
Hukukçu kimliğiyle Konya’da önemli işlere imza attıktan sonra kendisini siyasetin içinde bulan Cumhuriyet Halk Partisi Konya Milletvekili Atilla Kart, Konya’nın gecekondusu olmayan tek büyük kent olduğunu söyledi.
BİZİM MAHALLİ İDARELER GAZETESİ’ne Konya ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durumla ilgili değerlendirmelerde bulunan CHP Milletvekili Atilla Kart “Türkiye’yi keyfi, otoriter ve dayatmacı bir yönetim anlayışı bekliyor. Bu siyasi iktidarın belli bir siyasi kimliği veya kişiliği yok. Tutarlı bir politikası yok. Türkiye’yi sıkıntılı bir dönem bekliyor. Bize de ağır sorumluluk ve görevler düşüyor. Türkiye’nin çok kritik bir dönemde olduğunun bilincindeyiz” dedi. “Bu dönemde CHP olarak artık iç çekişmelerimizden sıyrılmamız, kutuplaşmalardan uzaklaşmamız gerekiyor. CHP çatısı altında, “Partime ve ülkeme hizmet etmek istiyorum” diyen herkese kapımızı açmamız gerekiyor. Parti disiplini ve şuuru içinde herkes üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeli.
POLİTİKADA YENİ BİR YÜZ
“3 Kasım 2002 seçimlerinde politikaya atıldım. Daha evvel bir çalışmam olmadı. 3 Kasım seçimlerinden önce Konya merkezde 22 yıl serbest avukatlık yaptım. Hukuk adına yöremde önemli işler yaptığıma inanıyorum. Karapınar’da 49 üniversite öğrencisini kaybettiğimiz dönem, benim için çok anlamlı bir süreçti. Çünkü idari ve adli denetim mekanizmalarındaki yanlışları, yargıya yönelik müdahaleleri gördük. Bu sürecin yasama organı boyutunda da yaşandığını görmenin üzüntüsünü duyuyorum. Yani yasama organında dahi hukuk dışı baskıların olduğunu görmek düşündürücüydü.
GECEKONDUSUZ BÜYÜK KENT
Konya, Türkiye şartları göz önüne alındığında, düzenli kentleşmede Türkiye’deki ilk birkaç ilimiz arasına girebilir. Merkez nüfusu tabelada 762.000 görünür ama 1 milyonun üzerindedir. Çünkü Konya’da diğer şehirlerden farklı olarak, beldelerde yaşayan kişiler seçim dönemlerinde kendi bölgelerine giderler. Dolayısıyla, merkez nüfusunun 1 milyonun üzerinde olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. 1 milyon nüfuslu bir kentte gecekondu yerleşimi yoktur. Konya, toplu konut yapımının en yoğun olduğu ilimizdir. Toplu konut yapımıyla alt yapı da birlikte yürümüştür. Bu çok önemli bir olay. 1980 öncesi ODTÜ’nün yaptığı bir araştırmada düzenli kentleşmeye örnek gösterilmiştir. Tabiki bu kentleşme bugünkü yerel yönetimlerin bir eseri değildir. 1960’lardan bu yana süregelen rahmetli A. Hilmi Nalçacı döneminde oturtulan sistemin uygulanması sonucu düzenli bir kentleşme süreci başladı. Kendisi Fransa’da şehircilik tahsili yapan bir belediye başkanıydı. Konya’nın düz bir ova olmasını da gözardı etmemek gerekiyor. Kentleşmenin kolay olmasını sağlayan unsurlardan birisi de budur.
ORGANİZE SANAYİ ÖNEMLİ
3. Organize Sanayi çok ileri boyutlara varmış durumda. Orta ölçekli sanayi alanında, yine Türkiye’de birinci veya ikinci sıraya oturtulabilir diye düşünüyorum. Antep’ten bahsedilir ama Konya da orta ölçekli sanayide ileri boyutlarda tesislere sahip. Bu da o toplumun dengeli kalkınması için çok önemli. Konya’nın eksiği, büyük kamu yatırımlarının yapılmamış olmasıdır. Yani 2000-4000 kişinin çalışabileceği büyük kamu yatırımlarının yapılmamış olmasıdır. Ancak Konyalı kendi potansiyel gücüyle bunu aşmıştır. Zurada yerel yönetimlerin Konya’nın gelişmesinde şu anlamda engelleyici bir rolü oldu. Büyük sermaye hareketlerinin Konya’ya gelmesini maalesef bilinçli bir biçimde engellediler. Bugün Hilton, Real ya da Migros’un gelmesi 20 yıl önce gerçekleşebilirdi. Ancak yerel yönetimler bilinçli olarak bu sermaye hareketini engellediler. Tamamen kendi ekonomik kontrollerinde götürmek, rekabeti engellemek amacıyla bunu yaptılar. Bu da Konya’ya yapılan büyük bir kötülüktür. Tabi son yıllarda bu kabuk kırıldı. Elbette doğal ve sosyal gelişimin bir sonucu olarak bu kabuğun kırılması da gerekiyordu. Bugün Hilton ve Real’in açılması kentin sosyal ve ekonomik gelişimine olumlu biçimde yansımıştır. En önemlisi de üniversitedeki yapılanmadır. Bugün 70.000 öğrencisi olan Selçuk Üniversitesi, Konya’nın sosyal ve kültürel büyümesine çok ciddi katkılar sağlamaktadır. Selçuk Üniversitesi alt yapı ve kampüs olarak Türkiye’deki sayılı üniversitelerden biridir. Ancak şunu üzülerek belirtmeliyim ki, akademik açıdan aynı gelişimi gözleyemedik. Üniversitedeki öğretim üyelerinin kadrolaşmasındaki ideolojik yaklaşım bilimsel gelişmeyi engelledi. Nitelikli bir kadrolaşma yerine, tamamen belli siyasi ölçüleri esas alan bir yapılaşma ortaya çıktı. Ama inanıyoruz ki, son dönemdeki rektör seçimiyle birlikte, bu anlamda da ciddi ve olumlu sonuçlar alınacaktır. Yakın zamanda 80 bine varacak öğrenci kapasitesinin, Konya’nın ekonomisine katkıları yadsınamaz ölçülerde artacaktır. Nereden bakarsanız 250 bin kişilik bir nüfus hareketi sağlanacaktır. Bunun yanında asıl önemli olan kültürel bir ilişkinin doğmasıdır. Bu da toplumsal gelişmeyi, kültürel zenginliği beraberinde getirecektir.
KÜLTÜR MOZAYİĞİ
Konya’da bir kültür mozayiğinden de bahsetmek mümkün. Farklı bölgelerinde, farklı nüfus özellikleriyle dikkati çekmektedir: Etnik yapı olarak Kürdü, Çerkezi, Türkmeni ve Tatarını görebiliyorsunuz. Bunu merkezde bile gözlemek mümkün. Fakat buna rağmen Konya’ya hep ön yargı ile yaklaşılır. Halbuki bu etnik yapıya rağmen hep bir arada yaşamayı kabullenmişlerdir ve hemen herkes birbirini tanır. Ama maalesef Türkiye’deki sosyal ve siyasal çalkantılara paralel olarak, dönem dönem provokasyon girişimleri olmuştur. Bunlardan Konyalı da olumsuz yönde etkilenmiştir. Yönetimler dirayetli ve sağduyulu oldukça, kültür farklılıkları bir avantaj sağlayacaktır. Bu farklılığı olumsuz anlamda istismar etmemek gerekir.
YASA UYGULANAMAZ
Kamu Yönetimi Temel Yasası tasarısı, Meclis gündemine henüz yeni geldi. Bunun yasalaşması, bugünkü anlayış içinde, Başbakanlık Müsteşarının kültür ve mantığı içinde TBMM’den geçmesi mümkün değil. Türkiye’nin bu noktada yapacağı çok şey var. Başbakanlık Müsteşarının değerlendirmesiyle bu uygulama yapılamaz. Çünkü sonuçta üniter yapıyı olumsuz anlamda etkileyecek bir sürecin başlaması demektir. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kararlı bir biçimde tavrımızı ortaya koyacağız. Bu yasa hizmetlerin yerelleşmesi anlamında önemli, bizim de arzu ettiğimiz budur. Ama görüyoruz ki denetim mekanizmaları devre dışı bırakılıyor. Ve kamu hizmetinin özelleştirme aracı olarak kullanıldığını görüyoruz. Burada zaten temel sorun şu: Bu siyasi iktidar, maalesef Kamu Yönetimi Kültürü anlamında tutarlı bir prensibi olmayan bir iktidar. İdeolojik boyuttaki çalışmaların ötesinde, en az bu kadar önemli olan, sistemin içinin boşaltılmasıyla karşı karşıyayız. Yani, bugün Türkiye’de idari ve adli denetim mekanizmaları bir şekilde engellenmeye çalışılıyor. Ama bunun ötesinde yasama denetim mekanizmaları işlemez hale getirilmiş durumda. Bu noktada başta kamu oyu olmak üzere herkesin üzerine düşen görevi yapması gerekir.
KOP DEĞERLİ PROJE
KOP, Güneydoğuda GAP’la aynı değerde bir proje. Fakat su kaynaklarının yeterli olmadığı konusunda sorunlarla karşılaşıyoruz. Bir Manavgat Suyu pekala kullanılabilir ki, bu teknik olarak da açıklanıyor. Manavgat Suyunu İsrail ile kullanmak konusunda son aşamaya gelmiş durumdayız. Bu noktada “neden İsrail tercih ediliyor da, ülkemize bu yatırım aktarılmıyor” sorusunun cevabı hala ilgililer tarafından açıklanmış değil. 3. Organize Sanayi Bölgesinin endüstri bölgesine dönüşmesi önemli. Ancak yaptığımız takiplere rağmen bu konuda ciddi bir gelişme yok. Konya-Ankara hattında hızlı tren projesi Türkiye’nin en uygun hatlarından biri. Karayolu taşımacılığının yanı sıra demiryolu taşımacılığının da olması gerektiğini düşünüyorum.
ETİ ALÜMİNYUM OLAYI
Ocak 2003’den bu yana benim birebir takip ettiğim bir konu da, Seydişehir Eti Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesi konusudur. 4 soru önergesi, 1 araştırma önergesi, en nihayet hem hükümet hakkında hem de Özelleştirme İdaresi Başkanlığı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Oradaki iddiamız şu: Tesisin modernize edilmesi mümkünken, çok ciddi teklifler de yapılmış olmasına rağmen; ayrıca Oymapınar Hidroelektrik Santralinin buraya bağlanması gerekirken, 20 yıldır oraya tahsis edilmiyor. Tahsis edildiği takdirde elektrik gideri düşecek ve modernizasyon yapıldığı zaman bir anda 100-200 milyon dolar katma değer sağlanacak. Ama bu iki olay da bilinçli olarak engellendi. Amaç, tesisin işlemez hale gelmesini sağlayarak özelleştirme için bir alt yapı oluşturmak. Tesis, özelleştirilmemesi gereken bir yer. Çünkü stratejik ve ulusal bir öneme sahip. Boksit madeninin bor madeniyle olan alaşımı yeni yüzyılın enerji kaynağı. Dünya politikalarını şekillendiren önemli bir durum. Oymapınar bağlandığı takdirde, modernizasyon yapıldığı takdirde bu tesisin atılım yapmaması mümkün değil. Hadi özelleştirme kararı verdiniz; bunu da hukuka uygun bir şekilde yapın. Kamunun zararına yol açmayacak bir şekilde yapın. Yoksa “ver kurtul” mantığıyla özelleştirme yapılamaz. Kimin malını kime veriyorsunuz? Yasal özelleştirme süreci başlamadan yani Mayıs 2003’ten evvel belli bir takım sermaye gruplarıyla, hükümetin Özelleştirme İdaresinin hukuk dışı ilişkiler içine girdiğini görüyoruz. Dünya pazarında pay sahibi olan iki firmanın yetkilileri, geliyor ve bilanço bilgileri istiyorlar. Bilanço bilgileri gizli bilgilerdir; bilgi odası kapsamında bir anlaşmayla verilmesi gereken bilgilerdir. Her iki yurt dışı firmasına da, Türkiye’deki belirli bir grubun temsilcileri rehberlik yapıyor. Bu zincir, bugün siyasi iktidarla belirli bir ilişki içinde olan bir sermaye grubudur. Çok çarpıcı şeyler var ve bunlar tutanaklarda kayıtlı. 4. önergede, sayın Maliye Bakanına ve Başbakana “Bu 4 şirketin bağlantıları nedir?” diye soruyoruz. Maliye Bakanı şöyle cevap veriyor: “Şirket kayıtları Özelleştirme İdaresinde mevcut değildir, araç kayıtları Eti Alüminyum A.Ş.’ye ait değildir, kime ait olduğu bilinmemektedir.” Şirket kayıtlarının ticari sicilinde bulunduğunu, araç kayıtlarının trafik tescilde bulunduğunu herkes bilir. Bakan olarak senin görevin, onları derleyip bana cevaben bildirmektir. Bu noktada Meclis başkanı da görevini yerine getirmiyor. Onu da bu vesileyle tekrar göreve davet ediyoruz. Bütün bunlar kapalı kapılar ardında gerçekleşen hukuk dışı ilişkilerdir ve bu süreç hala devam ediyor. Dolayısıyla, Seydişehirli tepki içinde ve rahatsızlığını gösteriyor. Seydişehir bölgesinden seçilen AKP’li milletvekilleri de dahil olmak üzere şu anda kamu oyunu yanlış bilgilendiriyorlar. Düşünebiliyor musunuz; Mayıs 2003’de yasal özelleştirme süreci başlamış, Resmi Gazetede ilan edilmiş, milletvekili arkadaşlarımız 8 Temmuzda genel kurulda çıkıp “Seydişehir özelleştirilmeyecek” diyorlar. Zaten özelleştirme süreci başlamış, sizin bundan haberiniz yok mu? Bu nasıl bir duyarsızlık, nasıl bir sorumsuzluk, kamu oyu nasıl böyle yanıltılabiliyor? Bu kez şu noktaya geldik “Özelleşecek ama modernize edeceğiz, işçi sayısı artacak.” Peki özelleştirmenin olduğu yerde işçi sayısı artar mı; tam aksine düşer. Nitekim 3.000 civarında işçi sayısı aşağı yukarı 2.000’e düşmüş durumda ve bu sayı daha da azalacak. Kısaca kamu oyu acımasızca yanıltılıyor. Fakat biz bunları uygun zemin içerisinde anlatmaya, açıklamaya devam edeceğiz.
AKP’YE KEYFİLİK SUÇLAMASI
Türkiye’yi keyfi, otoriter ve dayatmacı bir yönetim anlayışı bekliyor. Bu siyasi iktidarın belli bir siyasi kimliği veya kişiliği yok. Tutarlı bir politikası yok. Takiyyecilik kavramının kullanılmasından rahatsızlık duyuluyor ama maalesef gerçek bu. Yapmak ve uygulamak istedikleri politikada açık değiller, tutarlı değiller. Kamu yönetimi kültürü birikimi yok. Türkiye’yi sıkıntılı bir dönem bekliyor. Bize de ağır bir sorumluluk ve görevler düşüyor. Türkiye’nin çok kritik bir dönemde olduğunun bilincindeyiz. CHP olarak artık iç çekişmelerimizden sıyrılmamız, kutuplaşmalardan uzaklaşmamız gerekiyor. CHP çatısı altında, “Partime ve ülkeme hizmet etmek istiyorum” diyen herkese kapımızı açmamız gerekiyor. Parti disiplini ve şuuru içinde herkes üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeli.
KAMUOYU BİZİM İÇİN ÖNEMLİ
Basın ve kamu oyunun bizim için önemi büyük. Sizleri tenzih ederek söylüyorum, Türkiye’nin medya yapılanması içinde, ciddi olarak değerlendirilmesi gereken hususlar var. Siyasi iktidara bağımlı olmaktan kaçınan bir basın yapılanmasına ihtiyaç var. Bu ekonomik yapı içinde, bunun zor olduğunu biliyoruz ama basın gruplarının üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri gerekiyor. Bu bağlamda BİZİM MAHALLİ İDARELER GAZETESİ olarak sizlerin büyük bir heyecanla çalıştığını görüyorum. Bu heyecanınızı da kaybetmeden, görevinizi aynı duyarlılıkla devam ettireceğinizi umut ediyorum.”
ATİLLA KART KİMDİR?
1954 Konya doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Milletvekilliğinden önce serbest avukatlık yaptı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde CHP’den milletvekili seçildi. Evli, 2 çocuk babası.