goko
     
 
 
Ana sayfaArþivÝletiþim Formu
Editörün Köşesi
Yeni Anayasa

Selvi Erdoğan Turgut
Duyurular
 DERGİ VE GAZETEMİZE; Aktüel,Siyaset, Kültür ve Sanat (Ulusal,Bağımsız,Tarafsız ) Muhabirliği; - Amaç ve meslek haline getirecek, - Uzun süreli çalışabilecek, - Kesinlikle seyahat engeli olmayan, - İstikrarlı,heyecanlı. azimli,kararlı,fedakar, kendine güvenen - Prezantabl, Yaş sınırı max 35, - Tecrübeli,Tecrübesiz ( Ben lise mezunuyum veya başka bir bölüm mezunuyum,iletişim değil, olur mu acaba diye) sormayın hemen müracaat edin. - Ankara’da ikamet edenler tercih edilecektir, ÖNEMLİ HUSUSLAR; - Ailevi,Özel hayat ve okul problemi olanlar, mezun olmamışlar( Açıköğretim hariç) asla müracaat etmesinler ( Tecrübelerimiz bu şartı koymamızı mecbur kılmıştır. - Görüşme öncesi Gazete ve Dergi sitemizi lütfen dikkatle inceleyiniz. Gazetemiz ; www.bizim-mig.com.tr Dergimiz ; www.yyplatformu.com.tr - Başvurularınız incelenip ön görüşme için davet edileceksiniz. Lütfen ! Yukarıda yazılanları dikkate alınız , Ciddi müracaatlar bekliyoruz. İyi Çalışmalar !
Reklam

Gazetemize reklam vermek için tıklayınız.

Linkler


Yerinden Yönetim Platformu adı altında siz değerli okurlarımıza yeni yüzümüz ile merhaba demekten gurur duyuyoruz. www.yyplatformu.com.tr.
Bilgi

Bizim Mahalli İdareler Gaztesine Hoşgeldiniz.

Aktif ziyaretçi sayımız

6 .


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

 
 
 
Araban'ın Kaderine Damgasını Vuran Başkan

Gaziantep'e bağlı Araban ilçesinin 4 dönemdir Anavatan Partisi'nden seçilen Belediye Başkanı Servet Yiğit, siyasete atılışını, Araban'a hizmetlerini, Gaziantep'in ve Türkiye'nin sorunlarını Bizim Mahalli İdareler Gazetesi'ne değerlendirdi. Araban'a damgasını vuran ve köyden kente geçişin öncülüğünü yapan ANAP'lı Belediye Başkanı Servet Yiğit, yaptığı önemli açıklamalarda bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntılarla ilgili olarak da önemli tespitlerde bulundu. Araban'ın ANAP'lı Belediye Başkanı Servet Yiğit, şunları söyledi:

ÖZAL İLE FARKLI DÖNEM

"Maalesef Türkiye'de başlangıçtaki siyasi ortam ve başlangıçtaki siyaset bilhassa sayın Turgut Özal'dan sonra çok farklılaştı. Hele hele ben 19 yıllık bir belediye başkanı olarak en kötü dönemimizi yaşadığımızı çok rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye'de siyaset denince akla gelen şey 3-5 tane liderin ağzından çıkan kelimelere ve işaret parmağıyla işaret ettiği noktalara hükmedilen, demokrasiyle değil de sanki bir dikta rejiminin uygulanması gibi bir olay aklımıza geliyor. Bizim bildiğimiz siyasette siyasetçinin bir değeri olur. Çok iyi hatırlarım; uzun yıllar Kızılay'ın da genel başkanlığını yapan Kemal Demir Enerji Bakanı iken ilk defa Araban'a geldiğinde bütün millet bakan nasıl bir insanmış diye, bakan geldi diye hücum etti. Yani siyasetçinin vatandaşın gözünde yüksekliğini, değerini ve kıymetini düşünün. 1984 yılında belediye başkanı olduğumda burası hala bırakın Başbakanı; Bakanı, milletvekilini zor görmüştü. Burada Bakan görmek, Başbakan görmek, milletvekili görmek bir hayaldi.

LİDERE BAĞLI SİYASET ANLAYIŞI

Ama bugün mevcut siyaset, demokrasinin dışına çıkmıştır. Belki bu liderlerimizin, büyüklerimizin hoşuna gitmeyebilir ama bunu açıklıkla söylüyorum. Bugünkü siyasetimiz; taban siyasetinden tamamen uzaklaşmış ve tavan siyasetine dayalı bir kol haline gelmiştir. Bir milletvekili şimdi diyor ki; bir belediye başkanının, ilçe başkanının ya da 3-4 bin delegenin ağzının kokusunu çekeceğime genel başkanın elini öperim, dizinin dibinden ayrılmam; o da işaret eder ben de milletvekili seçilirim. Ne işim var köyde, kentte; niye vatandaşla uğraşayım diyor. Siyasette geldiğimiz nokta budur. Maalesef bugünkü siyaset kurumumuz bu şekle dönüşmüştür. Bilmiyorum siyaseti tarif edebildim mi?

ÖZAL'DAN YILMAZ'A ANAP

Şunu öncelikle söyleyeyim; sayın Turgut Özal, Türkiye'de Cumhuriyet tarihimizden bugüne kadar kendine has görüşlerle, kendine has buluşlarla, kendine has hareketleriyle apayrı bir politik çevre meydana çıkartmıştır. Siyasete ilk atıldığı gün elini başının üzerinde birleştirmiş 4 eğilimi bir araya toplamak istiyorum demiştir. Buna hiçbir siyasetçi okey diyememiştir. Rahmetli Turgut Özal çıkmıştır "Ben bir CHP kadar sosyal demokrat, ben bir MHP kadar Türk milliyetçisi, ben bir MSP'nin savunduğu görüşlerden daha fazla dindarım" diyebilmiştir. Zaten bunlar hiç kimsenin tekelinde değildir. Ben bunları savunuyorum ve ben bunların hepsini birleştirmeye çıktım diyerek piyasaya çıkarak bu cesareti göstermiştir. Ve rahmetli Özal bunda da başarılı olmuştur. Rahmetli Turgut Özal'dan sonra sayın Mesut Yılmaz'ın dönemi başlamıştır. Sayın Yılmaz'ın da kendine has bir politik üslubu vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi bulunması da doğaldır. Rahmetli Turgut Özal'ın ayrı bir çizgisi var. Sayın Mesut Yılmaz'ın ayrı bir üslubu var.

AKBULUT'UN AYRILIŞINA SERT DEĞERLENDİRME

Şunu söylemek istiyorum; eğer ANAP gemisinin tamamı batsaydı, partinin gemisi batsaydı o gemiyi terk edecek olan en son kişi Yıldırım Akbulut olmalıydı. Yıldırım Akbulut, nerelerden alınarak nerelere getirilmiş buna bir bakmak lazım. Rahmetli Özal almış getirmiş milletvekili yapmış, İçişleri Bakanı yapmış ve arkasından Başbakan yapmıştır. Daha sonra Başbakanlığa bir başka arkadaşımız yani sayın Mesut Yılmaz demokratik şartlar içerisinde soyunmuştur. Bir kongre olmuş ve bu kongrede Cenabı Allah genel başkanlığı Mesut Yılmaz'a kısmet etmiştir. Mesut Yılmaz; bu arkadaşımız başbakanlık yapmış bir insan, benim karşımdaydı, benim karşıma aday olarak çıktı, ben bunu ezeyim diye düşünmemiştir. Tam tersine Yıldırım Akbulut'u yanına çekmiş ve bakanlık vermiştir. Bakanlığı yakıştıramamış kendisine bu partinin sayesinde, bu partinin desteğinde ve Mesut Yılmaz'ın sayesinde TBMM'ye 2 dönem başkan seçmiştir. Bugün Yıldırım Akbulut'un Anavatan Partisi'nden ayrılması tamamıyla nankörlüktür, tamamıyla ahde vefasızlıktır. Bu konuyu burada kesiyorum; çünkü aile terbiyem daha fazla suçlamama engel oluyor. Hiç kimseye karşı değilim ama sayın Akbulut'a karşı parti tabanı da dopdolu. Ben bu sözleri tabanın temsilcisi olarak söylüyorum. Bu sözler tabanın hepsinden çıkan infialin bir sesidir.

HÜKÜMETİN DURUMU

Mevcut hükümetin durumunu şu şekilde değerlendiriyorum; bulunanın en iyi. Hazır durumdaki kurulacak hükümetlerin en iyisi olarak görüyorum. Hükümetteki tartışmalara gelince, şimdi kırmızıyı, sarıyı, beyazı getirmişsiniz üçgen kurmuşsunuz. Elbette ki bu yağlıboyadan sızıntılar olacaktır. Netice olarak eski rengine dönmek için bir çaba sarf edecektir. Şimdi 3 siyasi partimizin üçünün de içerisinde şu anda çok büyük bir uyum yansıyor ama herkes de tabanına ses verebilmek için çalışıyor.

MEDYA İLE SİYASETÇİ İÇ İÇE

Benim bildiğim kadarıyla Berke Barajı'nın açılış töreninde sayın Mesut Yılmaz yurt dışındaydı. Sayın Yılmaz, Avrupa Birliği ile ilgili bir toplantı için Brüksel'e gitmişti. Ben öyle tahmin ediyorum ki, o Avrupa'da bulunuşuna bağlı olarak bu açılış törenine gelmemiştir. Ama açılış 2 gün sonra yapılsın, o zaman ben de katılacağım deseydi kırmayacakları inancındayım. Kırarlar mı kırmazlar mı bilmem ama ben bu inancı taşıyorum. Ben bunu hep yadırgadım, şimdi de söylüyorum. Medya patronları ile siyasetçilerin iç içe olmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Kamuran Çörtük olayında yaşadığımız sıkıntı ortada. Türkiye'de şu anda da liderlerle medya patronları maalesef iç içeler. Ben bunu ne geçmişte tasvip ettim, ne de gelecekte tasvip edeceğim; şu anda da tasvip etmiyorum.

KÜRTÇE ÖĞRETİME EVET, EĞİTİME HAYIR

Sayın Mesut Yılmaz'ın üzerine basarak vurguladığı birkaç konu var. Örneğin Kürtçe öğretim, Kürtçe televizyon yayını konusu... Bugün Kürtçe öğretime benim fikrimi sorarsanız ben karşı çıkmam ve faydası var derim. Eğer Kürtçe öğretim olarak burada bir öğretim yeri açılacak olsa ben de gider Kürtçe öğrenirim. Bazı zamanlar bunun ezikliğini hissediyorum. Ama ben Kürtçe eğitimden bahsetmiyorum, Kürtçe öğretimden bahsediyorum. Zaten sayın Yılmaz'ın vurguladığı da budur. Elbetteki bizim milli dilimiz de, eğitim dilimiz de Türkçe'dir. Bundan da ödün verilmez.

MAHALLİ İDARELER YASASINA BAKIŞI

Öncelikle Mahalli İdareler Yasasının neden çıkmadığından söz etmek istiyorum. 1984'te rahmetli Özal, yeni belediyeler yasası çıkarttı. Belediyeler yasası olarak çıkmadı ama örneğin bir imar kanununda değişiklik yaptı ve imar yetkilerini belediyelere bıraktı. Maliyedeki vergi kanunlarında değişiklik yaptı ve emlak vergilerini belediyelere bıraktı. Çöp vergisi adı altında vergi ihdas etti, belediyelere bıraktı. Bu saydıklarımın küçük belediyelere pek faydası yok ama bugün büyük belediyelere, ilçelere İller Bankası'nın katkısından daha fazla Çöp Vergisinin katkısı var. İnşaat yetkileri de belediyelere bırakıldı. Bir çok konuda belediyelerin özerkliği sağlandı. Dikkat ederseniz Cumhuriyet tarihimizden bugüne kadar en güzel hizmetlerini 1984 ile 1990 yılları arasında vermiştir. Belediyelerimiz altın yıllarını, altın çağını yaşamış ve Türkiye genelinde alt yapıdan üst yapıya kadar her türlü konuda hizmet vermeyen belediye olmamıştır. Eğer bu dönemde hizmet vermeyen kıyıda köşede bir belediye varsa bu da aptaldır. 1990'a kadar bu şekilde hizmet furyası devam etmiş, 1990'dan sonra belediyelerin başta mahalli gelirleri olmak üzere birçok yetkilerinde tekrar kısıtlama dönemine gidilmiştir. Başta mali olmak üzere kısıtlamalar başlamıştır. Örnek vermek gerekirse sayın Çiller döneminde 1994'te 5 Nisan kararları ihdas edilmiş, bu kararlarla güya Türkiye'yi düzelteceğiz derken belediyelerin zaten o güne kadar mali gelirlerinde kısıtlamalara ilaveten vergi gelirlerindeki payı % 6.5'dan % 5.5'ğa çekilmiştir. Özal'ın kademe kademe yükseleceğini söylediği hisselerimiz dondurulmuştur. Arkasından o kararlarla hiç unutmam Ocak veya Şubat aylarında bankaların faiz oranları % 500-600'lere yükselmiş ve İller Bankası'na ya da Devlete borcu olan belediyelere bu faiz oranları olduğu gibi yansıtılmıştır. Gün geçtikçe yetkilerimiz azaltıla azaltıla içinden çıkılmaz duruma düşülmüştür. İmar yetkilerimiz elimizden alınmış, emlak vergilerinde değişiklik yapılmış her yıl toplanacak denmiş 4 yılda bir toplanmıştır. Zaten çöp vergilerini küçük belediyeler hiç toplayamıyor, zaten vatandaşta para yok ki ne alacaksınız. Arkasından son olarak bir yasa çıktı; inşaat ruhsatı verme yetkimiz elimizden alındı. Yasaya göre belli bir metrekareye göre belediye verecek, 300-400 metrekareyi geçen inşaatlarda da yeminli inşaat büroları bu ruhsatları verecek. Bu durum hem vatandaşa mali açıdan bir kambur, hem de zaman kaybına neden olacak. Şimdi biz diyoruz ki; 1930 yılında 1580 sayısı belediyeler yasası çıkmış. Samimi olarak söylüyorum 1930 yılında çıkarılan yasamız bugünkü yasamızı 50'ye katlar. 1930 yılında çıkan yasamızda mahalli idarelerin yetkilerine bir bakalım: Emniyet kuvvetlerinin bir bölümü yani bekçilik hizmetleri belediyelere bağlı. Sağlık hizmetleri belediyelere bağlı. Bugün bazı yerlerde eskiden kalma belediye hastanelerini görmek mümkün. Elektrik hizmetlerinin tamamı belediyelere bağlı. Elektriğin parasını toplama da belediyeye ait, hizmet verme de belediyeye ait. İnşaat hizmetleri, vergi çıkartmalar, ehliyet verme hizmetleri de belediyelere ait. 1580 sayılı yasada bunlar da var. Emniyet hizmetlerinin bekçilik ve trafik işleri belediyelere ait; bunlar da büyük bir gelir. Bu yasaya 1950'lerde pek dokunulmamış. Bilhassa 1960'tan sonra hastane hizmetleri elimizden alınmış, emniyet hizmetleri elimizden alınmış, sağlık hizmetleri elimizden alınmış, trafik hizmetleri elimizden alınmıştır. Son olarak 1965'li yıllarda elektrik hizmetleri elimizden alınmıştır. 1970'den 12 Eylül dönemine gelinceye kadar da imar yetkileri gitmiş, vergi koyma gitmiş, gelirler gitmiş; belediyeler yasası çevrile çevrile bir kuş gibi olmuştur. Sonra 1980 ihtilali gelmiş... Bakın bu kadar yetkiler varken özellikle vurgulayarak söylüyorum; nüfusun % 15'i şehirlerde, % 85'i şehirlerde yaşıyor. Bu oran çok dikkat çekici bir nokta. Bugüne geldiğimizde tüm yetkiler gitmiş ve bugün Türkiye'de nüfusun % 85'i şehirlerde, % 15'i köylerde yaşar durumdadır. Yani düşünün insanımızın % 15'i şehirlerde yaşarken belediyelerin yetkilerine bakın; % 85'i şehirlerde yaşarken belediyelerin yetkilerine bakın. Affedersiniz teşbihte hata olmaz; buranın derdini Ankara'daki adam bilmez. Daha önce herkese söyledim; yeni yasa çıkarmayın, hiçbir şey ilave etmeyin 1580 sayılı yasadaki rakamları günün şartlarının tamamını ödeyin, % 50'sine uyarlayın, biz her şeye hazırız dedim. Ama şimdi işin altında bir gerçek var. İşin altındaki gerçek her milletvekili birazcık hizmet eden 15-20 bin nüfuslu bir belediye başkanını ilk seçimde kendisine rakip görüyor. Karşısına milletvekili adayı çıkacakmış gibi görüyor. Bundan tedirgin olarak bu belediye başkanlarının bize bağımlılığı bitmesin, bize yalvarması yakarması bitmesin, her zaman bize bağımlı kalsın diye bu tasarı çıkmıyor. Milletvekillerine ilaveten de Ankara'da oturan bürokrat maalesef elindeki yetkileri belediyelere devretmemek için var gücüyle uğraşıyor. Yasa çıkar ama hiçbir işe yaramaz. Bir defa sosyal içerikli konulardan bu tasarı yoksun. Ne mali ne de idari özerklik var. Sadece belediyeleri belki 1 yıl için belki 1.5 yıl için mali konularda biraz destek olacak bir kanun. Başka bir şeyi yok.

TAŞAR, GAZİANTEP SEVDALISI

Sayın Mustafa Taşar, Gaziantep sevdalısıdır. Parti farkı gözetmeden Celal Doğan'ın yaptığı işlere çok büyük destekleri ve katkısı olmuştur. Bugün bir arıtma tesisine 140 milyon dolarlık parayı Gaziantep'e ilk geldiğinde müjdesini Başkan Doğan'a vermiştir. Sayın Mesut Yılmaz'a da tesislerin temelini attırmıştır. Araban'a gelişte bir köprülü kavşak yapıldı. Bunu otoban projesine ilave ettirip yaptıran Mustafa Taşar'dır. Bugün yapılan 4 tane organize sanayi bölgesinin hepsinde Mustafa Taşar'ın emeği vardır. Celal Doğan Beyin de hiçbir zaman, hiçbir şekilde siyasi ve parti kişiliğini ön plana çıkarmadan gerek Mustafa Taşar, gerekse Mesut Yılmaz'a çok yakın davranmasının bu yardımlarda etkisi vardır. Sayın Taşar şu prensiple hareket etmiştir. Bu Celal Doğan da olsa, bir başkası da olsa benim memleketime hizmet ediliyor, benim vilayetime hizmet ediliyor. Belki partili arkadaşlarımız ve bizler zaman zaman sayın Taşar'ı kınamışızdır. Ama o bu tezi kesinlikle kabul etmeyerek oraya gelen hizmet benim ilime geliyor diyerek her zaman yapacağımı yaparım demiştir. Son olarak 7 yıldır 40 milyon dolara ihtiyacı olan Gaziantep Artma Tesisinin tamamlanması için gereken parayı çıkarttım diyerek ilk müjdeyi de Gaziantep'te vermiştir. Bir de doğalgaz olayından söz edelim. Sayın Taşar 1999 seçimlerinde doğalgazdan söz ederken herkes gülmüştür. 3-4 sene içerisinde doğalgazı Gaziantep'e getireceğim dediği zaman herkes gülmüştür, kimse inanmamıştır. Bugün ihalesi yapıldı ve inşaatı başladı. Sayın Mustafa Taşar kesinlikle yapamayacağı bir şeye söz vermez. Ama söz verdiği, ağzından çıkan her şeyi de muhakkak gerçekleştirmeye çalışır. Tarım Bakanlığı döneminde benim ilçeme çok büyük hizmetleri olmuştur. Mesela 1997'nin fiyatlarıyla 1.5 trilyona mısır kurutma cihazını kurdurmuştur. 12 bin 500 tonluk 1 trilyon 475 milyarlık Toprak Mahsulleri Ofisi'nin silolarını yaptırmıştır. Bizim her hizmetimizin arkasında sayın Mustafa Taşar'ın çok büyük desteği ve imzası vardır. Gelmiş geçmiş siyasetçiler içerisinde Mustafa Taşar gibisi yoktur. 7'den 70'e herkese sorarsanız Gaziantep'e en büyük hizmetleri sayın Mustafa Taşar'ın verdiğini söylerler. Sayın Erkan Mumcu'dan referans istenmesine rağmen yanaşılamayan turizm yüksek okulu atıl vaziyette duruyordu. Sayın Mustafa Taşar, Turizm Bakanı olduktan sonra Gaziantep'e ilk gelişinde bu okulun bütün çalışmalarını bitirerek gelmiştir. Geldiği gün de töreni yaparak okulu Gaziantep Üniversitesi'ne devretmiştir. Geçtiğimiz yıl da öğrenci kontenjanı alarak 50 kişi öğrenim görmeye başlamıştır.

BAŞARININ SIRRI, VATANDAŞI ANLAMAK

Vatandaşı anlamak vatandaşı dinlemek. Benim şu kapım ve evimin kapısı 24 saat açıktır. Size bir örnek vereyim. Bir gün gece saat 02.30 çok karlı bir kış günü. Dışarıda tipi, fırtına, kar hepsi var. Yattığın yerde dışarıdaki rüzgarın sesini duyabiliyorsun. Ve yatak odamın camı taşla kırıldı. Size soruyorum gecenin o saatinde kış günü yatak odanızın camı kırılsa ne yaparsınız. Hemen fırladım ve silaha koştum. Tam o sırada başkan, başkan diye ses geldi. Baktım bir vatandaş, hayrola dedim. Bir dakika kapıyı açar mısınız dedi. Çok kızgınım; düşünün gece saat 02.30 yatak odanızın camı kırılıyor. Dış kapıya gidinceye kadar kendi kendime şunu söyledim. Vatandaşın büyük bir derdi olması bunu yapmaz. Demek ki kapıyı çaldı, zile bastı duymadım, o da camı kırma cesaretini gösterdi diye düşündüm. Bununda bana olan güvenlerinden kaynaklandığını düşündüm. Çünkü insan babasının evinin camını bile zor kırar. Demek derdi çok büyük diye geçirdim içimden. Kapıya geldim kapıyı açtım. Ama kapıya gelene kadar bu düşünceler sinirlerimi yatıştırdı. Buyurun dedim. Başkanım bizim hanım doğum yapacak ebe kalkıp ev gitmiyor dedi. Bunun üzerine hemen eşofmanlarımın üzerine paltomu alarak kendi arabama bindim ve beni arkamdan takip edin dedim. Ebenin evine gittik. Gece o karın altında ebe hanımı ve eşini kaldırdık. o­nları arabasına bindirip gönderdim, ben de gelip evime rahat ve huzurluca uyudum. Zannederim bu anlattığım örnek sorunuzun cevabı olmuştur.

BELEDİYENİN KADRO DURUMU

Şimdi şunu söyleyeyim Belediye olarak 75 tane vizeli işçi çalıştırma kadrom var. Ancak biz buna rağmen sadece 40 tanesini çalıştırıyoruz. 35 kadro boş bekliyor. Çünkü bunun sıkıntılarını geçmişte yaşadık. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali bu kadrolarımızı bekletiyoruz. 30'a yakın memur, zabıta ve şoför personelimiz var. Bunun dışında birde yukarıda belirttiğim gibi 40 kişilik bir işçi kadrosu toplam 70 kişi ile hizmet veriyoruz. Bunun üzerine çıkmayı da düşünmüyoruz. Geçmişten kalan 3'er 4'er aylık bir borcumuz mevcut. Ancak son seçimden sonra yaklaşık 36 aydır her ay maaşlar ödeniyor. Borç yiğidin kalesidir. Dış borcumuz hiç yok. İller Bankası'ndan da 2000 yılında 100 milyar borç aldık. Buda her yıl kesiliyor. Şu an ne kadar kaldı bilmiyorum. Bir de Türkiye'de yüzde 80 tüm belediyelerin ödemediği sigorta ve maliye paralarını biz de ödemiyoruz. Yalan söylemeyelim; eğer o­nları ödersek maaşları ödememiz mümkün olmaz. Birde maliye ve sigortanın aldığı faizler var. Bu çok yanlış olumlu bulmuyoruz, bulmamız da mümkün değil. Sanki Maliye Bakanlığı ve SSK; Türkiye Cumhuriyeti Devletine hizmet etmiyor. Belediyeler Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmiyor gibi, sırtımıza kambur vuruluyor.

ARABAN'IN İMAR PLANI

1984 yılında göreve geldiğimizde ilk yaptığımız iş içme suyu işi idi. Arkasından imar planını bitirerek içme suyuna başladık. Benim imar planım şu anda aşağı yukarı 30 bin nüfusa kadar yeterli durumda. Uygulamada bir sıkıntımız yok. Eski yerleşim birimlerinin haricinde hiçbir yerde çarpık yapılaşma göremezsiniz. İmar planı uygulamamızda bir sıkıntımız yok. Yani vatandaş belediyeye geldiği zaman gidiyoruz yerine bakıyoruz, yapın diyoruz yapıyor. İzinsiz inşaata zaten kolay kolay izin vermeyiz.

İÇME SUYUNDA DURUM

İçme suyu konusunda sıkıntımız yok. Suyumuz burası gibi üç ilçeye yetecek kadar bulunmaktadır. Saniyede 35 litre su basıyoruz; buda büyük bir nüfusa yeter. Sağlık açısından klorlama yapıyoruz ve suyumuzun yüzde 2 sertlik derecesi var. Kireçleme her yerde olduğu gibi bizde de var. Bizim içme suyunda sıkıntımız yok, fakat içme suyu şebekemizde bir sıkıntımız var. Bu 84-85 yılında başladı. O dönemde İller Bankası ihaleyi yaptı. İller Bankası'nın o ihale sistemine her zaman karşı oldum şimdide karşıyım. Benim içme suyumun ihalesini müsaade etseler de ben yapsam çok daha iyi olur. Ama İller Bankası ihaleyi yapıyor. Bugün İller Bankası'ndan içme suyunun müteahhidi yüzde kaç kırımla ihaleyi alıyor, söylesem şaşırırsınız. Yüzde 52.5 kırımla içme suyu ihalesini almıştır. Şimdi bu miktarda bir kırımla ihaleyi alan bir firmanın sağlam bir içme suyu şebekesi yapacağından nasıl emin olabilirsiniz. Yani 100 milyar liralık bir işin 52.5 milyarını geri devlete veriyorsun, geri kalan 47.5 milyar ile ben bu işi iyi yapacağım diyorsun. Hem de kar edeceğim diyorsun; bu akıl mantık işi mi? Adamı 18 ay hapiste yatırtmama rağmen yinede sağlam bir şey yapmadı. Bugün yaz aylarında azda olsa sıkıntı çekiyorsak içme suyundaki azlığımızdan değil, şebekemizdeki sıkıntıdan oluyor. 17-18 sene zarfında alt yapı öncelik verdiğim konulardan biridir. Bizim buradaki içme suyumuz 1984 yılında nasıl temin ediliyordu biliyor musunuz? Şu aşağıda bir parkımız var. O parkın yeri Ağustos ayında çocuk yutan bir bataklıktı. Ve o­nun önünde beş, altı musluklu bir çeşme vardı. O günkü nüfus o beş, altı musluklu çeşmeden su içiyordu. 1957-1984 yılları arasında 27 yıllık ilçede su şebekesi yoktu. Bırakın asfaltı, caddeyi, parke döşenmiş veya stabilize yapılmış yolumuz yoktu. 25 metrelik bulvarımızda iki araba karşı karşıya geldiğinde bir araba durup yol vermek mecburiyetindeydi. İçme suyumuz şu anda memba kaynağından motopompla buraya geliyor. Şu anda şehir merkezine iki kuyu kurdurdum. O kuyulardan da mahallelerimize su veriyoruz. Bu yaz iki kuyu daha açma düşüncesindeyiz ve inşallah su sıkıntısı yaşamayız.

KANALİZASYON ÇALIŞMALARI

Kanalizasyonlarımıza gelince, Biz 1984 yılından bu yana görevde olduğumuz için aralıklarla yaptık. Ancak son olarak GAP İdaresine 85 bin kişilik bir nüfusa yetecek şekilde bir arıtma tesisi projesi çizdirdik ve bunu da İller Bankası'na sundu, İller Bankası da uygun gördü o­nayladı. İller Bankası da 2000 yılının sonunda ihalesini yaptı. Şu anda inşaatımız devam ediyor. Bu yılın sonunda da inşallah hepsi bitmiş olacak. Yol genişletme çalışmalarımıza geçmiş yıllarda başladık o­nu çoğu yerde bitirdik. Bir çok yerde sokak açtık. Az bir bölümde çarpık yapılaşmamız var. Bunu da bu yılın sonuna kadar çevre yolu dolayısıyla açacağımız bir sokağımız var. Bu mahallemiz çok büyüdü. Mahallede 1500 seçmenimiz var. Bu mahalleyi ikiye böleceğim. Bu kararı meclisten geçirdik. Karayolları ile de bir asfalt protokolü imzalayacağız. Bir arkadaşımız gelecek yapacağımız yerleri göstereceğiz. Bir fizibilite çalışması yapılacak. Bir yıl içinde 8 kilometre asfalt yapmayı düşünüyoruz. Ayrıcada bir büz boru şantiyesi kurduk. Kaymakamlıktan devir aldık. Buraya taş dökme kalıbı aldık. Havaların düzelmesi ile birlikte taşları dökmeye başlayıp 8 kilometrelik asfalt dışında kalan yerlere de taş döşeyeceğiz.

PARK-BAHÇE ÇALIŞMALARI

Yukarıda bahsettiğimiz gibi 22 bin metrekarelik bir alan olan ve Ağustos ayında çocuk yutan yeri drenajla kapattım. İlk başladığımda gülmüşlerdi ama şu anda kurumuş durumda ve burası şu anda içerisinde yazlık, kışlık iki çay bahçesi olan 22 bin metrekaresi ağaçlanmış bir park haline geldi. Son afetle bayağı bir bozulmalar oldu. o­nun içinde havaların düzelmesini bekliyoruz. Turizm Bakanlığımıza dosyamızı gönderdik. o­nun parasını da alıp inşallah o parkında bozulan yerlerini o­nararak hizmete açacağız.

ULAŞIM HİZMETLERİ

Belediye otobüsü konusunda bir defa hatalı davrandım. Belediye Meclisi üyeleri arkadaşımızın ısrarlarına dayanamayarak 1991 yılında bir otobüs aldım, 6 ay dayanabildim. Altı ay sonrada yaka silkerek otobüsü sattım ve kurtuldum. Çünkü Belediyenin yapacağı başka işler var. Ulaşım hizmetleri belediyenin üzerinde bir kamburdur. Ulaşım işine bulaşan bir belediye başkanını da akıllı kabul edemem. Her ne kadar üç beş kuruş kazandıklarını zannediyorlarsa da, otobüs bir arıza yapıyor, üç aylık kazançları birden gidiyor. Bugün Araban-Gaziantep arasında çalışan en az 40 tane minibüsümüz var. O iş sahipleri en az beş bin kişiyi besliyor demektir. Bu nedenle vatandaşın iş alanına girmek ve o­nların işlerini belediye olarak azaltmakta doğru değil. Şu an ulaşım hizmetlerimiz Araban'a göre yeterli. Fiyat konusunda da diğer yerlere bakarak benimde baskımla daha ucuz. Örneğin bir 35 kilometrelik ilçeden Gaziantep 1 milyon 250 bin lira iken, 65 kilometre olan bizim bölgemizde Gaziantep'e gidiş 1 milyon 500 bir lira. Esnaf Odası ve Şoförler Odası ile de uyum içerisinde olduğumuzdan, beni kırmayıp gereken kolaylığı yapıyorlar. Temizlik hizmetlerimizde yeterli durumdadır. Çöp sıkıştırma aracımız var. Bir küçük çöp kamyonun, ayrıca çöp traktörüm hepsi mevcut.

ARAÇ PARKI YETERLİ

Sadece bu hizmetler değil belediye başkanı olarak diğer sosyal işlerde de iyi şeyler yapmak istedim. Şu an araç parkımızda bir tane damperli kamyon, bir tane kasalı kamyon, 2 tane traktör, kazıcı yükleyici, sıkıştırmalı çöp kamyonu, bir tane küçük çöp kamyonu, arasöz, iki minibüs ve itfaiye aracımız var. Şuan eksiğimiz bir cenaze arabası. o­nu da mezarlık yakın olduğu için gerek duymuyorduk. Ancak şehir büyüdükçe ihtiyaç haline geldi. Hurdasan Genel Müdürü ile görüştük oradan bir tane bize uygun olan araçlardan alacağız. Bu şekilde Araban'a hizmetler verdik, vermeye devam ediyoruz. Yukarıda bahsettiğimiz gibi alt yapı çalışmalarımızı kendi imkanlarımızla hallettik. PPT şebekesini tamamladık. Önceden telefonumuz yoktu. Postaneden bir Ankara istiyorduk, o gün bağlanmıyordu. Ertesi gün bakıyorsunuz Ankara'yla telefon bağlantısı yapılmış ama bu arada biz nereyi aradığımızı unutuyorduk. Bu şekilde badireler atlattık. Elektriklerimiz gündüz hiç yoktu. Sadece Akşam 18.00-23.00 arası elektrik verilirdi. O da mazotla çalışan bir jeneratör ile oluyordu. Araban'ın devlet mevkiindeki yeri sürgün yeri olarak görülüyordu.

MODERN HİZMET BİNASI

Eskiden Kaymakamlık haricinde devlet binası bulunmayan Araban'a bugün oturduğumuz bu binayı kazandırdık. Böyle bir binayı Araban büyüklüğündeki 10 belediye yapamaz. Bu binanın bitişiğinde 1000 kişilik bir düğün salonumuz bulunmaktadır. İlçemizde eğitim sıfırdı. Bir Merkez İlkokulumuz vardı o­nun ötesinde eğitim yapacak bir yer yoktu. Ama şimdi Allah'a şükürler olsun 7 tane ilköğretim okulumuz, 4 branşta hizmet veren endüstri meslek lisemiz, ayrıca bir de düz lisemiz var. Bu gelişmeler olurken, devlet binaları da artmaya başladı. Hükümet Konağı'nın dışında devlet binası bulunmaya ilçemizde şimdi TMO İdare binası ve siloların çalışanlarının kullandığı 16 lojmanı, Polis teşkilatı ve lojmanları, 16 lojmanlı 2000 santral kapasiteli çok modern bir PTT binası ve Köy Hizmetleri Şantiye şefliğimiz bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Kaymakamlığımızın lojmanı yoktu oda tamamlandı. İşte böyle bir durumda, özveri ile yeni bir Araban yaratmaya çalıştık. Bunları 1984'ten 1991 yılına kadar yaptık.

SAĞLIKTA SIKINTI VAR

Araban Belediyesi olarak sıkıntımız sağlıkta. Sağlık konusunda pek fazla bir şey yapamıyoruz. Sağlık Bakanlığı ANAP'ın elinden gittiğinden beri ilerleme yerine gerileme yaşadık. 20 yataklı sağlık merkezine çevirdiğimiz bir hastanemiz vardı. O dönemde buraya, 5-6 doktor getirdik. Ama son üç yıl içinde bu merkez yeniden sağlık ocağına dönüştürüldü. 20 yatakta kaldırıldı. 5-6 olan doktor sayısı 3'e düştü. Yüksek okul konusunda müracaatımız var. Şu an çalışmaları sürüyor.

BAŞKAN SERVET YİĞİT

1949 Kahramanmaraş Pazarcık ilçesi Köklüce Köyü doğumlu. 1967'de Adıyaman Lisesi'nden mezun oldu. Yüksek öğrenimini Ankara Yükseliş Mimarlık ve Mühendislik'te yaptı. Mesleğini yapmadan kendi arazilerinde çiftçilikle meşgul oldu. 1981'de askerlik görevini yaptıktan sonra Araban'a yerleşti. 1983'te ANAP'ın Araban teşkilatının kurulması çalışmalarını gerçekleştirdi. 1984 seçimlerinde ANAP'tan belediye başkanı seçildi. 4 dönemdir Araban Belediye Başkanı olarak görev yapıyor. Evli ve 3 çocuk babası

 

© Copyright-2005

Sonhavadis