goko
     
 
 
Ana sayfaArþivÝletiþim Formu
Editörün Köşesi
Konu :Yeni Bir Dönem

Yazar : Selvi Erdoğan Turgut
 
Duyurular
 "BİZİM" yazmayan hiçbir Mahalli İdareler Gazetesi sorumlulugumuzda degildir!

 Mutlak ve mutlak bizi taklit edenler olacaktır, zaman zaman ismimizin önüne veya arkasına ekleme yaparak taklit edecekler veya başka isim altında BİZİM formatımızla bizi kullanarak siz yerel yöneticileri ve siyasileri ziyaret edeceklerdir


 Bu durumda hemen gazetenin künyesine bakın, Gazete Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Selvi ERDOGAN TURGUT ise işte o gazete bizim sorumluluğumuzdadır.


 Unutmayın! Yerel yönetimlerin gözü , kulağı, sesi olan yerel yönetimlerin sorunlarını ve icraatlarını dile getiren gazete;
Bizim Mahalli İdareler Gazetesidir ...


 
Reklam

Gazetemize reklam vermek için tıklayınız.

Linkler


Yerinden Yönetim Platformu adı altında siz değerli okurlarımıza yeni yüzümüz ile merhaba demekten gurur duyuyoruz. www.yyplatformu.com.tr.
Bilgi

Bizim Mahalli İdareler Gaztesine Hoşgeldiniz. Bugün 20.11.2008 19:03:00, Ocak 2005 tarihinden itibaren portalımız toplam 1777707 ziyaret almıştır. Aktif ziyaretçi sayımız 38 .

Ekibimize Katılın
Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

 
 
 
Adıyaman Milletvekili Fırat'tan GAP Değerlendirmesi

GAP mağduruyuz" Adıyaman Milletvekili Fırat'tan GAP değerlendirmesi: Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin Adıyaman'a etkilerine dikkat çekerken "GAP Projesi Türkiye'ye çok şey kazandırdı. Türkiye'nin en büyük projesi, dünyanın da sayılı büyük projelerinden biri. Ancak kaybettiği bir şeyi bir şeyi söylemek gerekirse Adıyaman'ı kaybetti. Türkiye kazandı, bölge kazandı, ama Adıyaman kaybetti" dedi.

Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin Adıyaman'a etkilerine dikkat çekerken "GAP Projesi Türkiye'ye çok şey kazandırdı. Türkiye'nin en büyük projesi, dünyanın da sayılı büyük projelerinden biri. Ancak kaybettiği bir şeyi bir şeyi söylemek gerekirse Adıyaman'ı kaybetti. Türkiye kazandı, bölge kazandı, ama Adıyaman kaybetti" dedi. Projeyle, Adıyaman'ın 40'ın üstünde muhtarlığını, bir ilçesini, 100'ün üstünde de yerleşim birimini göl altında bıraktığını belirten Adıyaman Milletvekili Fırat, "Tabii her şeyin ötesinde, mecburi bir göç, özellikle bu köylerden merkeze doğru bir göç oldu. Buradan göç eden insanlarımız temelde çiftçi olan insanlardı. Her ne kadar devlet bunlara istimlak parası adı altında belli miktarda bir para ödediyse de gerek bu miktarın çok büyük miktarlarda olmaması, gerek devletin bu konuda cimri davranması ve o yöre halkının çiftçi olması nedeniyle ticareti bilmemesi ve topraktan koparılmış olması nedeniyle de çok kısa almış olduğu bu paraları kaybetti" diye konuştu. BİZİM MAHALLİ İDARELER Gazetesine Adıyaman ve Türkiye gündemi konusunda değerlendirmelerde bulunan Dengir Mir Mehmet Fırat şunları söyledi:

İŞSİZ GÜÇSÜZ KALDILAR

"Arazi sahibi, iş güç sahibi olan insanlar bir süre sonra işsiz güçsüz duruma düştü. O yerleşim biriminde olan birçok kişinin arazisi de yoktu. Bir kısmı Aydın tarafına, bir kısmı Amik Ovasına yerleşti. Ancak halen 333 aileye o tarihten bu güne kadar devlet çok cüzi bir miktar kira bedeli ödemekte ancak iskan vermemektedir. Bu toprakların kaybı ile bu bölgedeki sulu tarım yapılan araziler daha çok dere boylarında, nehir boylarında olan arazilerdir, yani şu anda su altında kalan arazilerdir. Bu arazilerin ortadan kalkmasıyla Adıyaman'da verim düşüşü meydana geldi. Bunun en bariz örneği iller arasında milli gelirden pay alma oranına baktığımız zaman Atatürk Barajının yapımından evvel Adıyaman orta sıralarda yer alırken şu anda en sondan 3'üncü veya 4'üncü sıralarda; dolayısıyla büyük bir kayba uğradığı ortadadır. Bu kayıplar aslında kaybetmiş olduğu topraklardan elde etmiş olduğu gelirlerin yok olmasındandı. Peki GAP ne getirdi ülkeye; iki temel nedene dayanıyor, birisi enerji üretimidir. Ama bunun yanında bölgeyi sulayacaktı, sulu tarıma geçiş vardı. Şanlıurfa bölgesinde böyle bir sulama meydana getirdiği halde, bundan sonra da Mardin Kızıltepe ovaları sulanacağı halde Adıyaman bu güne kadar sulanmadı. Adıyaman'a bugüne kadar böyle bir yatırım yapılmadı. İki tane proje vardı, bunlardan birisi Samsat bölgesinin pompajla sulanması, ikincisi Kahta bölgesinin belli bir kısmının pompajla sulanmasıydı. Ancak bugüne kadar bu konularda yeterli bir yatırım yapılmadı. Fırat'ın en büyük iki kolu olan Kahta üzerine iki baraj düşünülmekteydi. Bu barajlardan birisi tamamen enerji üretmek amacıyla kurulacaktı. İkincisi Koçarlı ki; hem enerji üretimi yapacak aynı zamanda da bölgenin sulanmasıyla ilgiliydi. Bununla ilgili de herhangi bir yatırım yapılmadı. Bunun yanında Adıyaman bir transit yoldu. Bu yüzden Orta Anadolu'dan ve Güneyden gelen ve Doğu Anadolu'ya bağlanan en kısa yol Adıyaman'dan geçerdi. Barajın yapılmasıyla bu yolun üzerindeki Fırat Köprüsü sular altında kaldığı için Adıyaman bir çıkmaz sokak haline geldi. Adıyaman'a giren bir araç mutlak surette geri dönmek zorunda. Adıyaman'ı geçip Diyarbakır'a geçebilmesi ancak feribot yoluyla mümkün ancak bu çok zor. Dolayısıyla bu yönden, transit geçiş yönünden de bir kayba uğradı. Şu anda düşünüyorum Adıyaman GAP'tan ne kazandı, bence hiç, hiçbir şey. Ülke kazandı, civardaki iller kazandı ama bir tek GAP mağduru olan il Adıyaman'dır.

KOTA DEĞİL YASAK VAR!

Yanlış olan şu; Adıyaman'da tütüne kota uygulanmıyor, bir kere halk kandırılıyor, tütün yasaklanıyor. Çünkü son Tütün Yasası Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere meclise gönderildi. Mecliste son olarak Plan Bütçe Komisyonuna görüşüldü. Genel kurulda en kısa sürede görüşülecektir. Şimdi yasayı incelediğinizde şunu görürsünüz; biliyorsunuz Türkiye'de iki tür tütün yetiştirilmektedir. Birisi daha çok Ege'de yetiştirilendir. Bu yabancı sigaralarda aromatik olarak yüzde 20 civarında kullanılan bir tütündür. Ama Güneydoğu'da; Adıyaman'da, Diyarbakır'da ve diğer illerde üretilen tütün ise yurt dışında üretilen sigaralarda kullanılan cins bir tütün değildir. Ayrıca Türkiye'de üretilen sigaralarda kullanılan bir tütündür. Şimdi yasa incelendiğinde aslında Tekel ortadan kalkıyor ve Tekel bir yerde dünya sermayesine açılıyor. Dünyada da sigara konusunda güçlü bir monopol var. Bu monopolün karşısında bir tek devlet tekeli duruyordu, bunu da kaldırdığınız zaman artık kesin olarak bu firmalar Türkiye'ye yerleşecektir. Zaten 1995'deki kararnameyle Türkiye'ye yerleştiler ve fabrika kurdular. Türkiye'de hızlı bir sigara ithalatı var. Türk halkı ilk defa yabancı ana malı tütünle, sigarayla karşılaştı. Şimdi bu bir alışkanlık yapan tip tütündür. Her yıl giderek artmaya başladı. Şimdi devlet bas bas bağırıyor, diyor ki; 500 bin ton stok tütünüm var, bunu yakayım mı? Senin görevin eğer Türkiye'de bir monopollere bir pazar haline getirilmiş olmasaydı, bu tütünler Türkiye'de işlenebilirdi ve milyonlarca insan da geçimin sağlardı. Şimdi bu pazar açılınca doğal olarak Adıyaman'daki tütün kullanılmayacaktır. Şu anda da 500 bin tütün stok var, yani 3-4 sene burada tütün üretimi yapılmazsa bu mevcut stoklar yeterlidir. Burada şu noktaya varıyoruz; Adıyaman bölgesinde hiç kota verilmeyecektir, kota verilmediği taktirde de ekimi mümkün değildir. Ağır cezalar gerektirir. Dolayısıyla Adıyaman'a kota uygulanması değil, tütünün yasaklanması gelmiştir. Buna çok fazla itirazımız yok aslında; itirazımız halkın büyük bir bölümü geçimini tütünden sağlarken, bu ortadan kaldırılırken buna alternatif geçim ortaya konulması lazım. Çünkü anayasada devletin vasıflarını saydığımız zaman, bir sosyal devletse Türkiye Cumhuriyeti bunu yapmak zorundadır ama bunu yapmadı. Bizim şikayetimiz budur. Bundan sonra da yapacağı kanısında değiliz; çünkü alternatif olarak bölgemiz sulu tarıma açılmadı. Kuru tarım içerisinde de bir alternatif ürün veya alternatif tarım bakımından çok sınırlı. Alternatif tarım imkanlarının yaratılmamış olması bölgede, bu güne kadar hiç olmayan bir göçü meydana getirecek. İkinci olarak altı çizilmesi gereken şey; tütün üreticisi arazi sahibi olan kişi değildir. Arazi sahibi kişi ayrıdır, tütünü üreten kişi ayrıdır. Bunlar yarıcı dediğimiz üretmiş olduğu tütünü arazi sahibiyle bölüşen toplumun en fakir kesim insanlarıdır. Bunlarda çocuk sayısı da fazladır; çünkü ucuz emeği elde edebilmek için çocuk sayısını arttırmaktadır. Dolayısıyla bu bölgede tütünün yasaklanması nedeniyle yaşanacak sosyal olay bence ülke düzeyinde olacaktır. Ümit ediyoruz ki probleme mutlak surette bir çözüm bulunması lazım.

NEMRUT YOK OLUYOR

Nemrut tanıtılamadı zaten tanıtılmak da istenmiyor. Çok yakın bir süre öncesine kadar bu bölgede yasak vardı, buraya yabancıların girmesi yasaktı. o­ndan sonraki dönemlerde bu yasaklar kaldırıldı ama teşvik edilmedi. Ancak bir süre sonra burada bir turizm fırlaması oldu, 80 öncesinde 83'lerde 100 bin civarında yabancı turist gelmeye başladı. Bölgede konaklama tesisi, yeterli altyapı olmamasına rağmen 100-150 bin civarında turist geldi. Ama Güneydoğuda bir PKK olayı var, maalesef bu şanssız bir dönem oldu, bu 100 bin turist sıfıra indi. Şu anda tanıtılıyor mu; evet 2 yıldır tanıtılıyor. Ancak tanıtmak yetmiyor, Nemrut şu anda yok oluyor. Çünkü 2100 yıllık tahribat, hem tabiatın, hem insanların tahribatı, bu bölgedeki tarihi eserleri şiddetle yok ediyor. Nemrut'a girildiği zaman şu görülecektir ki, bir kısmı yerinde duruyor ama bir kısmı yıkılmıştır, bir kısmının bir yanları kırılmıştır. Kışın donan suyun yapmış olduğu tahribatı görüyorsunuz, çatlaklar vardır. Dolayısıyla tanıtmadan önce bizim bu bölgeyi kurtarmamız gerekiyor. Bu benim ilk hedefim, bu bölgenin tanıtılmasının kısa sürede turizmle olabileceği kanısındayım. Çünkü çok otantik, dünyada bir eşi görülmeyen bir tarihi mirasa sahip. Özellikle Hollanda'da kurulmuş olan Uluslararası Nemrut Vakfı'nı da yanımıza alarak bir faaliyete geçtik. New York'ta 1 milyon doların üstünde kaynaklarını diğer firmalarla birleştirerek geçen yıl burada restorasyon ve rezervasyon çalışması için izin alındı. Geçen sene çok bilimsel tespitler yapıldı. Heykellerin mevcut durumu, resimlendi, tespit edildi. Bu sene de bu çalışma devam edecek. Düzenlenen konferansta bu çalışmalar ve sonuçları Hollanda'da değerlendirildi. İnanıyorum ki bu sonuçlar 1-2 ay kadar sonra da Ankara'da değerlendirilecek. Gelecek sene ümit ediyorum ki bu çalışmalar devam ederse, bir taraftan da restorasyona başlayacağız. Çünkü restorasyon o kadar kolay bir iş değil. Bu sene burada taş uzmanları çalıştı, buralardan numuneler aldılar, götürdüler. Şu anda İtalya'da bunun üstünde çalışmalar var. Bu taşları yeniden nasıl güçlendirebiliriz, zarar vermeden bunun çalışmaları yapılıyor. Ayrıca bu taşları nasıl yerinden kaldırabiliriz, bu tamamen bilimsel bir şey, o konuda çalışmalar var. Arkeolojik çalışmalar var, inanıyoruz ki gelecek sene bu restorasyon çalışması ve bölgenin korunma altına alınması başlayacak. Hedefimiz 5 yıllık süre içinde bölgenin tamamen restore edilmesi, koruma altına alınması ve en son safhada da bölgedeki Kommagene Kralının mezarının açılmasıdır. Biz inanıyoruz ki; bu mezar açıldığı zaman bu çağa ait çok mühim ve ilginç bilgilere ulaşma imkanımız olacaktır. Bu çalışmalar sırasında da başta Natıonal Geografik olmak üzere dünya basını bu konuyla yakından ilgilenmeye başladı. Geçen sene çok yoğun bir basının ilgisiyle karşılaştık. Geçen yıl turizmde bir tırmanış oldu, inanıyorum ki bu, bu yıl daha da artacak. Tabii ki buradaki turist sayısının artışı çok bir şey ifade etmez. Önemli olan turistin bu bölgede daha uzun bir süre kalmasını sağlamaktır. Dolayısıyla o­ndan daha çok kazanç elde edebilmektir. O zaman maalesef turizmin alt yapısı, yatak kapasitesi yeterli değildi. Nemrut Milli Parkının yol ve projeleri yapıldı, son safhalara geldi. Tabii ki en büyük isteğimiz yörenin turizm öncelikli yöre ilan edilmesidir. Bu konuda da bir sanıyorum Bakanlar Kurulunda imzaya açılmış vaziyette. Eğer bunu geçirebilirsek o zaman bizim planlarımız en geç 5 yıl içerisinde bu bölgeye 1 milyon turist çekebilmek. 1 milyon turisti bu bölgeye çekebilirsek, inanıyoruz ki bölgenin ekonomik ve sosyal problemini hallederiz. O bölgedeki işsiz insana iş sağlamış oluruz, kültürel olarak daha üst seviyeye gelmesin sağlarız kanısındayım. Bu konudaki çalışmalarımız bu yöndedir.

MALATYA-ADIYAMAN TARTIŞMASI

Nemrut konusundaki Malatya - Adıyaman tartışması tamamen bilgisizlikten kaynaklanan bir olay. Malatyalı birileri, bazı mahalli idarelerde bazı kişiler rekabeti kullanarak kendileri bundan bir siyasi rant elde etmeye çalışıyorlar. Çünkü düşünün ki; oraya 1 milyon turist geldi. Malatya'ya geldi veya Adıyaman'a geldi. Hiçbir şekilde buraya bir kuruş fazla para bırakamazlar. Adıyaman'ın yatak kapasitesi belli, Malatya'nın yatak kapasitesi bellidir. Bırakın Malatya ya da Adıyaman'da günde 500 kişi gelsin, 600 kişi geldiği zaman yatıramazsınız. Ne olacaktır, Adıyaman'a gelen turist Şanlıurfa'da, Kahramanmaraş'ta yatacaktır. Veya Malatya'ya gelmiş turist geri dönecektir aynı gece, Elazığ'a, başka bir yere gidecektir. Dolayısıyla bu tamamen bilinçsizce yapılan bir şey. Nemrut Adıyaman il sınırları dahilindedir, bundan kimsenin şüphesi yok zaten. Aslolan burayı geliştirebilmektir. Burası gelişmişse, turistin gelişi sadece Nemrut Dağıyla ilgili değildir, çünkü orada yalnız Nemrut Dağı yoktur. Arsemia, Cendere Köprüsü, Karakuş gibi bir sürü yer vardır. Aslolan siz turisti alıp Adıyaman'a, Kahta'ya getirdiyseniz, siz burada 3 gün buraları gezdirdikten sonra Malatya'ya gönderiyorsunuz işler yolunda demektir. Çünkü Malatya da tarihi bir yer, eserler orada da çok.Turisti burada da eğer 2-3 gün yatırabilmişseniz turizm budur. Yoksa turizm kavga değildir; kavganın iki tarafa bir faydası da yoktur. Şu andaki kör dövüşüdür. Bazı politikacılar, mahalli siyasetçiler bunu bir siyasi çıkar aracı olarak kullanıyorlar. Bunlar hem Adıyaman'da, hem de Malatya'da var. İki tarafta da bu tip insanlar var. Allah bu tip insanların şerrinden korusun diyorum, hepsi bu kadar. Yoksa Malatya ile Adıyaman arasında bir sınır problemimiz yok. Biz buranın kurtarılması kavgasını veriyoruz. Malatya'dan da bir ricamız var, diyoruz ki; bu heykellerin yanına kadar yol yapmayın. Ağır makineleri sokmayın, çünkü burada heykeller zaten tahrip olmuş durumda. O bölgede böyle bir çalışma yaptığınız zaman zarar verirsiniz. Adıyaman tarafında da biz arada 500 metre mesafe bırakmışız; imkanlarımız yoktu çıkaramadık anlamında değil, biliyorduk ki buraya araçları girdiğimiz zaman o bölgeye zarar veririz ve bir daha tamir edemeyiz. Malatya tarafı bunu pek anlamıyor, yolu heykellerin içerisine kadar getirmeye çalışıyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde yok. Umarım aklıselim sahibi olan idareciler düşünür ve oraya dozer sokmazlar. Bizim karşı olduğumuz konu budur, yoksa Malatya'ya turist geliyormuş biz memnun oluruz.

YASA, ÖZERKLİK GETİRMİYOR

Mahalli İdareler Yasası şu anda İçişleri Alt Komisyonunda görüşülüyor. Fazla zaman almaması için ana komisyon olan, benim de bulunduğum, Plan Bütçe Komisyonundan da arkadaşlar komisyon çalışmalarına katılıyorlar ki; bize geldiği zaman bir daha bir alt komisyon çalışması yapılmasın. Hepimizin isteği bunun bir an evvel çıkarılmasıdır. Bu kanun mahalli idarelere çözüm getirecek mi, o ayrı bir soru. Bir kere belediye başkanlarının bunu tartışması lazım. Bunu tartışmıyorlar ve şu andaki yasa tasarısının içeriğini bilmiyorlar kanısındayım. Zannediyorlar ki bu yasa çıktığı zaman özellikle belediyelerin bütün problemleri sihirli değnek değmişçesine çözülecek. Bir kere öyle değil, çünkü mahalli idarelere özerklik getirmeyen bir yasa. Mahalli idarelere belki biraz para, maddi imkan getiriyor, o­nun da çok fazla bir şey olduğu kanısında değilim. Ancak başta belediye başkanları olmak üzere mahalli idarelerin özerkliğini ortadan kaldırıyor. Problemlerin çözülmesinde mutlak surette mahalli idarelerin özerkliğine ağırlık verilmesi kanaatindeyiz. Mahalli idarelere maddi imkan tanımak ayrı şeydir, mahalli idarelere özerklik verilmesi ayrı şeydir. Dolayısıyla bu kanunun yeterli olduğu kanısında değilim. Aslında Türkiye bunu halletmiş, 1921 Anayasası bunun en güzel örneklerinden birisidir. Bu yasa incelendiğinde mahalli özerklik o kadar güzel ifade edilmiştir ki, bunun yeniden izahına lüzum yoktur. 1921 Anayasasının o üç noktasını alır yasa haline getirirseniz Türkiye'deki mahalli idareler sorunun çözmüş olursunuz zaten. Ancak şu anda gelecek olan yasanın bir çözüm olduğu kanısında değilim ama çok kısa sürede çıkacağına inanıyorum.

HALKTAKİ UMUTSUZLUK

Tabii ki umutsuzluk var. Ayakkabısız koridora çıkan bir Başbakan var ise, konuştuğu kürsüden indikten sonra konuştuğunu unutup yeniden kürsüye çıkan bir Türkiye var ise hakikatten halkın umutsuz olmaması mümkün değil. Türkiye buna layık değil bir kere. Ben her zaman o­nu söylüyorum, bugün diyelim ki bir 100 metre kare arsanı veya 1976 model bir aracınız varsa o­nu satmak için notere gittiğinizde 65 yaşın üzerindeyseniz sizi doktora gönderiyorlar, sağlam raporu alınsın diye. 1milyonluk-5 milyonluk bir işlemi yapmak için 65 yaşındaki insandan eğer akli dengesi yerindedir diye rapor isteniyorsa, herhalde Türkiye bundan çok daha değerlidir. Özellikle fiziksel yetersizliği belli olan, birbiriyle kan uyuşmazlığı belli olan 3 partinin idare ettiği bir devletin bu günkü haline şaşmamak lazım. Halkın buna güven duymasını istemek de biraz abes olur. Bilhassa halk da bunu istiyor. Bir an önce, halk bütün sıkıntısına rağmen, açlık çekmesine rağmen, ben son gezimde halk bu açlığından şikayet etmedi. Benden tek bir şey istedi, ne zaman seçim var. Bunun ne anlama geldiğini de anlıyorum, aslında gelin biz sizin dersinizi vereceğiz diyor; bu noktaya gelinmiştir. Ne gibi tedbir alırsanız alın, Amerika, Avrupa Birliği ne kadar yardım yaparsa yapsın halkımız size inanmıyorsa mevcut kötü durumun düzeleceği kanısında değilim. Öncelikle bir güven tazelemesi lazım. Bu da bir an önce seçim demektir.

ADIYAMANIN ACİL İHTİYAÇLARI

Adıyaman'ın çok şeye ihtiyacı var, çok büyük şeyler yaptığımı söyleyemem. Adıyaman'ın etrafına baktığımız zaman Şanlıurfa dediğimiz bir şanlı yer, bir tarafta başında gazi olan bir Gaziantep, bir yanda başı kahraman olan bir Kahramanmaraş var. Adıyaman da gazi olan, şanlı olan, kahraman olan illerin arasında olsa olsa mazlum Adıyaman demek lazım herhalde. Bugüne kadar bir şey yapılmamış, ama çok ihtiyaçları olan, milli gelirden en az pay alan en alttan 4., 5. il. Ne yapmak lazım Adıyaman'a? En azından Adıyaman'ın her köyüne su götürmek lazım, insanca yaşa

DENGİR MİR MEHMET FIRAT

1943 Kahta doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Serbest avukatlık, ihracatçılık ve çiftçilik yaptı. Evli ve 2 çocuk babası.

 

© Copyright-2005