
'Millet pişman` DYP Grup Başkanvekili Turhan Güven, Gazetemize Türkiye ve hükümeti değerlendir. Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Turhan Güven, hükümetin bir dahaki seçimlerde sandıkta kalacağını ve Meclise giremeyeceğini bildiği için hükümet ortaklarının bu süreyi uzattıklarını söyledi. Güven "Ama uzatmanın bir yararı yoktur, çünkü bundan zarar gören millettir. O yüzden Türkiye'de sonbaharda bir seçim yapılmalıdır. Türkiye'nin kurtuluşu bu hükümetin gitmesiyle mümkün hale gelmiştir" dedi.
Türkiye işi bilmeyen insanların eline geçince bu noktaya gelineceği de belliydi. Fakat vatandaşın merhameti ve unutkanlığı Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Burada tek başına hükümeti ve ortakları suçlamak mümkün değil; bu sonuç 1999 seçimlerinin sonucudur" diyen Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Turhan Güven, millet olarak çok unutkan olmanın cezasını çektiklerini söyledi. Turhan Güven "Sayın Ecevit dürüst insandır, bundan hiçbir şüphe yok. Ama dürüst olmak, etrafının da dürüst olmasını sağlamakla mümkündür. Yüce divanda mahkum olan bakanlara bakarsanız 80 sonrasında Ecevit hükümetinin bakanları olduğunu görürsünüz. Ama millet bunları unuttu ve oy verdi. Bugün ise verdiği oyun pişmanlığını duyuyor. Koalisyon ortaklarının Türk milletine hiçbir şey veremediği artık açık seçik bellidir" diye konuştu. Bizim Mahalli İdareler Gazetesi'ne açıklamalarda bulunan DYP Grup Başkanvekili Turhan Güven şunları söyledi:
1950'Lİ YILLARIN DEĞERLENDİRMESİ
"Kim ne derse desin özellikle 1950'lerden sonraki dönemlerde Türkiye büyük merhaleler kat etmiştir. Bunları gözardı etmek, bu gelişmeleri anlamamak mümkün değil. Çünkü Atatürk'ün temelini attığı Cumhuriyetin payidar olması, dünya kaldıkça devam etmesi fevkalade önem arz eder.
TERÖR YILLARI UNUTULMAMALI
Devletin zaman zaman sıkıntıları olmuştur. Özellikle Türkiye'yi bölmek, parçalamak isteyen bir takım içte ve dışta hoş olmayan güçler vardır. Bunların muhakkak ki parasal güçleri de vardır. Türkiye 15 yıl terörle mücadele etmiştir. Bu mücadelede herkesin eskiyi unutma yerine, o günleri hatırlamasını arzu ediyorum. Çünkü millet olarak biz çok unutkanız. Bizim için söz konusu değil ama siyasetle uğraşanlar milletin bu unutkanlığına bel bağlamış görünüyorlar. Bir de bu millet gerçekten çok merhametlidir. Yani kendisine ne kötülük yapan olursa olsun bir süre sonra hem unutuyor hem de bağrına basıyor. Af tabii ki güzel şey ama kendisine acı çektirenleri de gündemden çıkarmamak lazım.
RTÜK YASASINA TEPKİ
Bugün Türkiye bir taraftan AB'ye girmek isterken diğer taraftan da demokratik gelişmeleri sağlayacak bir takım ilerlemeler kaydedemiyor. Bir RTÜK Yasası çıktı. Bunun bence en büyük tehlikesi Türkiye'de demokrasiyi engellemeyi sağlamasıdır. Çünkü hür ve demokrat bir basın olmadığı sürece, demokrasinin ilkelerini yerleştirmemiz ve ortaya koymamız mümkün olmaz diye düşünüyorum. Özellikle Anadolu basını için felaket habercisi demek mümkün. Yine dünyada gelişen İnternet ağı içinde Türkiye'nin, bugün içinde bulunduğu noktadan daha ileri gitmesi lazımken bir takım yaptırımlarla bunu engellemek, İnterneti yurt dışına kaçırmak ve ondan yayın yapmak gibi bir olayı getirir. Biliyorsunuz TV'ler de böyle başlamıştı. İlk özel televizyonlarımız yurt dışından yayın yapıyorlardı. Ama daha sonra çıkan kanunlarla yurt içinde yayın mümkün hale geldi. Bunları geliştirmek demokrasinin kurum ve kurallarını yerleştirmek yerine bunları engellemek noktasına gitmek, bizi AB'ye yakınlaştırır mı, uzaklaştırır mı bunu vatandaş takdir edecektir.
KRİZİ DEĞERLENDİRDİ
Siyaseti, hükümeti ve yaşanan krizi birbirinden ayırmak mümkün olmadığı gibi, benim yapacağım ifade de bir malum-ı ilandır. Bundan öteye gitmiyor. Türkiye'de artık en ücra köydeki vatandaşın evine TV giriyor. Bunlar hep Demokrat ve Adalet Partisi'nin eseridir. DYP'nin katkıları da vardır. Türkiye'de yapılan yollar, barajlar, kanallar ne varsa 50'den sonraki ilerleme hamlesiyle yapılan işlerdir. Türkiye işi bilmeyen insanların eline geçince bu noktaya gelineceği de belliydi. Fakat vatandaşın merhameti ve unutkanlığı Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Burada tek başına hükümeti ve ortakları suçlamak mümkün değil; bu sonuç 1999 seçimlerinin sonucudur. Bir terör olayının apar topar paketlenmesi seçimleri etkilemiştir. onun yanında bir takım küçük nüanslar ve olaylar milleti etkilediği için bugün Türkiye'de % 2-3'lere düşen DSP'nin oyu % 20'lerin üzerine çıkmıştır. Halbuki millet 1975'ten 78-79'a kadar olan dönemi, Ecevit'in başbakan olduğu dönemlerdeki yokluğu, kıtlığı, yine Cumhuriyet tarihinde en fazla hükümette bulunan bakanların hangi dönemde mahkum olduklarını ve bu hükümetin başkanının da kim olduğunu hatırlayabilseydi bugünler yaşanmazdı. Sayın Ecevit dürüst insandır, bundan hiçbir şüphe yok. Ama dürüst olmak, etrafının da dürüst olmasını sağlamakla mümkündür. Yüce divanda mahkum olan bakanlara bakarsanız 1980 sonrasında Ecevit hükümetinin bakanları olduğunu görürsünüz. Ama millet bunları unuttu ve oy verdi. Bugün ise verdiği oyun pişmanlığını duyuyor. Bugün koalisyon ortaklarının Türk milletine hiçbir şey veremediği artık açık seçik bellidir. Elbette böyle bir yönetimin ortaya çıkartacağı tablonun da Türkiye için iyi bir tablo olmayacağı belliydi. Bir sabit kur uygulaması yaptılar, bunun yürümediği görüldü. Siyasi uyumsuzluğun getirdiği, istikrar uğruna demokrasinin ortadan kaldırıldığı bir dönemdir, bu dönem. Bizim uyumumuz vardır, biz hükümeti rahat götürüyoruz demek yetmiyor. Bunun bilimsel de olsa, siyaseten de olsa, ekonomik de olsa bir takım değerlendirmeler yapmak lazım. Bugün yan yana gelen 3 koalisyon ortağının verdiği görüntü şudur: DSP olaylara ilgi duymamaktadır. MHP daha henüz iktidar olduğunun farkında değil ama eskiden olduğu yerleşik olayların tesirindedir. ANAP'ın Cumhuriyet tarihinde ilk defa görülmüştür ki, yolsuzluktan düşürülen hükümetin başkanı halen o partinin genel başkanıdır. Bütün bunları yan yana getirdiğin zaman, bu hükümetin başarılı olması zaten beklenemezdi.
MİLLET FUKARALAŞTI
Bugün Türkiye'de millet fukaralaşmıştır. Gayri safi milli hasıladaki, borçlanmadaki oranı görüyorsunuz. 230 milyar doların üzerinde iç ve dış borç var. Bunların ödenmesi yine dışarıdan borç alınarak yapılıyor. Eskiden de borç alınırdı ama ortaya bir yatırım çıkardı. Şimdi alınan borçlar, sadece mevcut eski borçların kapatılması uğrunadır. Görünen odur ki, bu hükümetle milleti yönetmek mümkün değildir. Gittikçe işler daha kötüye gidiyor. Bütün ekonomik bunalımlara, kur değiştirmelerine rağmen Türkiye'yi bir kriz daha beklemektedir. Türk parası, 680'lerden 1700 dolarlara giderken, faiz oranları 1000'leri geçerken duruma iyimser bakmak mümkün değil. Şu anda sabit bir kur var ve Türk parası değer kazanmış gibi görünüyor. Bu değer kazanma da ihracat yerinde saydırılıyor. Halbuki Türkiye'nin ihracattan başka kurtuluş yolu yoktur. Türkiye daha önce de mesela 5 Nisan kararları gibi benzeri sıkıntılar yaşamıştır. Sayın Tansu Çiller döneminde bunu 7-8 ay içinde atlattık. Hem de büyük bir borçlanma olmadan atlattık. Türkiye mutlaka kendi öz kaynaklarına dönmelidir. Bu da ancak güven duygusuyla olur. Türkiye'yi borçtan ve krizden kurtarmak mümkündür. Bunun için 3 şey önemlidir: 1. Kaliteli üretim, 2. İhracat, 3. Millete güven. Millette güven varsa, cebindekini son kuruşuna kadar devletin emrine verir. Ama bu güven duygusu olmadığı sürece yastığın altındaki dövizini çıkarmaz. Bu dönme dolap hikayesi Türkiye'yi Ekimden sonra yeni bir krizin eşiğine getirebilir. Sadece enflasyonu durduracağım diye hareket etmek, bir şey ifade etmiyor. O durgunluğun sebeplerini başka yerlerde aramak lazım diye düşünüyorum.
DYP'NİN DURUMUNU DEĞERLENDİRDİ
Siyasette birilerinin beceriksizliği, hiç kimseye aslında artı olmamalıdır. Şimdiye kadar yanlış tespitlerle bu noktaya geldik. Ama biz pozitif siyaset yapmak istiyorsak, onların zafiyetleri üzerine gelişmeyi değil de, bizim bundan sonra ne yapacağımızı net ortaya koymamız lazım ki, biz böyle yapıyoruz. Karşının noksanları nedir; bunları ortaya koyuyoruz. Bunları ortadan kaldıracak sistemin ne olduğunu söylemek lazım. Türkiye'de bütçe dengesi kurmanın yolları nedir, dış borçlanmadaki safhalar nedir, Türkiye'de gelecek için ne yapmak lazım, Türk milletini müreffeh, hukuka saygılı, çağdaş hukukun bir örneğini yerleştirmek için neler yapmak lazım. Biz bunları milletimize sunuyoruz ve sunmaya devam edeceğiz. Ama yeteri kadar anlaşıldığımızı söylemek mümkün değil. Neden? Türkiye'de çağdaş normları yakalayabilmek için evvela bilgi düzeyi olması lazım. Çağdaş gelişmeyi sağlamak, bunun yanında da dünyanın teknolojisi neyse onu getirebilmenin yollarını bulacağız. Bulmamız ve süratle o kalkınmayı sağlamamız lazım. Türkiye'yi, çağdaş ülkelerin yalnız hukuki şeylerine değil, teknolojisine de sahip olmak için bir gayret içinde olmak lazım. Bu ikisi yan yana geldiği zaman siz Türk milletini "Demokrasi mi, ekmek mi" diye bir ikilem içinde bırakma hakkına sahip değilsiniz. Bu hem ekmek hem de çağdaş hukukun normlarında ne varsa ona da sahip olacak. Yani devlet-millet ilişkisi içinde esas olan önce millettir. Her şey devlete göre değil de millete göredir. Yıllardır eksiklikler var; eskiden bizim de yaptığımız hatalar oldu, kabul etmek lazım. O yanlışı bazen biz de yapmışız. Nedir? Önce devlet; hayır önce millet olmalı. Kanun devleti, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü noktasına varmak istiyorsanız artık bu iki evreyi geride bırakıp, hukuk devletinden de öteye giderek, hukukun üstünlüğü normlarına yaklaşmamız lazım. Bunları yakaladığınız zaman, bu noksanları yaratan partiler gider, yapabilecek kabiliyeti olanlar gelir. O yüzden DYP'nin bugün yükselişe geçmiş olması yeterli değildir. Bana göre daha da yükselmesi gerekir. % 20'ler DYP'nin yeri değildir, daha yükselmelidir. 1999 seçimleri öncesi demokrasi paketi adı altında bir şeyler söyledik. Fakat bunları genel seçimle mahalli seçimlerin birbirine girmesi yüzünden tam anlatma imkanımız olmadı. Tabi geçen bu 3 yıl içinde bunların revize edilmesi söz konusu ve revize edildi. Bunları yeniden millete sunmanın zamanı çoktan geldi. Yani yargıda, ticarette ne yapacağız, ne yapılması lazım; devletin yeniden yapılanması konusunda neler getirmek lazım, bunların hepsi var. Ama bunları millete götürüp rahatlıkla anlatma imkanına sahip olmamız lazım. Ama DYP bugün bu imkana maalesef sahip değil. Çünkü karşımızda kendi çıkarlarını milletin çıkarlarının üzerinde gören bir zihniyet var. Bunlarla mücadelemiz var, sonuna kadar da devam edecektir. Fakat bunların elinde de büyük imkanlar var. O imkanlar bizim elimizde yoktur. Bunlar radyodur, televizyondur, gazetedir, bankadır. Bunların şimdi başka bir olayı daha var. O da büyük politikalar üreterek Türkiye'yi başka noktalarda ele geçirme olayıdır. O zaman bu mücadele çok ciddi bir mücadeledir. Ama bakınız ulusal medyada biz layık olduğumuz yeri pek görmüyoruz. Halbuki DYP çok düzgün işler yapmaktadır. Bu işlerin vatandaşa yansıması bir tek noktada mümkündür, o da kanunen kurulmuş olan Meclis TV. Maalesef bu da yeterli olmuyor. O bakımdan vatandaşımız "Niye bizim DYP olarak TV'miz, gazetemiz yok" diye soruyor. Biliyorsunuz partilerin böyle imkanları olmaz ama başka partiler el altından bu tip imkanlara sahip oluyorlar. Bizim bilimsel çalışmalarımız yanında, uygulamalı çalışmalarımız için hazırladığımız bu şeyler yani 2. Demokrasi Paketinin revize edilmiş şekli Türkiye'yi gerçeklere daha iyi yansıtacaktır diye düşünüyorum. Partimizin yapılan anketlerde 1. parti çıkmasının sebebi; vatandaşın içine düştüğü kötü hali artık rahatlıkla görebilmesi, DYP'yi geleceğin partisi olarak görmesidir. Yani ne zaman bir sıkıntısı olmuşsa bu sıkıntıdan çıkaran da yine Demokrat Parti'den başlayarak bugünkü DYP'nin olduğunun bilincine varmasıdır. İnşallah bu devam eder.
ERKEN SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ
Dünyanın standartlarını ve çağdaş hukuk düzeyini yakalamış ülkelere bakarsanız, bu ülkelerde Türkiye'deki olaylar olsaydı 10 defa seçim yapılırdı. Türkiye'de bir erken genel seçimin tüm şartları vardır. Ama ne hikmetse hükümet bir görmezlik ve duymazlık içindedir. Hükümet bir dahaki seçimlerde sandıkta kalacağını, meclise giremeyeceğini bildiği için ortaklar bu süreyi uzatıyorlar. Uzatmanın bir yararı yoktur, çünkü bundan zarar gören millettir. O yüzden Türkiye'de sonbaharda bir seçim yapılmalıdır. Türkiye'nin kurtuluşu bu hükümetin gitmesiyle mümkün hale gelmiştir.
MERSİN'E KAZADIRILANLAR
Mersin, Türkiye'nin en şirin ilidir. İlde bir nüfus patlaması olmuştur. Bu 1970'den başlayarak devam etmiştir ama doğumdan değil nakilden ötürüdür. Özellikle iş merkezi olması nedeniyle doğudan ve diğer bölgelerden göç olmasıyla Mersin'in merkez nüfusu 1 milyona yaklaşmıştır. Mersin'in alt yapısı maalesef yeterli değildir. Bu yüzden Mersin eski şirinliğini kaybetmiştir. Neler yapılabilirdi? Biz 1995'ten 97'ye kadar hükümet olduk ve büyük projeleri başlattık. Hedefimiz; Mersin'i bir turizm sahası haline getirmekti. Bunun için Mersin'den Tarsus'a kadar olan deniz kıyısındaki şeritte bilimsel araştırmalarla bir takım projeler ürettik. Turizm Bakanlığından da izin aldık ama uygulama imkanı olmadı. 1997'den sonra biz görevden ayrılınca projeler yarım kaldı. Yine Mersin bugün Türkiye'nin yaş sebze ve meyve ambarıdır. Seracılıkta bugün Antalya kadar gelişmiştir. Bu büyüklüğün Türkiye'ye getirdiği fevkalade güzel şeyler var. Ama gelin görün ki, bunları Avrupa'ya ve dünyaya rahatlıkla gönderebilme imkanına pek sahip değil. O yüzden uluslararası havaalanı projesinin hazırlığını yaptık. Tarsus'un çok yakınında da yerini tespit ettik. Bütün işlemler tamamlanmışken bu hükümet geldi ve proje suya düştü. İhracat için de Erdemli'nin bir beldesinde küçük bir havaalanı ve yat limanı projesi geliştirdik. Yat limanı inşaatı devam ediyor fakat havaalanı şu anda yok. Proje dahi nerede, bilen yok; halbuki çok gerekliydi. Tarsus'a kadar gitmektense, yaş sebze ve meyve oradan küçük uçaklarla Avrupa'ya götürülebilirdi, o da kaldı. Turizmde, yat turizmini geliştirme projesi vardı. Mersin'de sayın Çiller'in temelini attığı yat limanı halen tamamlanmış değil; parasızlıktan öylece duruyor. Balıkçı barınakları için yerler hazırlamıştık, bir kısmı yapılabilirdi ama yarım kaldı. Yani Mersin için en önemli olay; turizmi geliştirmek, kendi ihracatını çok rahat yapabilmektir. Bunlardan birisi de bizim limandı. Mersin Limanı da şükranla yadetmek lazım ki; 1950'den sonra yapılmıştır ve Mersin'i Mersin yapan bu limandır. Yapımında rahmetli Menderes ve rahmetli Koraltan'ın büyük katkıları olmuştur. Ama artık liman yetişmiyor, çok yetersiz kalıyor. Limanların özelleştirilmesi kiralama yoluyla oluyor. Deniz Ticaret Odası ile Mersin Ticaret ve Sanayi Odasını birleştirerek şirketler kurdurduk. Şirketler, ticaret sicilinde duruyor. Bunlara dedik ki; Mersin'e hizmet verecekseniz liman işletmelerini siz kiralayın. Her şey hazırlandı ama 97'den sonra bir şey yapılmadı. Halbuki Mersin Limanı özelleştirilseydi bugün kurtarılmış olurdu. Liman gelişmedi ve tabii orada bir de rafineri var. Yanında serbest bölge yapıldı. Bugün üzülerek söylüyorum ki, bizim zamanımızdaki o geliştirme çabaları devam etmedi. Mersin, Türkiye'nin en güzel çalışan serbest bölgesiydi. Bugün ölü bir saha halinde. İş sahipleri devletin uyguladığı yanlış politikalar yüzünden yurt dışına çıktılar.
PROJELERİMİZ YARIM KALDI
Bütün bunlar bizim güzel projelerimizdi ve bir kısmını yapabildik. Bütün köylere su ve kanalizasyon işlemleri başlatmıştık, su boruları dağıtıyorduk. Zamanında sayın Ayfer Yılmaz ile birlikte gidip dağıtımını yaptık. Bugün Mersin, bu güzel projelerimizin yarım kalmasının sıkıntıları yaşıyor. Bu hükümet devam ettikçe de sıkıntılar sürecek. Projelerin devam etmemesinde kıskançlık da var. Efendim biz yapalım; neden bunlar düşündü de biz düşünemedik. Halbuki yapılan hizmet bu millete hizmettir. Bu kıskanç ve dar çerçeve düşüncesinden vazgeçersek her ilimizde pek çok şey yapmak mümkündür. Ne yaparsanız millet içindir ve bunlar kalıcı eserlerdir. Bir de ekonomik bölge var. Ticaret ve Sanayi Odası son yıllarda serbest bölge olayından da bir şey kazanamayınca sanayi bölgelerinin endüstri bölgesi olması konusunda bir çalışma başlattı. Bütün odalar geldi, biz de burada bütün milletvekillerini çağırarak toplantılar yaptık. Bu organize sanayi bölgesini endüstri sanayi bölgesine çeviremezsek Mersin daha çok şey kaybedecek. Bunu mutlaka yapmamız lazım. Bunun bir modelini İsrail'de görüyoruz; inşallah bu proje tamamlanır.
MERSİN HAK ETTİĞİ YERDE DEĞİL
Mersin, hak ettiği yerden çok gerilerde. Gelen turist Gazipaşa'ya kadar iniyor ve orada kalıyor; Anamur'a gelmiyor. Havaalanı projesi vardı, Silifke-Anamur yolunun her şeyi hazırdı ama o da kaldı. Turizm potansiyeli çok yüksek ama maalesef rahat ulaşım yok.
TEMEL PROBLEMLER
Mersin, bu hükümetin kötü yönetiminin sonucunu en fazla çeken ilimizdir. Bu yıl üst üste afetler oldu, 6 günde çıkması gereken afet kararnamesi 6 ayda zor çıktı. Bunu uygularken de sen-ben olayı çıktı; bu tutum yanlıştır. Afet bu köye geldi de yanındakine gelmedi mi? Bunlar güzel şeyler değil. Bunları ortadan kaldırıp altyapısını geliştirip gerçek turizme sahip olabildiği noktada Mersin'i çok güzel günler bekliyor. Bir de, Mersin'de eskiden gelen bazı yanlış uygulamalar vardır. Mersin'i ben en fazla 4 katlı binası olabilen güzel bir yer olarak hayalimde tutmuşumdur. Çünkü çocukluğumda o ağaçların, çiçeklerin kokusu harikaydı. Şimdi gidin bakın Mersin'e hangi koku var?
MERSİN İÇİN DÜŞÜNCELERİ
Öncelikle yarım kalan projeler tekrar gündeme gelmeli, canlandırılmalıdır. Mersin o zaman hak ettiği noktaya gelir. Mersin'de mahalli idareler konusunda 1580 sayılı kanunu mutlaka değiştirmek lazım. Mahalli idarelere yeni imkanlar vermek lazım. Bir takım belediye başkanlarına da siyasi nedenlerle görevden alınmaları keyfiyetini ortadan kaldıracak bir mekanizma oluşturmak lazım. Eğer halka güveniyorsanız, halka gideceksiniz ve halkın seçtiğini de yerinde tutmak lazımdır. Mersin'in geleceğinin çok parlak olacağı düşüncesindeyim. Ama bu zihniyet devam ederse, tersine her gün kaybediyor, iş yerleri kapanıyor. Bugün Mersin, Türkiye'nin ciğeri gibi düşünülen yerlerden biridir. Uray Caddesi Türkiye'de ticari hayatın damarlarından biriydi. Son 4-5 yıldır ancak kebapçı dükkanları var; onlar da kapanıyor. O cadde bir ölü şehir hüviyetine bürünüyor. Ben Mersin'in o günlerini arıyorum.
MERSİN'E MESAJLAR
Mersin bir liman şehrinin tüm özelliklerini taşır hale geldi. Bu bakımdan gerek yaşamda, gerek
GÜVEN'İN ÖYKÜSÜ Adalet Siyaset arasında uzun ince bir yol... DYP Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Turhan Güven; bir memur çocuğu olarak çocukluğunu, gençliğini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde yaşadıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra yeniden Anadolu'ya dönen siyasetçilerimizden biri. Uzun dönem Adalet Teşkilatında hizmet veren DYP Mersin Milletvekili Turhan Güven'in hayatının işte uzun ince yolu: Kastamonu'da dünyaya gözlerini açış; sonra Adana, Diyarbakır, Ankara hattında öğrenim mücadelesi... Hukuk öğrenimi sonrası Van Özalp'te ilk cumhuriyet savcılığı; ardından 3 yıllık Mardin yılları... Sonra Mersin'e geliş; 10 yıl boyunca süren cumhuriyet savcılığı dönemi. Ve bu uzun sürenin getirdiği ve çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Adana ve Mersin'e büyük ilgi... Ardından siyasete adım atışı öncesi Ankara'da Adalet Bakanlığı'nın çeşitli kademelerinde bürokrasi mücadelesi... Bakanlık teşkilatında Adli Sicil Genel Müdürlüğü yaptığı yıllarla ilgili Turhan Güven'in değerlendirmesi işte: - Adli Sicil Genel Müdürlüğü yaptığım bu dönem içinde özellikle adli sicilin bilgisayar sistemine geçmesi için yaptığım hazırlığın sonucunda bugün Adli Sicil en düzgün çalışan birimlerden biri oldu. Genel müdürlük dönemimde çok önceden işlenmiş suçların adli sicil kayıtları maalesef manuel sistem içerisinde yeteri kadar bakılamıyordu. Kayıtlar 7-8 yıl geriden geliyordu. Bu nedenle bilgisayar sistemine geçilmesinin yararlı olacağını görerek ilk işleme başladık. Şimdi vatandaş sabıka kaydını 10 dakika içinde alabilmektedir. Bundan hala gurur duyuyorum.
1980 SONRASI DÖNEM
Turhan Güven'in 12 Eylül 1980 sonrası hayatı bir başka konuma geçiyor. Yine kendi ağzından işte o yılların öyküsü: - 12 Eylül'den sonra bir kurucu meclis olayı gündeme geldi. Kurucu meclisin bir kanadı Milli Güvenlik Konseyi, diğer kanadı Danışma Meclisi idi. 160 kişilik Danışma Meclisinde Mersin üyesi oldum. Rahmetli Sadi Irmak'ın başkanvekili oldum.
YASAKLAR KALKARKEN
Siyasette yasaklar kalkarken Turhan Güven, artık siyasete epeyce ısınmıştır ve kararını vererek emekli olur ve yılların mücadelesine başlar: -1983'te siyasi faaliyete izin verildi ve emekli olarak siyasi parti kurma hazırlığına başladık. Büyük Türkiye Partisi'ni (BTP) kurduk ama siyasi hayatta normal hayata uymayan bir takım olaylar cereyan ediyor. 31 Mayıs 1983'te bu parti kapatıldı. Türkiye'nin en kısa ömürlü partisi olan BTP'nin halen neden kapatıldığını anlamak mümkün değil. Çünkü 1982'de bir Anayasa yapmıştık. Anayasanın hükümlerine göre bir partinin nasıl kapatılacağı çok net belirtilmişti. Fakat Konsey, bir kararla bu partiyi kapattı. Bu arada bizlere de siyaset yasağı getirildi. 6 Kasım seçimlerine kadar siyasi yasağımız devam etti; yani aday olamadık. Uzun yıllar adli mekanizmada görev yapmama rağmen, bugün hala siyaset yasağımızın nereden kaynaklandığını anlamam mümkün olmamıştır. Bu yasak; bir ceza hükmü müdür, yoksa bir yaptırım mıdır anlayamadık. Bu arada Doğru Yol Partisi'ni (DYP) kurma hazırlıkları içinde bulunuldu ve bu partinin kurucusu oldum. İşte o günden bu yana devam eden siyasetçi Turhan Güven'in politikadaki geçmişi: 1987 seçimlerinde DYP Mersin adayı oldum ama seçilemedim. 1991 seçimlerinde ise önceden aday olmama rağmen siyasetteki bir takım olumsuzlukları görerek adaylıktan çekildim. 1991 seçimlerinden sonra sayın Süleyman Demirel'in başbakanlığı döneminde Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığına getirildim. 1995 seçimlerine kadar bu göreve önce sayın Demirel ile sonra da sayın Tansu Çiller ile devam ettim.
1995'TE MİLLETVEKİLİ OLUYOR
1995 seçimlerinde DYP'den aday olan ve Mersin Milletvekili seçilen Turhan Güven; ailesindeki siyasi geçmişi anlatırken de şunları söyledi: - Benim tabii çizgimde ailem içinde Demokrat Parti'den başlayarak milletvekili, il genel meclisi üyesi vardır. İlgi duyduk ama şartlar bizi 1995'ten evvel milletvekili yapmadı.
YILLARIN HASRETİ
Turhan Güven; siyasette Demokrat Partili yılların özetini yaparken de şunları söylüyor: - 1950'lerde Türk milletinin göstermiş olduğu yüce davranış, yani Demokrat Parti'yi çoğulcu parlamenter dönem içinde tek başına hükümet etme olayını ve daha sonra demokratik gelişmeleri 2002'de ben hasretle aradığımı ve andığımı ifade etmek istiyorum.
YAZAR VE ŞAİR SİYASETÇİ
Özel sayımız için konuştuğumuz Turhan Güven'in bir ilginç yönünü de yine kendi ifadeleriyle nakledelim: - Gerek çocukluğum, gerekse gençliğimde okumaya fazla merakımız yüzünden yazmaya da merakımız başlamıştır. Özellikle lise dönemlerinde şiirlerimi yayınlatma imkanı oldu. Ankara'da yayınlanan dergilerden ki birisi Mavi'dir; onu da 5 arkadaş bir sanat dergisi halinde çıkartma gayreti içinde olduk. Ben ayrıldım ama dergi uzun yıllar devam etti. Şiirlerimizi, hikayelerimizi burada yayınladık. 1950'li yıllarda bir şiirim yayınlanmıştı. 40 yıl sonra bir Devlet Tiyatrosu sanatkarı beni arayarak bunu sahnelemek istediğini ifade ettiğinde çok memnun oldum. Bu şiir sahnelendi; çok enteresandır bu şiirleri yanımda hiç bulundurmadım. Yazdık; basıldı ve gitti. Şimdi o dönem Milli Kütüphaneye gönderdiğimiz Mavi dergisinin nüshalarını bulmak mümkün değil. Ancak sağda solda benim şiirlerimi alıp defterine kaydeden insanlar var.
TURHAN GÜVEN KİMDİR? 1933 Kastamonu doğumlu. İlkokulu Adana'da, ortaokulu Diyarbakır'da, liseyi Ankara'da bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra savcı olarak çeşitli yörelerde görev yaptı. 10 yıl Mersin'de görev yaptıktan sonra Adalet Bakanlığının çeşitli kademelerinde görev aldı. 12 Eylül ihtilalinden sonra oluşturulan Danışma Meclisi'ne Mersin üyesi olarak seçildi ve Danışma Meclisi Başkanvekilliği görevinde bulundu. 1983'ten sonra kapatılan Büyük Türkiye Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra DYP'nin kurucuları arasında yer aldı. 1995 seçimlerinde Mersin Milletvekili seçildi.