden kurtuluşu bizim iktidarımızla gerçekleşecektir" dedi. BİZİM MAHALLİ İDARELER GAZETESİ'nin sorularını cevaplandıran Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu "Ben siyasete küsenlere diyorum ki; siyasete küsmeyin, gelin işte tertemiz, dürüst kalmış, eline zaman zaman çok büyük imkanlar geçmesine rağmen hiçbir defosu olmayan ve bir kire bulaşmamış olan Büyük Birlik Partisi'nde buluşalım" diye konuştu. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, "Ayın Konuğu" olarak Tunceli özel sayımızda sorularımızı cevaplandırdı. Gazetemizin Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu ortamla ilgili sorularımız ve sayın Muhsin Yazıcıoğlu'nun verdiği cevaplar şöyle: Türkiye şu anda her alanda bir kriz yaşıyor.
Türk milletinin bu girdaptan çıkabilmesi için Büyük Birlik Partisi olarak reçeteniz nedir?
Demokrasilerde yönetme hakkı siyasete aittir. Eğer Türkiye olarak demokraside karar kıldıysak ki, hepimizin ortak talebi, isteği kesintisiz bir demokrasidir. Evrensel insan haklarının tam olarak uygulandığı ve yönetimlerin demokratik yollardan halkın iradesiyle belirlendiği bir Türkiye istiyoruz. O zaman demokrasilerde yönetme hakkı siyasete aittir. Eğer siyaset kurumu yeterli, seviyeli ve halka güven verecek şekilde değilse bütün kurumlar o zaman işlemez hale geliyor. Bütün kurumlar yanlış oluyor. Yani gömleğin birinci düğmesini yanlış iliklerseniz bütün düğmeleri yeniden çözmek zorunda kalırsınız. onun için siyaset kurumuna seviye katmak, siyaseti dürüst insanların işi haline getirmek ve siyaseti çözüm üreten bir kurum haline dönüştürmek zorundayız. Bugün Türkiye ciddi olarak bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Bu ekonomik krizin nedenine baktığımızda Türkiye'de darbe olmamış, ülkemiz bir savaş içerisinde değil. Allah korusun tabii felaketler olmuş ama bu tabii felaketlerin faturasını millet zaten ödemiştir.
Dolayısıyla bu büyük krizi biz niye yaşıyoruz? Bu büyük ekonomik depremi yaşamamızın sebebi ne?
Buna baktığımızda sebebin kötü yönetim olduğunu görüyoruz. Bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısının akabinde Türkiye yüzde 50 parasına değer kaybettirmiştir. Halk bir anda bir gecede yüzde 50 fukaralaştırılmışsa bunun başka bir izahı yoktur. Bunun sebebi yönetim bozukluğudur, yönetim yanlışlığıdır; siyaset kurumunun yönetme kabiliyetini kaybetmiş olmasıdır. Halk güvenini kaybettiği için şimdi bu krizden çıkış da mümkün olmamaktadır. Krizden çıkışın birinci şartı siyaset kurumunu yenilemektir, siyaset kurumunu güven verir hale getirmektir. Mutlaka bu yönetme kabiliyetini kaybetmiş olan siyasetten işe başlamak gerekmektedir.
Türkiye sizce darboğazda mıdır? Bu darboğazdan çıkabilmesi için çözüm nedir?
Tüm Türkiye gerçekten de bir darboğazdadır. Darboğaza girmiş bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Halkımız şu anda büyük bir umutsuzluk, karamsarlık içerisine düşmüştür. Sanayicisiyle, tüccarıyla, esnafıyla, köylüsüyle üreten kesimler kendi sorunlarını çözemez hale gelmişlerdir. Dolayısıyla ülkede üretim durmuştur, ihracat yeterli düzeyde değildir. Vergi ödeyecek kesimler artık vergi ödeyemez hale gelmiştir. Yani tavuk ölmüştür ve devletin, yumurta toplayabilme şansı kalmamıştır. Bu açıdan baktığımızda
Türkiye'nin önümüzdeki tablosunda gözüken açıkları neyle kapatacağız?
Yani hükümet şu anda bir bütçe hazırlıyor; 98.1 katrilyon liralık bir bütçe ve 27 katrilyon lira peşin olarak açık öngörüyor. Bu açığı neyle kapatacak; üretim yok ki ürettiği değeri dış pazarlara açarak, daha çok vergi alarak bu açıkları kapatsın. Vergiyi artırsa, vergiyi ödeyecek kesimler tükenmiş durumda. Bunun için de açık, dış borç bulunarak kapatılmaya çalışılıyor. Ancak, dış borçta da Türkiye sıkıntıya girmiş durumda. Bu sebeple artık Türkiye'nin bugünkü bütçesine iflas bütçesi ya da kriz bütçesi diyebiliriz. Bu kriz ve iflas bütçesinden Türkiye'nin süratle çıkmasını bugünkü programlar sağlayamaz. Bugünkü hükümetin güçlü ekonomiye geçiş programı diye ortaya koyduğu programa baktığımızda geçen yıl eksi yüzde 3 ekonomiyi küçültmeyi göze almışlardır. Ekonomiyi küçülttükten sonra toparlanıp güçlü bir ekonomiye geçelim dediler ama yüzde 100 sapma meydana gelmiştir. Geçen dönemdeki güçlü ekonomiye geçiş programı eksi yüzde 7 küçülmeyle sonuçlanmaktadır. Yani Türkiye bu hükümet döneminde küçülmüştür. Eksi yüzde 11 kapasite daralması olmuş ve güçlü ekonomiye geçişte de eksi yüzde 7 ile Türkiye küçültülmüştür. Bunu ileriye taşıyacak, Türkiye'ye moral verecek, ülkedeki atıl kapasiteyi harekete geçirecek, işsizliği ve üretimsizliği ortadan kaldıracak hiçbir program gözükmüyor. Türkiye'de israfı önleyecek, yolsuzluğu önleyecek, ülkenin kayıplarını ve kara deliklerini kapatacak ve bu ülkede herkesin moralli olarak üretim yapmasını sağlayacak hiçbir reform ortaya konmamaktadır. Bu gelir dağılımı adaletsizliği ile yoksulluk, yolsuzluk ve israfı adeta Türkiye'nin kaderi haline getirilmiştir. Bu yanlışlıklardan çıkış için Büyük Birlik Partisi'nin kısa, orta ve uzun vadeli olarak öngördüğü programlar var. Partimizin bu programlarından kısaca söz etmek istiyorum. Bir defa kısa vadede yapılması gereken şey önce esnafın üstündeki vergi yükünü kaldırmaktır. Bu peşin vergiyi hemen kaldırmak lazımdır. Esnafın nefes almasını sağlamak lazımdır. Devletin; reel sektör dediğimiz sanayi kesimine yani üreten, istihdam oluşturan, iş alanlarını genişleten sektöre nefes aldırması lazımdır. Bunun için de KDV oranlarının, SSK primlerinin düşürülerek; işçi çalıştıran fabrikalara, işçi çalıştıran müesseselere nefes aldırmak lazım. onların işçi çalıştırmasını teşvik etmek lazım. Yine kısa vadede yapılması gereken şey; asgari ücretten vergi almamak suretiyle, asgari ücretlinin alışveriş yapabileceği bir gelir seviyesine kavuşturulmasını sağlamaktır. Çalışan kesimlerin gelirlerinin, insanca yaşayabilir seviyede mutfak giderleri gibi tabii ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri seviyeye yükseltilmesi gerekiyor. Çünkü 5 milyon esnaf, 5 milyon da çalışan kesim var. 5 milyon çalışan kesimi ortalama dörder kişi kabul ederseniz 20 milyon eder. 5 milyon esnafı da aynı hesap içinde düşünürsek 20 milyon kişi eder. Bu 20 milyon çalışan kesim; küçük esnaftan yani bakkaldan, manavdan, butikçiden alışveriş yapmaktadır. Çalışan kesimin alım gücü daraldığı zaman bundan küçük esnaf dediğimiz kesim de etkilenmektedir. Yine köylü kesiminin, üreten çiftçinin alım gücü daraldığı zaman ki; şu anda daralıyor ve tükenmiş durumda. Bu kesim de küçük esnaflardan alışveriş yapmaktadır. Dolayısıyla esnaf kesimi bitmektedir. Hali vakti yerinde olanlar genellikle büyük marketlerden alışveriş yapmaktadırlar. Yani kredi kartı gibi şeylerle alışveriş yapmaktadırlar. O bakımdan çalışan kesim ve köylü kesiminin alım gücü tükendiğinde beraberinde küçük esnaflar da tükenmektedirler. Bunlar birbirini doğrudan etkileyen kesimlerdir. onun için çalışan kesime ve köylü kesimine nefes aldırdığımızda beraberinde küçük esnaf da nefes almış oluyor. Bunun için kısa vadede bu kesimlere nefes aldıracak programlar yapmamız lazım. Uzun vadede ise bir defa devletin kesin olarak yeniden yapılanması lazım. Yerel yönetimleri güçlendirecek, vatandaşın işini yerinde çözmesini sağlayacak, yerel yönetimlerdeki hizmet birliğini sağlayacak, seçilmişlerin yani belediye başkanlarının daha etkili olmasını, il genel meclisi ile belediye meclisini birleştirmek suretiyle yöredeki yatırım önceliklerini bu meclisin sağlamasını ve belirlemesini temin edecek ve dolayısıyla Köy Hizmetleri, Bayındırlık, Devlet Su İşleri gibi genel müdürlükleri Ankara'da olan kurumların bu hantal yapısını değiştirmek ve bu hizmetlerin hemen hepsini yerel yönetimlere devretmek lazım. Böylece yerel yönetimlerdeki her şeyin Ankara'dan çözümlenmesini ortadan kaldırmak ve yerel yönetimleri güçlendirmek suretiyle; yerinden yönetim anlayışıyla israfı önlemek lazım. Bu israfı önlerken aynı zamanda rüşvet yollarını da ortadan kaldırmış olursunuz, yolsuzluğu önlersiniz. Bunu sağlamak, her şeyi merkezden kontrol eden hantal yapıyı ortadan kaldırmak gereklidir. Bunlar uzun vadeli çalışmada yasama, yürütme ve yargıyı tamamen birbirinden ayırdığınızda Türkiye'de yargı bağımsızlığını getirdiğinizde ve bölgesel mahkemeler oluşturmak suretiyle yargıyı hızlandırdığınızda hem devletin israfını önlersiniz hem adaleti geciktirmeden sağlamış olursunuz. Böylece devlet, kapasite kullanımında daha çevik hale gelir. Devlet daha hızlı karar alan ve hızlı uygulayan bir sisteme dönüşür. Burada önüne geçilen israftan artan kazançlarla ve yolsuzluğu önlemek suretiyle elde ettiğiniz birikimleri halkın refahı için aktarırsınız. Yatırımlara dönüştürürsünüz, üretime dönüştürürsünüz. Teşvik sistemini değiştirmek suretiyle o zaman bu teşvik sisteminde de daha çok istihdam oluşturanlara, daha çok üretim yapanlara enerji muafiyeti getirirsiniz. İhracat yapanlara vergi muafiyeti getirirsiniz. Dışarıya daha çok mal satarsınız; işçi daha çok çalışır, üretir KDV ödersiniz devlete verilen vergi artar. Yani ihracatta ne kadar teşvik verirseniz o kadar devletinizin katma değeri artar. Bütün bunları da uzun vadeli projeler halinde hazırlıyoruz. Bu hazırlıklarımızdan istifade edilmesi halinde Türkiye'nin ayağındaki prangaları kırmış olur, ağırlıklarını atmış oluruz. Türkiye rahatlar ve yükselir. Tabi ki, çevremizdeki ülkelerle ticaret hacmini artırmak, Türk Dünyasına doğru açılmak, Ortadoğu'da, ve Kafkaslar'daki ilişkilerimizi artırmak da ayrıca ekonomiyle ilgili bir konudur. Çünkü siyasetin ekonomiyle doğrudan ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Görüştüğümüz yerel yöneticiler ve özellikle de kaymakamlar bazı ödenekler geldiğini ancak bunu gelen konuda kullanamadıklarını ve geri göndermek durumunda kaldıklarını söylüyorlar.
Konuyla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Kendilerine ödenek gelen yerel idareciler bu ödenekleri zaman zaman harcamak mecburiyetinde de kalıyorlar. Bu nedenle de yarım yarım bir sürü sonuç alınamayan yatırımlar oluşuyor. Halbuki yerel yönetimlerde yetki birliği oluşturulsa, hizmet birliği meydana getirilse o zaman Ankara'daki her bir bakanlığın, her bir genel müdürlüğün bir izdüşümü haline gelmiş olan bölge müdürlükleri, il müdürlükleri ve bunların makine parkları, ekipmanlarının meydana getirdiği bu hantallık ortadan kaldırılsa bütün bu makineler biraraya getirilmiş olsa, bütün bu imkanlar tek bir merkezden yerel bazda yönetime kavuşturulmuş olsa müthiş bir potansiyel ortaya çıkar. Türkiye'nin birikimleri var ve biz tabi ki, bunları birleştirirken de ortaya lüzumsuz bir sürü bina, araç, personel ortaya çıkacak. Bu personel fazlalığını, bina ve araç gereci de tabi devletin özel sektöre kanalize etmesi gerekiyor. Zaten Köy Hizmetleri yapacağı yolları ihaleye veriyor. Devlet Su işleri yapacağı işleri ihaleye veriyor. Köy yollarının ihaleye verilmesi için bir bölge müdürlüğünün oluşması şart değil. Bunu aynı şekilde belediyeler de ihaleye verir. Köyleri de belediye kapsamı içine almak suretiyle bu bölge müdürlüklerini, il müdürlüklerini ortadan kaldırarak; il genel meclisini daha etkili hale getirmek suretiyle merkezden alınmış olan payın kullanım önceliğini il genel meclisinin belirlemesini sağladığınızda en başta siyasi kayırmacılık ortadan kalkar. Misal olarak Tunceli'yi bilmeyen Ankara'nın; buradan Tunceli'nin köy yollarına karar vermesi saçmalığı ortadan kalkar. Dolayısıyla bu durum hem israfı önler, hem de imkanların daha isabetli kullanılmasını sağlar. Bir köy; köprüsü bile yokken kilometrelerce başka yerleri dolaşıp şehre ulaşmaya çalışırken, öbür tarafta başka bir köyün asfaltının üstüne yeni asfalt atmak haksızlığından ve adaletsizliğinden de kurtulmuş oluruz. Bunu sağlamamız icabediyor. Tabi bunun komple bir proje olarak uygulanması gerekir. Yani Meclisin doğrudan seçildiği, Başkanın doğrudan seçildiği, Bakanlar Kurulunun Meclis dışından oluşturulduğu, Bakan sayısının 36-37 değil 12 bakanlıktan ibaret olduğu ve yerel sorunların yerinden çözümünü sağlayacak bir yeniden yapılanmanın sağlandığı bir Türkiye'de sorunlar daha pratik olarak çözülür, daha hızlı hareket edilir. Kaynaklar da rasyonel kullanılır, bu kaynak kullanımındaki israf ortadan kaldırılır. Böylece Türkiye'nin müthiş bir potansiyelinin olduğu ortaya çıkar. Büyük Birlik Partisi'nin bu konularda çok detaylı hazırlanmış projeleri ve programları var.
Koalisyon hükümetlerinin Türkiye'yi yönetmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugünkü koalisyon hükümeti Cumhuriyet döneminin en çok avantajı olan hükümetlerinden biri olmasına rağmen, en kötü idare eden hükümeti oldu. Koalisyon ortakları birbirleriyle son derece uyumlular. Bu durum, halkın sorunlarını çözmeye yansımadı. 300'ün üstünde milletvekili desteği ile, medyanın, iş çevrelerinin, iç ve dış kredi kuruluşlarının olağanüstü desteğine rağmen bu hükümet Türkiye arabasını duvara toslamıştır ve son derece kötü bir idare sergiledi. Bugün ekonomide baktığınızda rahatsız olmayan hiçbir kesim yok. Esnaflar zamanında hükümete teşekkür ilanları yayınladılar ama şimdi teşekkürümü geri alıyoruz diye ilanlar yayınlıyorlar. Zamanında TÜSİAD'ı, TOBB'u yani hepsi hükümete, aman istikrar programı zedelenmesin ve aksamasın diye her türlü desteği verdiklerini ilan ettiler. Şimdi bunların hepsi hükümet çekilsin diye açıklamalar yapıyorlar. Sendikalar, meslek kuruluşları bu hükümetin istikrar programına zamanında olağanüstü destek verdiler. Ama şimdi bütün kesimler, artık bu hükümet milletin sırtına yük oldu, bu hükümet çekilsin diyorlar. Bu hükümet artık güven vermiyor. İnternette çok ilginç bir karikatür gördüm. Amerika, Afganistan'a füzeler atıyor. Atarken bir tanesi sayın Başbakanımız Ecevit'i füze gibi atmış... Afganlar aşağıdan bağırıyorlar: "Aman bu bombayı atmada hangi bombayı atarsan at" diye. Yani bir ülkenin Başbakanının artık bu şekilde karikatürize edilir hale gelmiş olması büyük bir talihsizliktir, büyük bir şanssızlıktır. Türkiye dışarıda çok ciddi sorunlarla kuşatılmış durumda. İçeride çok ciddi sorunları olan bir ülke ama böyle bir ülkede önünü, sağını, solunu göremeyen bir hükümet var. Bu hükümet milletin sırtında bir yük haline gelmiştir ve artık çekilmelidir. Bu yük kalkmalı ve seçime gidilmelidir.
Büyük Birlik Partisi, bugün yapılacak bir seçimden nasıl bir sonuçla çıkar?
Seçime gidilmesi halinde Büyük Birlik Partisi'nin çok iyi sonuç alacağını düşünüyorum. Çünkü 18 Nisan 1999 seçimlerinde ben 'Milletimiz Büyük Birlik Partisi'ni nadasa bıraktı' demiştim. Şimdi nadas sırası başkalarına geldi. Büyük Birlik Partisi'nin artık ürün verme dönemindeyiz. Ben Anadolu'da çok geziyorum. Belki medyaya yeterince aksetmiyor elbette ama en çok halkın içinde olan biziz. Pazarında, çarşısında, yaylasında ve her yerinde varız. Vatandaşlarımızın siyasetçilere güvensizlik içerisinde oldukları bu dönemde her gittiğimiz yerde sımsıcak karşılanıyoruz. Halkımızla her geçen gün biraz daha fazla bütünleşiyoruz. Yapılacak bir seçimde de iyi sonuç alacağımıza inanıyoruz.
Türkiye'nin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulabilmek için milletin yapması gereken görevler nelerdir?
Hiç şüphesiz millete dönmek gerekir. Mustafa Kemal Atatürk'ün meşhur bir sözü var. Diyor ki; "Kimden yardım isterseniz, ona hizmet edersiniz. Çareyi kimde ararsanız, oraya hizmet edersiniz." Şimdi çareyi IMF'de, Dünya Bankası'nda arayanlar; dışarıdan yardım alarak yaşamak isteyenler belki yaşabilirler ama kesinlikle yardım aldıkları ve çare diye başvurdukları yerlere hizmet ederler. Bunun için biz çareyi millette arıyoruz. Çareyi milletin bulmasının doğru olduğuna inanıyoruz. Bu millete güveniyoruz çünkü sonuçta biz millete hizmet edeceğiz. Yani millete güven vermek, çareyi millette aramak, israfı, yolsuzluğu ortadan kaldırarak adaleti sağlayarak herkesin ben bu ülkenin vatandaşıyım deme şerefine kavuşturarak, moral katarak bu ülkenin insanları, Türkiye'yi yukarıya alır kaldırır. Görüştüğümüz iktidar partileri ve muhalefet partilerine mensup belediye başkanlarımız yetkisizlik ve parasızlıktan yakınıyor.
On dört yıldan bu yana gündemde olan Mahalli İdareler Reformu Yasa Tasarısı için Parti olarak düşüncelerinizi alabilir miyiz? Belediye Başkanlarımız, Ankara'ya gidip gelmekten kurtarılabilir mi?
Türkiye'nin doğu ve batısı arasında yaklaşık 11 kat milli gelir farkı var. Yani bir dengesiz kalkınma söz konusudur. Bu dengesiz kalkınmayı ortadan kaldırmak için önce göçü durdurmak lazım. Göç devam ettiği sürece Türkiye'de İstanbul'un sorunları bitmez, İzmir'in sorunları çoğalır, İzmit'in sorunları çoğalır, Mersin'in sorunları çoğalır. Çünkü kapasitesinden daha fazla göç olgusuyla karşılaşan bu şehirler çarpık bir kentleşme meydana getirir ve gecekondulaşma, altyapı sorunları büyük şehirlerin sosyal problemlerini artırmaktadır. Bu sosyal problemlerin kaynağı göçtür. O zaman İstanbul'un sorununu çözmek istiyorsanız, kolaylaştırmak istiyorsanız; İzmir'in, İzmit'in problemlerini de azaltmak istiyorsanız göçün kaynağını durdurmak ve göçün kaynağı olan yörelerdeki iş gücünü artırmak, oradaki kalkınmayı artırmak lazım. İstanbul'daki çarpık kentleşmeden dolayı meydana gelecek sorunları çözmek için vereceğiniz paranın belki de çok azını Doğu ve Güneydoğunun kalkınmasına harcamış olsanız hem daha çabuk üretime dönüştürürsünüz ve İstanbul'un sorunu da çözülür. Bu sebeple bu yörelerin yani Doğu ve Güneydoğunun kalkındırılması demek Batının da sorunlarının azalması demektir. Böylece kalkınma dengesi kurulacaktır. Mahalli idarecilerin ortak bir tespitini sizlere aktarmak istiyorum. Dinlediğimiz Kaymakamlar ve Belediye Başkanları, geçmişte izlenen uygulamalardan yakınıyor. Doğu ve Güneydoğunun bugünkü durumunda, geçmişte bir sürgün yeri olarak görülmesinin payı size göre ne kadardır. Günümüzde bu imaj ne kadar değişti.
Bu bölgelerimiz bir sürgün yeri olarak görülmektense konumu nedeni ile daha tecrübeli yönetici ve kadrolar gönderilmesi gerekmiyor muydu?
İşsizliğin, sosyal problemlerin yoğun olduğu bu yörelerde devletin görevlilerinin de son derece iyi yetişmiş insanlardan teşekkül etmesi lazım. Yani yüksek bir kapasiteye, verimlilik seviyesine sahip olması gerekir. Bunun için başka yörelerdeki sorunlu insanların, sürgün gönderildiği yer değil tersine ülke sever, halkına hizmeti ibadet gibi gören, iyi yetişmiş, yörenin sosyal dokusunu, yörenin kültürel altyapısını iyi bilen ve buradaki insanların folklorik özelliklerine yakın ve iş üretme kapasitesi yüksek kişilerden teşekkül etmesi lazım. Yani bir sürgün yeri değil tam tersine bir hizmet üretme aşkı ve teşvikiyle buralara insanların gönderilmesi lazım. Öyle gönderilseydi belki de bugün yaşadığımız birçok şeyi yaşamamış olurduk. Biz bugün terörden çok çekmiş bir milletiz. Dolayısıyla terörle mücadeleye harcadıklarımızı ülkemizin imarına, kalkınmasına harcasaydık işsizlik daha çok azalsaydı, insanlarımız daha çok gelir seviyesine sahip olsalardı hem bu kadar acılar yaşanmaz, bu kadar analar ağlamaz, hem de daha güzel bir Türkiye'de beraber yaşardık. Türkiye'de Mahalli İdarelerin önünde Merkezi Yönetimden kaynaklanan çeşitli sorunlar var.
Acaba bu idarelere yetkiler verildiği zaman, bazı görüşlere göre Türkiye'de özellikle bölücü akımların cereyan ettiği kimi yerlerde bir sıkıntı yaratır mı?
Ben bu kanaatte değilim; biz korkularımızı yenmek, insanımıza güvenmek ve Türkiye'nin kalkınması için doğru olan neyse onu yapmak zorundayız. Dünyanın gelişmiş ülkelerini kontrol ettiğinizde bunların hepsinde yerel sorunların yerinde çözümünü sağladıklarını görürsünüz. Kaynakların israf edilmeden üretime dönüştürüldüğünü görürsünüz. Her şeyin merkezden kontrol edildiği; kamu binalarıyla, kamu araçlarıyla, kamuda çalışan personel yüküyle tebarüz etmiş olan ülkelerin de geri kalmış olduğunu görürsünüz. Bizim bugün Türkiye'de en büyük sorunumuzun tatil kampları, lojmanlar, kamu binaları, makam otoları, makam harcamaları en büyük problemimiz ve yükümüzdür. Bu yükü sırtımızdan atmak durumundayız, kaldırmak durumundayız. Yerel yönetimlere yetki devri, üniter yapıdan vazgeçmek değildir. Ben devletin tekliğini koruyarak her halükarda devletin üniter yapısını muhafaza ederek yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden yanayım. Ama bu her halükarda üniter yapıyı korumak suretiyle olacaktır. Hiç şüphesizdir ki, devletin resmi dili Türkçe'dir, devletin üniter yapısı korunmalıdır, bayrağı korunmalıdır. Ama sosyal sorunların yerinden çözülmesi sağlanmalıdır. Yatırım önceliklerinin yerinden belirlenmesi gerekir. Bu noktada valilerin seçimle gelmesi konusunu şimdilik Türkiye için lüks görüyorum. Aslına bakarsanız onun bile seçimle gelmesinin faydaları vardır. Ama Türkiye'nin hassas dengelerini, bugünkü sorunlarımızı dikkate aldığımızda valiler, devleti temsil etmektedirler. Zaten valiler vardır, merkezi onlar temsil ederler. Öbür tarafta hizmete dönük işlerin seçilmişler eliyle yapılması doğrudur. Milli güvenliğimizi ilgilendiren mahkemeler olmalıdır; o tür yanlışlıklar oralarda görülür. Anayasaya aykırı işler yapılırsa zaten merkezi idare yargı yoluyla gereğini yapar. Bunda bir tereddüde gerek yoktur. Yani denetimsiz bir Türkiye demiyoruz, başını alan aldığı gibi geçsin gitsin diye bir şey söylemiyoruz. Yerel yönetimleri güçlendirin deyince ayrı bir devlet statüsü vermiyoruz, ayrı bir özerklik vermiyoruz, otonomi vermiyoruz. Böyle bir şey değil; biz tapu davası niçin Ankara'da biter, Bölge mahkemesinde bitsin diyoruz. Ankara'da Yargıtay'da görev yapan hakimin kalitesinde bölge mahkemesinde kaliteli hakimler yetiştirelim, sorunu orda çözün diyoruz.Şırnak'taki bir gasp davasını Ankara'da çözmenin anlamı nedir? Şırnak'taki bir tarla davasının, köy davasının Ankara'da görülmesinin anlamı nedir?
Bunları bölgede bitirin diyoruz. Ayrıca Ankara'daki Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün Tunceli'de bölge müdürlüğü, sonra il müdürlüğü, Köy Hizmetlerinin bölge ve il müdürlüğü, Bayındırlığın bölge ve il müdürlüğü ve her birinin şubeleri; sonunda bir tarafta köyün yolu yapılırken menfez konması gereken yerde Devlet Su İşleri yoktur diye yolu yapar geçersiniz. Arabalarınız, greyderleriniz başka bir tarafa gider. Biraz sonra sel gelir ve menfez yapılmadığı için yolu alır gider. Yani bizim söylediğimiz bütün bunları yerel yönetimlerin insiyatifi ile yapalım. Yani kaynak oluşturma imkanı olsun. Elbette merkezde Meclis'in kontrolünde olacak yani yasa yapma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir. Denetim yapma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir; çünkü bütçeyi veren odur. Dolayısıyla tekil bir devletten bahsediyoruz. Bu korkulardan arınmak lazım. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde var olan, bir türlü çıkartılamayan İller İdaresi Yasasının bu anlayış içerisinde çıkartılması lazım. Yoksa yine bir takım ufak tefek rötuşlarla çıkarılacak yasa sorunlarımızı çözmez. 1938'lerdeki Köy Kanunlarıyla bugünkü problemleri çözemeyiz. Bugün seçilmiş belediye başkanlarının eli kolu bağlıdır. Her taraf makine parkı ama hala yapılmamış yollarımız var. Bir tarafta Kara Yollarının asfalt şantiyesi var ama yollar asfaltsız. Diğer tarafta belediyenin asfalt şantiyesi var ama köye yol yapamıyor, asfalt dökemiyor. Yanı başında Kara Yollarının var, o da ilçenin ille bağlantısını sağlayan ana karayoluyla uğraşıyor. Hepsini bir havuz içerisine almak suretiyle burada öncelikleri yerinde tespit ederek israfsız, verimli bir bütçe yapmamız gerekiyor. Tabi siz yeni binalar yapmışsınız, vergi toplama imkanı yok, kaynak oluşturma imkanı yok. ondan sonra da her şeyi merkeze bağlamışsınız. Belediye başkanları muhalefet partilerindense bütün muslukları kesiyorsunuz, iktidar partisiyle fay geçmeyen yerden fay hattı geçiyor yapıyorsunuz. Hiç ömründe Allah korusun afet görmemiş yeri afet kapsamına alıyorsunuz. Bir belediyenin hakkını alıp diğer belediyeye veriyorsunuz. Yani çarpıklığın her tarafta paçalardan aktığını görüyoruz. Bunları bir bütün halinde, siyasi kaygılardan uzak, bir ülke sever anlayış içerisinde, bir vatanperver bir anlayış içerisinde yaparsak bu sorunların çözümünü getiririz, buluruz. Yani niye belediye olan bir kasaba yeniden köy olalım desin. Tam tersine bütün köyler belediye sınırları içerisine alınsın ve bütün Köy Hizmetleri, Devlet Su İşleri, Bayındırlık gibi kuruluşların imkanları yerel yönetimin kontrolünde, yetki ve hizmet birliği içerisinde komple yapılsın. O zaman elimizde ne kadar imkan olduğunu YAZICIOĞLU'NDAN • Siyaset kurumuna seviye katmak, siyaseti dürüst insanların işi haline getirmek ve siyaseti çözüm üreten bir kurum haline dönüştürmek zorundayız. • Bu büyük ekonomik depremi yaşamamızın sebebi kötü yönetimdir. Halk güvenini kaybettiği için şimdi bu krizden çıkış da mümkün olmamaktadır. • Krizden çıkışın birinci şartı siyaset kurumunu yenilemektir, siyaset kurumunu güven verir hale getirmektir. • Bu kriz ve iflas bütçesinden Türkiye'nin süratle çıkmasını bugünkü programlar sağlayamaz. • Gelir dağılımı adaletsizliği ile yoksulluk, yolsuzluk ve israfı adeta Türkiye'nin kaderi haline getirilmiştir. • Devletin kesin olarak yeniden yapılanması lazım. • Bugünkü koalisyon hükümeti Cumhuriyet döneminin en çok avantajı olan hükümetlerinden biri olmasına rağmen, en kötü idare eden hükümeti oldu. • Bu hükümet artık güven vermiyor. • Seçime gidilmesi halinde Büyük Birlik Partisi'nin çok iyi sonuç alacağını düşünüyorum. Çünkü 18 Nisan 1999 seçimlerinde ben 'Milletimiz Büyük Birlik Partisi'ni nadasa bıraktı' demiştim. Şimdi nadas sırası başkalarına geldi. Büyük Birlik Partisi'nin artık ürün verme dönemindeyiz. • Millet; kendi içinden dürüst, doğru ve temiz insanları çıkartmak zorundadır. • Türkiye'de yanlışlar hep yüreklendirilmiştir; doğrular yalnız bırakılmıştır. • Dürüst insanlar siyasette var olmadıkları için siyaset; küçük bir azınlığın elindeki menfaat aracı olmuştur. • Ben siyasete küsenlere diyorum ki; siyasete küsmeyin, gelin işte tertemiz, dürüst kalmış, eline zaman zaman çok büyük imkanlar geçmesine rağmen hiçbir defosu olmayan ve bir kire bulaşmamış olan Büyük Birlik Partisi'nde buluşalım. • Kendi partisinde demokrasiyi uygulayamayanlar, Türkiye'ye nasıl demokrasi getirecekler?
Biz çareyi millette arıyoruz. Çareyi milletin bulmasının doğru olduğuna inanıyoruz. Bu millete güveniyoruz • Biz korkularımızı yenmek, insanımıza güvenmek ve Türkiye'nin kalkınması için doğru olan neyse onu yapmak zorundayız. • Türkiye'nin sorunu adalet içinde, milli birlik ve beraberlik içerisinde yönetilen bir Türkiye'dir. "Büyük Birlik Partisi'nde buluşalım" • Türkiye'nin meseleleri yabancıların değil yine milletin kendisinin çözeceğini bildiren Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, siyasete küsenlere önemli mesajlar gönderdi. "Gelin Büyük Birlik Partisi'nde buluşalım" çağrısında bulunan Yazıcıoğlu "Doğru olan yanlış yapanlara tavır almaktır. Bu ülkede satın alınamayacak değerde siyasetçiler de vardır" dedi. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, siyasete küsmenin yanlış olduğunu belirterek "Doğru olan yanlış yapanlara tavır almaktır. Bu ülkede satın alınamayacak değerde siyasetçiler de vardır" dedi.
BİZİM MAHALLİ İDARELER GAZETESİ'nin "Siyasete küsenlere, siyasette bir kenara çekilenlere dönük olarak mesajınızı alabilir miyiz?"
şeklindeki sorusunu cevaplandıran Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu "Benim çağrım; siyasete küsülmemelidir ve tam tersine siyasete daha çok sahip çıkılmalıdır. Eğer bu ülkede hırsızlar kadar, namussuzlar kadar, hainler kadar; namuslu, temiz, düzgün insanlar da birlik ve beraberlik içinde olmazlarsa, kararlı ve yürekli olmazlarsa sorunlarımız çözülemez" diye konuştu. Genel Başkan Yazıcıoğlu konuyla ilgili olarak şöyle dedi: "Şimdi siyasete küsmek yanlış; yanlış yapanlara tavır almak doğru. Yani yanlış yapanların yüzünden toptan siyasete küsüp, sanki bütün siyasetçiler yanlışmış gibi bir noktaya gelmek doğru değildir. Neticede bizim meselelerimizi aydan biri gelip çözmeyecek. Amerika gelip çözmeyecek, yabancılar çözmeyecek; bu millet çözecek. Bu millet çözecekse kendi içinden bu millet; dürüst, doğru ve temiz insanları çıkartmak zorundadır. Bu millet toptan tükenmiş değildir. Elbette bu ülkede satın alınamayacak değerde siyasetçiler vardır. Yok dersek o zaman bu millete yazık ederiz, hakaret etmiş oluruz. Bu millet büyük medeniyetler kurmuş bir millettir. Elbette kendi sorunlarını kendisi çözecektir. SİYASETE KÜSÜLMEMELİ Benim çağrım; siyasete küsülmemelidir ve tam tersine siyasete daha çok sahip çıkılmalıdır. Eğer bu ülkede hırsızlar kadar, namussuzlar kadar, hainler kadar; namuslu, temiz, düzgün insanlar da birlik ve beraberlik içinde olmazlarsa, kararlı ve yürekli olmazlarsa sorunlarımız çözülemez. Kimseyi şikayet etme hakkımız olmaz. Bugün Türkiye'de yanlış işler yapılıyorsa, yanlış yönetimler varsa bunda halkın da sorumluluğu var. Yani hesap sormadığı için, yanlış yapana tavır koymadığı için, doğru ve yanlışı birbirinden ayırmadığı için ve nereden buldun diye bunu sormadığı için, başdöndürücü israflarla siyaset yapanlara, başdöndürücü israf içinde yaşayanlara sen bunu nereden aldın, nereden buluyorsun diye soramadığı için de bu halk sorumludur. Neticede yanlışlar hep yüreklendirilmiştir; doğrular yalnız bırakılmıştır. SİYASET KÜÇÜK AZINLIĞIN ELİNDE Doğru iş yapanlar, ilkeli davrananlar, dürüst kalanlar adeta cezalandırılmıştır. Bu ülkede eline fırsat geçirmiş olanlar soydukça güçlenmişler, güçlendikçe alkışlanmışlardır. Sonuçta da halk hesap sormadığı için, dürüst insanlar siyasete bizzat girmedikleri için, dürüst insanlar siyasette var olmadıkları için siyaset; küçük bir azınlığın elindeki menfaat aracı olmuştur. Halkımızın bunu kırması lazım. BBP'DE BULUŞALIM Ben siyasete küsenlere diyorum ki; siyasete küsmeyin, gelin işte tertemiz, dürüst kalmış, eline zaman zaman çok büyük imkanlar geçmesine rağmen hiçbir defosu olmayan ve hiçbir kire bulaşmamış olan Büyük Birlik Partisi'nde buluşalım. Gelin siyaseti yeniden yapılandıralım. Gelin elbirliğiyle, işbirliğiyle tabandan tavana önce siyasi partilerde demokrasiyi işletelim. Türkiye'ye demokrasinin gelmesini istiyorsak önce Türkiye'ye demokrasiyi getirecek partilerin önce kendi içlerinde demokrasiyi uygulaması lazım.
Kendi partisinde demokrasiyi uygulayamayanlar, Türkiye'ye nasıl demokrasi getirecekler? Kendi partisinde insan haklarına yer vermeyenler başkalarına nasıl insan hakları getirecekler?
Kendi partisi içinde katılımcılığı sağlayamayanlar, çoğulculu Anadolu sevdası hiç bitmez....... • Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, adım adım gezdigi Anadolu'yu Bizim Mahalli İdareler Gazetesine değerlendirirken "Partimize büyük ilgi var. Her gittiğimiz yurt köşesinde vatandaşlar tarafından coşkuyla karşılanıyoruz" dedi. • Yazıcıoğlu, Anadolu turuna medyanın ilgi göstermedigini, ancak bundan pek de rahatsızlık duymadığını belirterek "Türk Milletinin bize gösterdigi sevgi herşeye değer. Milletimiz ilk seçimde BBP'yi bağrına basacaktır" diye konuştu.