
Gaziantep Organize Sanayi Başkanı Akif Ekici, nerede kazanırsa kazansın, Gazianteplilerin yatırımını gelip Gaziantep'te yaptığını belirterek, bunu izah etmenin çok zor ama çok güzel olduğunu belirterek "Gazianteplilerde kendi enerjimi kendi memleketimde harcayayım, kendi memleketimi güçlendireyim düşüncesi var" diye konuştu. Gaziantep Organize Sanayi Başkanı Akif Ekici "Sanayinin ve ekonominin ciddi sıkıntılarından birisi, rekabet gücümüzün azalmasıdır. Ekonomik krizden çıkabilmemiz, 300 milyar dolara yaklaşan iç ve dış borçların kapatılabilmesi, ülkenin sıhhatli bir düzeye gelebilmesi için üretim çok önemlidir. Üretmeyen bir ülkede, hiçbir şeyin yapılması mümkün değildir. Yalnız üretimin önündeki çok ciddi engeller bizim sıkıntılarımızdır" dedi. Gazetemize, Gaziantep sanayisinin geldiği durum yaşanan krizle ilgili görüşlerini anlatan Gaziantep Organize Sanayi Başkanı Arif Ekici şunları söyledi:
ORGANİZE SANAYİNİN DÜNÜ-BUGÜNÜ
"Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi, 1969'da Gaziantepli müteşebbisler tarafından 2.100.000 m2 alan üzerinde kurulmuştur ve Sanayi Bakanlığının ciddi destekleri olmuştur. Şu anda 138 faal firma var. 1986'da bu alan yetersiz bulunmuş ve ikinci kısım dediğimiz 4.5 milyon m2'lik alan oluşturulmuştur. 1994'te bu kısımlar da yeterli olmayınca üçüncü kısım da 4.5 milyon m2 olarak açılmıştır. Şu anda toplam 24 milyon m2 alandan oluşuyor. Bu 3 kısım 12 milyon m2'den oluşuyor. Faaliyete geçmesiyle ilgili girişimlerimizin olduğu 4. kısım, 12 milyon m2'dir. Burayı 50 bin m2'nin üzerinde parselle tahsis etmeyi düşünüyoruz. Bilgi teknolojisi ve otomotiv sanayiinin ağırlıklı olarak gelişmesini ve ilerlemesini istiyoruz. Şu anda mevcut kısımlarda 465 faal firmamız var, 65 bin istihdam var. Ayda 102 milyon kw/saat enerji tüketimimiz var. Bu, Türkiye'de 60 ilin tükettiği elektrikten daha fazladır. 102 milyon kw/saat elektriğin 32 milyon kw/saati bölgemiz içindeki müteşebbislerin kurduğu enerji santrallerinde üretiliyor. 70 milyon kw/saati de TEDAŞ'tan alınmaktadır. Hedef projelerimiz içinde en önemlisi, enerji santralimizi kendimiz kurarak bu 70 milyon kw/saat enerjiyi de kendimiz üretmek istiyoruz. Şu anda sanayinin ve ekonominin ciddi sıkıntılarından birisi, rekabet gücümüzün azalmasıdır. Ekonomik krizden çıkabilmemiz, 300 milyar dolara yaklaşan iç ve dış borçların kapatılabilmesi, ülkenin sıhhatli bir düzeye gelebilmesi için üretim çok önemlidir. Üretmeyen bir ülkede, hiçbir şeyin yapılması mümkün değildir. Yalnız üretimin önündeki çok ciddi engeller bizim sıkıntılarımızdır. Bu engellerden şöyle söz etmek istiyorum: Enerjiyi aldığımız fiyat şu anda dünyanın hiçbir yerinde olmayan fiyat; 9,2 Euro. Tekstil, organize sanayiinin % 45'ini oluşturuyor ve lokomotif sektör durumunda. Tekstilde en büyük rakibimiz Uzakdoğu ülkeleri. Çünkü markalaşmaya, konfeksiyona ve ciddi kaliteye erişemedik. Bu yüzden İtalya, İngiltere zaten rakibimiz olamaz. Uzakdoğu ülkelerinde enerji fiyatı 2,5-3 Euro. Yani biz % 300 daha pahalı enerji kullanıyoruz. İkinci sorun; Türkiye'de ucuz işçilik olduğu söylenir, doğrudur. İşçinin eline geçen para çok ucuzdur. Ama işverenin cebinden çıkan 550 milyondur. Bu da yaklaşık 450 dolara tekabül eder. Uzakdoğu ülkelerinde her şeyiyle bir işçi için işverenin cebinden çıkan 100-150 dolardır. Üçüncüsü; ülkemizde çok adaletsiz bir vergi sistemi var. Bu da insanları kayıt dışı ekonomiye itiyor. SSK priminde işçiye verilen brüt ücret 222 milyon, hesaplanan ücret 357 milyon. Burada üretene şu deniyor; kayıt dışı ekonomiye yönelin kardeşim. Ülkemiz kayıt dışı çalışanlar için bir cennet. Ama kayıtlı mükellef için cehennemin en katı yeri. Her şey bu insanların üzerindedir, vergi bu insandan toplanır. Kontrol bu insanların üzerindedir, zahmet bu insanların üzerindedir. Yani bu insanları bıktırıp kayıt dışına itmeyle ilgili çok ciddi çaba sarfediyorlar. Demek ki, bu ülkede üreten sanayinin güçlenmesi istenmiyor. Ama bunu kasıtlı mı istemiyor, gafletten mi istemiyor, birileri dalalet mi ediyor bunu bilemiyorum. Ama ülkede üreten sanayinin durması ve mevcudun altına inilmesi için çaba sarfediliyor.
EKONOMİK KRİZİN ETKİLERİ
1999, 2000 ve tabii ki 2001 krizlerinde Gaziantep sanayisi de çok ciddi sıkıntılar gördü. Ama bir şeyin altını çizmek istiyorum. Gaziantepli sanayicinin büyük bir kısmı öz kaynakla çalışmaktadır. Bunun en büyük göstergesi de şu anda bizim Gaziantep'teki tüm sanayinin kullandığı kredi oranı 590 milyon dolardır. Bunun yaklaşık 300 milyon doları nakittir. Bu da sanayicimizin öz kaynakla çalıştığını gösteriyor. Buna rağmen krizin ilk dönemlerinde çok ciddi rahatsızlık yaşadık. Biz o dönemde sanayicilerimizle sık sık biraraya geldik. Sanayicilerimize "Bu ülke hepimizin, bu ülkede işçimizle, işverenimizle beraber çalışıyoruz. Lütfen işçimizi işten çıkarmamak için çaba sarfedelim" telkininde bulunduk. Herkes de dayanabileceği ölçüde gayret sarfetti. Buna rağmen 10 bin civarında insanımız işsiz kaldı. Ama işverenimizin büyük çoğunluğu, tasarruf etmiş olduğu gayrimenkulünü satarak işçinin aylığını ödemiştir; bunu da gördük. Bu da Gaziantepli sanayici adına onur verici bir hadisedir. Gaziantepli sanayici 590 milyon dolar krediyi kullanırken, en az 2000 kişi birbirine kefil olmuştur. 1,5 milyar dolar civarında gayrimenkulünü bu kredi için teminat göstermiştir. Yani her türlü paralar sağlama alınmış, bankaların 1 kuruşu batmamıştır. Bunun yanında banka hortumlamayı davranış biçimi haline getirmiş olan insanlar bir tek imzayla 1,5 milyar dolar almıştır. Bu kredi bir tek imzayla ve teminatsız verilmiştir. Öyleyse ekonomiyi yönetenler nezdinde o bir tek kişi, Gaziantep'ten daha itibarlıdır. Ama şunu da belirteyim onlar öyle düşünebilir ama biz öyle düşünmüyoruz. Gaziantepli her zaman onurlu, şahsiyetli ve özverilidir.
GAZİANTEPLİ'NİN GİRİŞİMCİLİK RUHU
Gaziantep'in bilinen tarihi bin yıllık. Devamlı üretim ve ticaret merkezi olmuştur. Tabi İpek yolu üzerinde olması da ayrı bir şanstır. Gaziantep'te insanlar devamlı üretimle uğraşmıştır. Gaziantep'te şu da var; bir tane devlet yatırımı yoktur. Bir tek Tekel İçki Fabrikası var; 120 kişi çalışıyor ve 1950'lerin teknolojisinde. Gaziantep'te diğer illerdeki gibi şeker fabrikası, Sümerbank olsaydı, babalarımız oralarda işçi veya idari personel kadrosuyla çalışacaktı. O emekli olduğunda elimizden tutup bizi oraya işe koyacaktı. Bu da etkenlerden biri ama esas girişimcilik Gaziantepli'nin ruhunda var. Nerede kazanırsa kazansın, yatırımını gelip Gaziantep'te yapıyor. Bunu izah etmek çok zor ama çok güzel. Kendi enerjimi kendi memleketimde harcayayım, kendi memleketimi güçlendireyim düşüncesi var.
GAZİANTEP'TE İŞSİZLİK OLAYI
Gaziantep'te işsizlik oranı çok yüksek değil. Bizim organize sanayi olarak insan kaynakları diye bir bölümümüz var. İş için gelenlerin % 90'ı buraya müracaat eder. Şu anda elimizde 1400 civarında müracaat var. Küçük sanayi sitelerimiz var, 65 bin kişi organize sanayide çalışıyor. Küçük atölyeler var, bunlar işsizlik oranını azaltıyor. Ama biz istiyoruz ki, krizler olmasa da işsizlik yaşanmasa idi.
ÖNCELİK BAŞARI VE KALİTE
Bizim öncelikli hedeflerimiz Gaziantep Organize Sanayiinin üretimde başarılı olması, kalite bilincinin yükselmesidir. Yeni projelerimiz şunlar: 1. Elektrik santralini kurup kendi kesintisiz ve ucuz elektriğimizi elde etmek, 2. 2. Su sorunumuz var ama büyük bölümü çözülmüş gibi.. 168 km'lik bir vahadan bir vahaya su getiriyoruz. Bunu dünyada yapan ender şehirlerden biriyiz. Tamamlanmak üzere ve Büyükşehir Belediyesi uyguluyor. 2 ay içinde faaliyete geçecek. Böylece sorun ciddi şekilde çözülmüş olacak. Arıtma tesisinden geçerek kullanılacağı için de sağlıklı bir su olacak. Sanayimiz de bu sudan nasibini alacak.
GAZİANTEP'İN SİYASİ KONJONKTÜRÜ
Nerede olursak olalım üreterek tüketen bir felsefeye erişmemiz lazım. Siyasette, sanayide, ticarette, sosyal yaşantıda ve ailede bu felsefeye erişmeliyiz. Üretmeden tüketmemek lazım. Ne kadar üretiyorsak o kadar tüketmeliyiz. Siyasetçi, önce ülkem demelidir. Hangi siyasi yelpazenin içinde olursa olsun "Önce ülkem ve üreterek tüketen Türkiye" demeli. Bu sloganla yola çıkıldığında, ülkede herşeyin çözüleceğine inanıyorum. İnsanlar hak ettiğini talep etmeli. Emeği olmayan şeyi almayla ilgili bir mücadele olmamalı. O zaman yoksulluk ve hırsızlık doğuyor, o zaman kayıt dışı ekonomi ortaya çıkıyor, o zaman hortumlama ortaya çıkıyor, siyasette bozukluk meydana geliyor. Ben ülkeme, halkıma ne veriyorsam onun karşılığını istemeliyim. Suyun başı Ankara ve zaten sıkıntının büyük bölümü de o... Yerel Yönetimler Yasası diye gülünç bir yasa var. Bu yasaya bağlı olan bir yasa daha var. İkisini ayrı düşünemeyiz. Siyasi partiler ve seçim yasasını ikisini bir bütün içinde düşünmek lazım. Çünkü Ankara'da şu anda muhalefette ve iktidarda olan 5 liderimiz var. Oturmuşlar Türkiye'ye ahkam kesiyorlar. Gaziantep'te ben A partisindenim. Bana bir liste gönderiyorlar, siz bunu onaylayın diyorlar. Benim seçme görevim yok ki çünkü sadece onaylamak görevin diyorlar. Ben genel başkan efendinin bana emrettiği kişiyi seçmek zorundayım. Böyle şey olmaz, ben buna karşıyım. Halk vekilini seçsin, vekiline hesap sorsun; vekili de halkına hesap verme bilincine erişsin. Bilsin ki insanlar beni buraya getirdi, hesabını da mutlaka sorarlar. Şu anda seçilmiş milletvekilleri genel başkanına karşı sorumluluk duyuyor. Genel başkan veya idare heyetiyle işi iyi götürürse, bir dönem sonra oradan olmazsa başka şehirden milletvekili olacaktır. Bu zihniyetin atılması, bunun için de siyasi partiler ve seçim yasasının bir an evvel değiştirilmesi lazım. Yerel yönetimler yasasına gelince Gaziantep'te A köyünün çöp işiyle ilgili kararı Ankara, Bayındırlık Bakanlığına veya Köy Hizmetlerine veriyor. Ne bilir o köyü? Oysa ne yerini ne ihtiyacını bilir. Bir köyün içme suyu projesine Ankara'daki beyefendi onay verir ama o köyün hiçbir şeyini bilmez. Bunlar komik şeyler. Belediye başkanının Ankara'da ne işi var? Ama hepsi bir şey dilenmeye gitmiştir. Hepsi oradaki genel müdüre, müsteşara yalvarmaya gitmiştir; bu olmaz. İnsanlar burada üretiyor, burada vergisini topluyor, burada hizmetini yapıyor, payımızı Ankara alıyor. Olur mu böyle şey? Buradaki hizmetlerle ilgili kararı buradaki yerel yönetimlerin vermesi gerekir. Devlet; belediye başkanına, meclis üyelerine, valisine, il özel idaresine, il encümenine güvenmezse kime güvenir? 500 kişilik bir bürokrat tabanı ile Ankara'da oturanlar mıdır devlet? Halk devletine, devlet halkına güvenmelidir. Bu karşılıklı güven sağlanmadıkça olumlu sonuca varmak mümkün değildir.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ SAYISI AZ
Türkiye'de çok fazla sivil toplum örgütü yok. Türkiye'de ciddi şekilde örgütsüzlük var. İnsanları depolitize etmek için, politikayı örgütlenmenin dışında tutabilmek için yıllardır çaba harcıyoruz. Ama örgütlerde de koltuk kavgası var. Avrupa'da % 115'lik örgütlülük olayı, Türkiye'de % 7.5 ve buna sendikalar da dahil. Güçlü bir sivil toplum örgütü insanların sesini duyuramıyor. TOBB bu konuda çok ciddi performans gösteriyor. Eskiden de aynı üye sayısına, aynı delegeye sahipti ama zihniyet değişti. Genç ve üretken bir zihniyet geldi. Hükümetle oturup karar almaya zorluyoruz. Hükümet görevlilerini bizimle toplantı yapmaya zorluyoruz. Önceden böyle bir şey yoktu. Yorulacağız, yıpranacağız, eziyet çekeceğiz ama Türkiye'de bu zihniyetler de oturacak.
KRİZ DEĞERLENDİRMESİ
Yaşanan kriz tamamen siyasidir, ekonomiyi idare edenlerin beceriksizliğidir. Burada bir takım şeylerin açıklanması gerekiyor. Bunun da üzerine gidip takipçisi olmak gerekiyor. 16 Şubatta ülkenin başbakanı programın istisnasız, sarsılmadan devam edeceğini açıklıyor, güvence veriyor ama 19 Şubatta ülkede bir anda varlığınız % 70 küçülüyor. Orada bir şeyler oluyor, Merkez Bankası'ndan 6 milyar dolar kayboluyor. Ama kimlere verildiği devlet kayıtlarında bellidir. Ne derece doğru bilemeyiz ama duyumlarımıza göre Silahlı Kuvvetler veya Genelkurmay son anda müdahale ediyor ve 10-15 milyar doların çıkışı önleniyor. Bu 6 milyar doların nereye gittiği mutlaka açıklanmalıdır. Buna benzer gizli kapaklı şeyler ortaya konmalı, halk devletine güvenir hale gelmeli. Devlet de insanlarına güvenmelidir. Bu güven bunalımı çözülmediği sürece hiçbir şey düzelmez. Siyasi partiler ve seçim yasası değişmeden ne yerel yönetim yasaları değişir, ne diğer yasalar tam çıkar; hepsi sembolik kalır. Önümüzdeki yıllarda siyasi açılımın olabilmesi için mutlaka bu değişimin olması gerekir.
CHP'NİN TABANI SAĞLAM
CHP'nin genel merkeziyle, genel başkanıyla, tabandaki insanıyla, delegesiyle bir mücadelenin savaşçısı olması gerekir. Hedef "Önce ülkem" olmalıdır. Siyasi partiler ve seçim yasasının değiştirilmesi için çaba göstermesi gerekiyor. CHP sosyal demokrat düşünceye sahip bir partidir. Zaman zaman zafiyetler geçirebilir. Yönetiminde bir takım aksaklıklar olabilir ama şu andaki genel yapı içerisinde tabanı sağlam bir partidir.
GAZİANTEP'TE HEDEFLER
Gaziantep sanayisi son 15 yılda çok ciddi bir süreç yaşadı, iyi yerlere geldi. Ama bana göre yeterli değil. Gaziantep önümüzdeki dönemde mutlaka teknolojiye erişmeli, teknoloji üretimine kayması gerekiyor. Dünyamız bilgi ve iletişim çağına girmiştir. Bu teknolojilerle ilgili yeni yatırımlar, yeni projeler üretmesi gerekiyor. Bu işin sanayi boyutudur. Gaziantep'te çok ciddi eksiklikler var. Sosyal ve kültürel yönden çok ciddi bir zaafımız var. Ülkedeki 81 vilayet içinde olmamız gereken yerde değiliz. Acilen Gaziantep'in bir kültür sitesine ihtiyacı var. Çok amaçlı toplantı salonları, spor kompleksleri, tiyatro salonları ile sosyal aktivitelerin güçlendirilmesi gerekiyor. Sosyal yönden 1980 öncesinden daha gerideyiz. Bu konuda bizim de projelerimiz var. Organize sanayi bölgesinde bir proje yarışması başlattık ve yakın zamanda sonuçlandırılacak. Burada bir fuar alanı yapmak istiyoruz. Fuarın yanı sıra çok amaçlı salon yapmak istiyoruz. Bir çarşı düşünüyoruz. Burada tüketime yönelik üretim yapan tesislerin mallarının teshir edilmesi için 60 dükkanlık bir çarşı düşünüyoruz. Küçük bir spor kompleksi ve yanında bir otel düşünüyoruz. Hem gelen yabancı misafirlerimizi burada ağırlayacağız hem de şehre hizmet vereceğiz. Bu proje 260 bin m2 bir alan içinde olacak. Projeyi bitirdikten sonra uygulamaya adım adım gideceğiz. Tabi bir anda bunu yapabilmek için çok güçlü finans gerekiyor. Organize sanayide büyük ölçüde ara mal üretiyoruz, nihai mal üretmiyoruz. İhracat durumu yeterli değil. İpliği 2-2.5 dolara satıyoruz, o sonra konfeksiyona geçtiğinde 200 dolar oluyor. Bizim bu 2 doları 200 dolara çıkarmamız gerekiyor. Ülkenin refah düzeyini yükseltebilmek için de bu şart. Bu da zaman meselesidir. Belki 2010-2015'lerde biz de markalar ülkesi haline gelebiliriz.
SAĞLIKTA EKSİKLİK ÇOK
Gaziantep'in sağlık konusunda çok ciddi eksiği var. Gaziantep'te bir SSK, bir devlet hastanemiz var ve durumları içler acısıdır. Herkes kendi çöplüğünü temizlerse rahat olur düşüncesiyle organize sanayide bir sağlık ocağı yapıyoruz. Bunun için Çalışma Bakanlığı ile görüşmelerimiz devam ediyor. Net cevap alamıyoruz, alacağımıza da inanmıyorum. Binasını biz yapıyoruz; buraya 2 doktor ve 2 hemşire atanmasını istiyoruz. İşçilerimizin büyük vakalar haricinde şehre gitmesine gerek kalmasın istiyoruz. Organize sanayide 24 saat görev yapan ambulansımız var. Acil durumlarda işçiyi 12 km ötedeki SSK'ya yetiştiriyoruz. Küçük müdahalelerin sağlık ocağında yapılabilmesi için uğraşıyoruz ama zorlanıyoruz. Mevzuatta öyle bir şey yokmuş, buraya doktor atanamazmış, burada ilaç yazılamazmış. Ben insanlarımızı SSK'daki kuyruktan kurtarmaya çalışıyorum. Sağlık ocağı ile ilgili sorunu çözeceğimize inanıyorum.
SİYASİLERİ DEĞERLENDİRDİ
Biz milletvekillerini seçme imkanına sahip olmadık ki onlardan bir şey isteyelim. onları bir beklentiyle göndermedik ki... Ama yapabildikleri oranda çok ciddi hizmetleri oluyor. Özellikle organize sanayi bölgesiyle ilgili çok ciddi hizmetler yapıyorlar. O konuda şikayetim yok ama yapabilecekleri o kadar. Gaziantep'in imkanları kendi içerisinde kalsa çok daha fazla hizmet verileceğine inanıyorum. Mutlaka Ankara'ya gitmeye gerek kalmamalı diye düşünüyorum.
SİYASETTE HEDEFLERİ
Benim idealim insanlara hizmet etmek. Hangi kademede olursa olsun bir şeyler verebilmek, katkıda bulunabilmek, fikir üretebilmek beni yeterince mutlu ediyor. Şu anda ben bu mut
EKİCİ'DEN MESAJ:
Üretmeden Tüketmeyelim Nerede olursak olalım üreterek tüketen bir felsefeye erişmemiz lazım. Siyasette, sanayide, ticarette, sosyal yaşantıda ve ailede bu felsefeye erişmeliyiz. Üretmeden tüketmemek lazım. Ne kadar üretiyorsak o kadar tüketmeliyiz. Siyasetçi, önce ülkem demelidir. Hangi siyasi yelpazenin içinde olursa olsun "Önce ülkem ve üreterek tüketen Türkiye" demeli. Bu sloganla yola çıkıldığında, ülkede herşeyin çözüleceğine inanıyorum. İnsanlar hak ettiğini talep etmeli. Emeği olmayan şeyi almayla ilgili bir mücadele olmamalı. O zaman yoksulluk ve hırsızlık doğuyor, o zaman kayıt dışı ekonomi ortaya çıkıyor, o zaman hortumlama ortaya çıkıyor, siyasette bozukluk meydana geliyor. Ben ülkeme, halkıma ne veriyorsam onun karşılığını
AKİF EKİCİ KIMDIR
1955 Gaziantep doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Gaziantep'te yaptı. 1970'de İstanbul'da başladığı yüksek öğrenimini 1973'te ekonomik durum ve ailesinin ticari işleri dolayısıyla yarıda bırakarak geri döndü. 1983'ten bu yana sanayi ile uğraşıyor. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığının yanı sıra Sanayi Odası Başkanvekilliği, Türk-Amerikan İş Adamları Derneği Gaziantep Şube Başkanlığı, Büyükşehir ve Şehitkamil Belediyesi meclis üyeliği görevlerinde