
Ayrım yapmayan siyasetçi Mustafa Yılmaz Devlet eski Bakanı ve Gaziantep Milletvekili Mustafa Yılmaz, gazetemize önemli açıklamalar yaptı ve "Ben ayrım yapmıyorum. Kimsenin partisine ve yakasındaki rozetine bakmıyorum. Benim için önemli olan hizmettir." dedi
Devlet Bakanı Mustafa Yılmaz, "15 yıl önceki bir milletvekili olarak söylüyorum ki; 15 yıl önceki siyasetçiye saygıyla şimdiki saygı arasında çok büyük uçurum görüyorum. siyasetçilerin yıpranması çok önemli değil; siyasetçi değişir başka siyasetçi gelir. En üzücü olan nokta parlamentonun, meclisin yıpranmış olmasıdır" dedi. Devlet eski Bakanı ve Gaziantep Milletvekili Mustafa Yılmaz, "15 yıl önceki bir milletvekili olarak söylüyorum ki; 15 yıl önceki siyasetçiye saygıyla şimdiki saygı arasında çok büyük uçurum görüyorum. siyasetçilerin yıpranması çok önemli değil; siyasetçi değişir başka siyasetçi gelir. En üzücü olan nokta parlamentonun, meclisin yıpranmış olmasıdır" dedi. Bizim Mahalli İdareler Gazetesi'ne açıklamalarda bulunan Mustafa Yılmaz, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kaldırılması mümkün olmadığını kesin bir dille ifade ederken " Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü siyasete alet edilmeden, çok büyük çalışmalar yapması gereken bir kurum. Türkiye'ye gerekli olan bir kurum. Biz bunu elimizden geldiğince, 15 yıl içerisinde siyasetten soyutlayarak insan ayrımı yapmadan, belediye başkanının, muhtarın partisine bakmadan hizmet vermeye çalıştık ve bunu uygulamaya koyduk. Herkes de şaşırdı, biz buna elimizden geldiğince gayret gösteriyoruz. Böyle çalışan bir kurumun Türkiye'ye faydası var. Ama o insanlara göre çalışan bir kurum, insanları böldüğü için fikirlerine, zikirlerine, hareketlerine, düşüncelerine göre böldüğü için Köy Hizmetleri geçmiş dönemlerde ülkeye zarar vermiştir. Yani insanları ayırdığı için zarar vermiştir. Devlete karşı bir isyan başlatmıştır" diye konuştu. Devlet eski Bakanı Mustafa Yılmaz, Gazetemizin Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Selvi Erdoğan Turgut'a Türkiye'yi ve Gaziantep'i değerlendirirken şunları söyledi:
TÜRK SİYASETİNİN DURUMU
"Sadece Türk siyaseti değil genelde siyaset çok kötü durumda. Ben 4 dönem önce ilk kez milletvekili seçilip geldiğimdeki siyasete, milletvekillerine bakışla, şimdiki siyasetçiye ve milletvekiline bakış çok farklı. Halkın gözünde siyasetin yıpranmış olduğunu görüyorum. Siyaset kurumunun çok yıpranmış olduğunu görüyorum. Tabii siyasetçilerin yıpranması çok önemli değil; siyasetçi değişir başka siyasetçi gelir. En üzücü olan nokta parlamentonun, meclisin yıpranmış olmasıdır. Meclis, Atatürk'ün kurmuş olduğu meclistir. Bu kişiler değişir, yıpranabilir, yenisi gelir ama Türkiye Cumhuriyeti Meclisi yıprandığı ve siyasetin genelinin yıprandığı muhalefet-iktidar olmadan herkese halkta bir tepki olduğunu görüyoruz. Bunda tabii kimlerin ne kadar suçu var; kimlerin ne kadar eksiği fazlası var; o ayrı. Bu durum uzun bir konu ve tartışılmalı. 15 yıl önceki bir milletvekili olarak söylüyorum ki; 15 yıl önceki siyasetçiye saygıyla şimdiki saygı arasında çok büyük uçurum görüyorum. Ben bunu gören biriyim, içinde yaşadım. Yani o zaman bir yere gittiğinizde kim olursanız olun, milletvekili olduğunuzda altınıza bir sandalye koyuyorlardı. şimdi kişiye göre değişiyor. Belki şahıs saygınlığını biraz devam ettiriyorsa saygı devam ediyor. Çeşitli yerlerde milletvekilinin yüzüne bile bakılmıyor. Siyaset kurumu yıpranmış, bunun süratle düzeltilmesi gerekir. Bizlere düşen görev çok büyük. Bizlerin hata yapmaması gerekiyor, hatta hiç hata yapmaması gerekiyor. İyi şeyler yaptığınızda medya ya bunu verecek, ya hiç vermeyecek. Hiç haber vermemesi de bir bakıma yıpranmayı önleyebilir. Ama iyi şeyleri vermesi çok daha iyi olur tabii. Herkes attığı adıma, yaptıklarına, yaşam biçiminden başlayarak her türlü davranışına çok dikkat etmek zorunda. Toplumun gözü siyasetçinin üzerinde. Başka birinin yanlış yapması o kadar önemli değil, ama siyasetçi yanlış yapınca hemen ortaya çıkıyor.
HİZMET İÇİN PARA YOK
Bayındırlık Bakanlığının hizmet akışında yaşanan tıkanmaların aşılabilmesi mümkün değil. Türkiye'deki bütün bakanlıklarda bu aşılamadı. Bir kere ekonomik ve parasal sorun var; bakanlıklar parayla çalışır. Sizde bir cevher olsa bile, çalışma hırsı olsa bile sonuçta nakit para meselesi çok önemlidir. Bayındırlık Bakanlığının da görevini dört dörtlük yani tam anlamıyla yapabildiğini zannetmiyorum. Diğer bakanlıklar gibi, kendim gibi nakit parasız ancak proje üretirsiniz. Para sıkıntısı var ve Türkiye'de kriz yaşanıyor. Ben 3 yıl önce yaptığım hizmeti bile şu an yapamıyorum. Yani belki Türkiye için iyidir, belki sayın Kemal Derviş'in gelişiyle beraber düzen ve sistem değişikliği çok iyi olmuştur ama bu hükümetlerde aksama getiriyor. Eski yıllarda biz para harcarken, bütçe disiplini olmadan Maliyeden para isterdik. şimdi bunları daha çok tıkayabiliyor. Sene başında ne para koyduysan onu harcarsın, para isteme konusu olmamalı. Ne oldu da 3 yıl öncesinde birden hizmet eksikliği başgösterdi? Vatandaş bilmeyebilir, hizmetler azaldı diyebilir ama bence eğer Türkiye için gerekliyse bu zamana kadar insanlar hizmet yönünden eksik kaldılarsa 1-2 yıl daha bekleyebilirler. Eğer Türkiye düzelecekse bu sıkıntılara katlanalım.
KÖY HİZMETLERİ İÇİN KESİN TAVIR
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kaldırılması mümkün değildir. Köylere Hizmet Götürme Birliği de geçmişten beri siyasetçilerin elinde bir oyuncak olarak kullanılmıştır. Oy veren insanlara hizmet gitmiş, vermeyenlere gitmemiştir. Köy Hizmetleri bu konuda Türkiye'de bir numara. Siyasete girmiş, zorla girdirilmiş bir kurum olarak herkesin gözü önünde olan bir kurum. onun için de kim muhalefette olursa Köy Hizmetlerinin kapatılmasını ve valilere bağlı olmasını ister. İktidardaki hangi parti partiye bağlıysa o da savunur. Ben 15 yıldır görüyorum; hangi hükümet değişmişse Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü de hangi tarafa geçmişse, eline geçiren taraf "Bu iyi kurum, devam etsin" der. Öteki taraf da bunun bir an önce valilere bağlamak ister. Hele İçişleri Bakanlığı öteki tarafta ise bu biraz daha hızlanır. Ama hiçbir şekilde bunların bir dönemde olduğunu ben görmem. Olmaz çünkü, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü siyasete alet edilmeden, çok büyük çalışmalar yapması gereken bir kurum. Türkiye'ye gerekli olan bir kurum. Biz bunu elimizden geldiğince, 15 yıl içerisinde siyasetten soyutlayarak insan ayrımı yapmadan, belediye başkanının, muhtarın partisine bakmadan hizmet vermeye çalıştık ve bunu uygulamaya koyduk. Herkes de şaşırdı, biz buna elimizden geldiğince gayret gösteriyoruz. Böyle çalışan bir kurumun Türkiye'ye faydası var. Ama o insanlara göre çalışan bir kurum, insanları böldüğü için fikirlerine, zikirlerine, hareketlerine, düşüncelerine göre böldüğü için Köy Hizmetleri geçmiş dönemlerde ülkeye zarar vermiştir. Yani insanları ayırdığı için zarar vermiştir. Devlete karşı bir isyan başlatmıştır. Oy verenlerin köyü yapılmış, diğerleri yapılmamıştır. Bunu herkes bilir, herkes de yaşamıştır. onun için bizce, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü mutlaka kalmalıdır. Bizden sonra da kalmalı ama siyasete alet edilmemelidir. Her zaman doğrular yapılmalıdır. Onun için bunun tartışılmasını bile gereksiz görüyorum. Türkiye'de köylerin hizmetleri bittiği zaman bile Köy Hizmetleri devam etmelidir. Bakım ve onarım için, bozulan yerleri yapmak için bu kurum devam etmelidir. Daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti ayakta durduğu müddetçe Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü devam etmelidir.
YEREL SİYASETTE DSP ÇOK ZAYIF
DSP, yerel yönetimlerde kazanma hevesi olan bir parti değil, ben onu tespit ettim. Aday tespitlerinden başlayarak DSP pek fazla yerel yönetimlere bugüne kadar önem vermedi. Yani nedenini ben tespit edemiyorum. Geçen dönemlerde daha çok parlamento ağırlıklı çalışmalar yapıldı. Belki bundan sonra biraz ona da önem verir. Yani yerel yönetimlerde parti kadar aday da çok önemlidir. Aday seçimini çok önceden yaparsanız, çevresi olan insanları aday yaparsanız küçük yerlerde bir kere % 50 olarak koşuya şanslı başlıyorsunuz demektir. O çevresi olan insan, partisine bakmadan yerel yönetimlerde partisi olduğu kadar kişinin kendi kişiliği öne çıkar. Biz, bu aday tespitlerinde biraz geç kalıyoruz. Genelde en sona kalan adayı seçiyoruz. Kimsenin bir bakıma beğenmediği, artık adaylar bittikten sonra, son kalan adaylardan seçme durumunda kalıyoruz. Yerel yönetimlerde dikkat ederseniz bizim Türkiye çapındaki başarımız çok zayıf. Yani Türkiye'de birinci partisiniz ama belediye başkanı sayısı en az olan partisiniz. Bu durum, köklü bir çalışma olmamasından ve aday tespitindeki gecikmeden kaynaklanıyor.
AYRIM YAPMAYAN SİYASETÇİ
Ben ayrım yapmıyorum. Kimsenin partisine, yakasındaki rozetine bakmıyorum. Benim için önemli olan hizmettir. Gaziantep'te siyasi hayatım 1974'de başladı. Ben buraya 28 yıl önce gençlik kollarından başlayarak geldim. Gaziantep bana hemen hemen hiç seçim kaybettirmedi. Ben şu anda 15 yıl içinde 20 bin hastaya müdahale etmişim. Bunları,çoğu bilir çoğu bilmez ama Gaziantepli bilir. onun için de belediye başkanları değil, halkın içine girdiğinizde daha değişik şeyler öğrenebilirsiniz.
YASAYLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ
Mahalli İdareler Yasasında ana sorun şu; bir siyasetçi elindeki erki başka birine devretmekte zorlanır. Bu yılların tecrübesidir. Bunu kim derse ki, ben buna karşıyım yanlış. Merkez Bankası, şurası, burası bu yasaların çoğu zorlanarak çıktı. Yani kolay değil, görüyorsunuz. Bu gerekli olduğu için, Türkiye uçurumun eşiğine geldiği için bazı yasalar çıktı. Bu, şimdi belediye başkanları için de geçerli. Belediye başkanı arkadaşlarımızı severiz ama, onlara da sorun; kendi yetkilerini kolay kolay bırakmak istemezler. Bunu topyekun bir vatandaş olarak üzerimizden atmamız lazım.
ÖZAL DÖNEMİNİ DEĞERLENDİRDİ
Özal döneminde yerel yönetimler altın çağını yaşadığı söyleniyor. Efendim belediyeler altın çağını yaşarken kimse babasının parasını cebinden vermedi. Devletten fazla para verirseniz elbette altın çağını yaşar. Eğer şu an "Gübre paranızı bedava veriyorum, Hazine karşılayacak" derseniz köylüye de altın çağını yaşatırsınız. Ben kimin kesesinden altın çağımı yaşıyorum, mesele burada. Bu altın çağ konusu kendi üreterek, kendi gelirinle, belediye kaynaklarıyla altın çağını yaşadıysa tebrik etmek lazım. Mesele şudur; belediye başkanı kendi geliriyle giderini dengeleyecek duruma getirilmeli. Yerel Yönetimler Yasası çıkarılmalı. Bu dönem yasa çıkmaz, gelecek seneye çıkarsa yine de ben bunu başarı olarak kabul edeceğim. Yasanın çıkması gerektiğine inanan biriyim. Belediye başkanı kendi bütçesini kendisi yapmalı, gözü Ankara'da olmamalıdır. Yani bu böyle alıştırılmış; siyasetçi "Belediye başkanı ayağıma gelmeli, bana muhtaç olmalı, benim karşımda hazırolda durmalı", bu durum yılların getirdiği bir şey. şimdi bu zihniyet mutlaka kalkmalıdır, belediye başkanı bağımsız olmalıdır. Kendi gideriyle gelirini dengelemelidir; bütçesini de buna göre yapmalıdır. Yıllık bütçe 1 trilyonsa neden 3 trilyonluk bütçe yapıyorsun? 2 trilyonu nereden alacaksın? Tabi Hazineden alacaksın, sonra da vermeyeceksin. şimdi bu durum Türkiye'de var. Belediye başkanlarımız özellikle de büyükşehir belediye başkanlarımız "Ben şunları yaptım, bunları yaptım" derken acaba bunun kaçını kendi gelirleriyle yaptılar, kaçını Hazineden alıp yaptılar? şimdi bunların hepsi yetimin paraları, vatandaşın paralarıdır.
BELEDİYELERE GELİR KAYNAĞI SAĞLANMALI
Belediye başkanlarına gelir kaynağı getirecek yasalar çıkmalıdır. Belediye başkanı kendi gelirini hesaplamalı ve ona göre gelirini, giderini ayarlamalıdır. Her gün hükümet kapılarında, Ankara'da otellerde gezerek belediye başkanlığı yapılmaz. Başkanlar böyle olunca görevlerini de yapamıyorlar. Para bulayım diye Ankara'da zamanını geçirirken orada asli görevini yerine getirebilir. Bunlardan kurtulmak lazım. Belediye başkanı kendi gelirini kendisi yaratmalıdır; yerel yönetimler yasası da işte budur. Önümüzdeki yasa bunu ne kadar sağlayacak, ondan da endişem var. Dört dörtlük bir Avrupai yasa olduğunu söylemek istemiyorum ama bu yasa çıkmalı. Belediye başkanları da gelirlerini elde etmeliler. Bu gelirlere göre projelerini yapmalılar. Ben bunu yapacağım sözü verirken de seçmene "Arkadaş ben sana şunu yapabilirim" diye yola çıkmalı, mahcup olmamalı, yalan söylememeli, söylemek durumunda kalmamalı ve yıpranmamalıdır. Başkanlarımızın gelirleri giderleri karşılamıyor. O zaman da hep Ankara'dalar. Yani yasa çıkmalı ve çıkarken de belediye başkanlarını özerkleştirmeli. Ben, belediye başkanlarının tam özerk yapılmasından yanayım. Avrupa'da olduğu gibi her şeyini kendi karşılayan ve yönetimi olan; bütçesini tam reel bütçe yapan yani hayali bir bütçe değil. Bugün bu durumda başkanın da suçu yok; suç yasadadır.
BAŞKANLAR HESABINI İYİ YAPMALI
Şimdi, bir belediye başkanı bir şey yaptırırken geri dönüşünün hesabını yapıyorsa, ben bunu rahat yapacağım, gelirim var diyorsa; o belediye başkanı hizmetini yapar. Fakat hele yapayım da, devlet büyük, Hazine büyük, sonra ben ödesem de olur diyorsa tabi bu durum da bizim genel politikamızın sonucudur. Belediye başkanına parayı veren banka faiz alıyor. Niye alıyor? Çünkü o banka da para bulurken faizle buluyor, IMF'nin kapılarında sürünüyor. Ben faizi yüksek bir para bulacağım, sana ucuz fiyattan para vereceğim değil. Ama nereden vereceğim, Hazineden vereceğim. Yani bunların hepsi söylemde kolay, ama sonuçta kimin cebinden çıkıyor? Sonuçta vatandaşın cebinden çıkıyor. Yani ben % 80 faizle para bulacağım, % 20 ile vereceğim; % 60 zararım var. Kimin zararı var? Hazinenin zararı var. Belediye başkanları "Bu hükümet, bu baştaki insanlar veya bu Türkiye Cumhuriyeti verdiği paraları nereden buluyor?" diye sormalıdır. Bu paranın bir kısmı vergilerden elde ediliyor, bir kısmı da % 80 faizle zenginlerden alınıyor. Başkanlara düşük faizle verirse bundan Hazine zarar görür. Türkiye parayı yüzde kaç faizle buluyor ki, yüzde kaç faizle onlara versin? Ha, benim borcum yok, dışarıdan para istemiyorum, dış borcumu kapattım, Türkiye'de enflasyon aşağıya düştü, bana bu faizi niye veriyor dediği zaman haklı. şimdi Türkiye'de enflasyon belli noktada, para bulma zorlukları ortada. Biz zamanında gübreyi pahalı alıp ucuza vermiştik. Köylüye iyilik mi etmişiz, kötülük mü etmişiz ayrı konu. Ama kağıt üzerinde iyilik etmişiz. Birileri almış 5 liraya, vermiş 2,5 liraya. Kimin kesesinden vermiş? Mesele burada. Eğer kendi cebinden vermişse iyi yapmış, aferin kendisine. Yani babasının servetini köylüye yardım için harcamış. Ama bunu başka bir memurun hakkını, esnafın, yetimin hakkını alarak vermişse yanlış yapmıştır. Köylüye o anda belki iyilik yapmış gibi görünüyor ama sonuçta Hazine bu duruma gelince köylü de perişan oldu. Bu paranın maliyetinin ne olduğunun düşünülmesi lazım.
BELEDİYE OLMANIN KOŞULLARI OLMALI
Seçim yatırımı için köylerin belde, beldelerin ilçe, ilçelerin il olması Türkiye'de siyasetçilerimizin en büyük eksikliklerinden birisi. İl sözü, ilçe sözü vermek, bundan oy almak olmamalı. Vatandaş da ne yazık ki bu tuzağa düşüyor. İl sözü verildiğinde o insan ister Türkiye'nin düşmanı, ister Türkiye'nin yakını olsun; ona destek veriyor. Vatandaş beni il yapacağına bana fabrika kur demiyor. Vatandaş buna prim verince, siyasetçi de oy için hareket ediyor. Keşke vatandaş buna tepki gösterse, siyasetçi de tövbe etse. Türkiye'de ilçeler il yapılmıştır ve çoğu siyasi amaçlıdır. Belki gerekli olanlar vardır bilemiyorum ama % 90'ı oy almak için yapılmıştır ve adam hakkını da almıştır. Belediye olmanın sınırları olmalıdır. Belediye olmak zor bir iş olmalıdır. Her yere belediye başkanlığı, altına da bir araba bundan belediye başkanlarımız bile rahatsız. şimdi Köy Hizmetlerinden belediyelere, ben belediye oldukları için hizmet veremiyorum. Yani yine de bir kısmına veremiyorum, bir kısmına veremiyorum. Belediyelere kanun gereği hizmet vermemek gerekir. Ama aynı büyüklüğe sahip bir yer belediye olmamışsa orayı ihya ediyorum. Belediye olmanın mutlaka bazı koşulları olmalıdır. Bir yer belediye olduğunda arkasında dünya kadar hizmet gerekiyor. Bunların hepsi paraya bağlı. Kabul etmek gerekir ki, herkes yanlış politika uygulamıştır. Devletin imkanlarını kullanarak oy alabilmek için 30-40 yıldan beri süregelen bir alışkanlıktır. Bunların hepsini bırakmak durumundayız. Devleti değil; aklınızı ve zekanızı kullanarak kendinize oy alacaksınız. Devletten para dağıtarak oy almayı herkes yapar. Yani para dağıtarak oy almak iyi bir ahlakın işi değil. şimdi ben sorarım; bazı illerdeki belediye başkanlarına; niye seçime bir ay kala vatandaşa çimento, demir dağıtıyorsunuz? Milyarları, trilyonları niye seçimden sonra vermiyorsunuz? Yani şimdi sorarım İstanbul Belediyesine; sen 10 bin insana burs veriyorsun; bu senin görevin mi, devletin görevi mi? O burs verdiğin insanları nasıl seçiyorsun, bu insanları kime karşı kışkırtıyorsun, bu insanları böyle kullanıyorsun? Bu belediye başkanının görevi mi? Ondan sonra benim param yok diye çıkıp bar bar bağırmak, ben hizmet veremiyorum, paramı kestiler demek doğru mu? Peki kardeşim, sen başkalarının görevini niye yapıyorsun? Evet, herkes görevini yapmalı, belediye başkanları da görevini yapmalı, bakanlar da görevini yapmalı, milletvekilleri de. Herkes oy almak için böyle şeylere kaçtığı zaman, Türkiye bu hale geliyor. Benim demek istediğim budur. onun için hatayı herkes kabul etmeli. Hatasını kabul eden insanlardan ben korkmam. Herkes Türkiye'nin belli bir noktaya gelmesi için gerekli gayreti göstermeli. Hepimizin hatası vardır ve hatası az olan insan da makbuldür. Hatam yok diyen adam da zaten delidir, ondan da şüphe etmek gerekir. Onun için inşallah her şey iyi olacak. Ben Türkiye'nin iyi olacağına inanıyorum. Çünkü yasalar değişiyor, Avrupa Birliği gündemindeyiz. En çok istediğim şey budur. Avrupa normlarına uyma mecburiyetimiz olduğu için seviniyorum. Normlara uyduğunuz zaman zaten insanlar o norm ve sınır içine girdiği zaman Türkiye için fayda sağlarsınız. şimdi bakan için de, belediye başkanı için de yasak var. şunu yapamazsın, yasak! Hakkın yok! Yasak gelsin Türkiye düzelsin. Zaman içinde bu ahlak şekline dönüşür. O zaman da düzgün ahlaklı Avrupa gibi bir ülke olursun. Yolda bir çanta, içi dolar dolu bir çanta bulduğun zaman, çantayı açmadan karakola götürürsün. Bu zamanla ahlaka dönüşür, önce kuralı koyacaksın. Kurallar yaşaya yaşaya ahlaka dönüşür. Bizde kural; kim o çantayı bulduysa meziyet olur, zekilik olur.
YILMAZ'DAN MESAJLAR
Gaziantepliler, beni 4 dönem üst üste milletvekili yaptı. Para harcamadan milletvekili "Gaziantep'lilere çok şey borçluyum" "Gaziantepliler, beni 4 dönem üst üste milletvekili yaptı. Para harcamadan milletvekili oldum. Gaziantepliler bana çok şey verdi, ben onlara bir hizmet vermeye çalıştım. onlara çok borcum var. Bu borcun bir kısmını ödediğimi zannediyorum ama daha ödeyemediğim çok borcum var. Ne kadar övünürsem övüneyim; beni bir köyden, bir çiftçinin çocuğu olarak alıp getirip, buralara kadar çıkaran Gazianteplilerdir. onun için hizmet vermeye devam edeceğim." ğ "Gazianteplilere, ölene kadar borçlu kalacağım. Bundan sonra seçilsem de, seçilmesem de; siyasette olsam da, olmasam da bu verilenleri her halde ödeştirmek için ölene kadar hizmet vereceğim. Ben onları seviyorum, insanlarımızın hepsini seviyorum. Hiç kimseye, hiçbir şekilde bir kızgınlığım, küskünlüğüm yok. Bütün Gazianteplilere ben borçluyum. Benim bundan sonraki dönem siyaset yapıp yapmayacağım da belli değil. Ben bunu Gazianteplilere de söylemiştim."
USTAFA YILMAZ KİMDİR?
1949 Oğuzeli doğumlu. İlkokulu Oğuzeli'nde, orta ve liseyi Gaziantep'te okudu. KTÜ İnşaat Yüksek Mühendisliğinden mezun oldu. Siyasete CHP Gençlik Kollarında başladı. 1980 sonrası SODEP Merkez İlçe Başkanı oldu. Daha sonra SHP Milletvekili olarak 2 dönem parlamentoya girdi. 2 dönemden beri de DSP Milletvekili olarak parlamentoda bulundu. Bayındırlık ve İskan eski Bakanı. 57. Hükümette köy hizmetlerinden sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu.