goko
     
 
 
Ana sayfaArþivÝletiþim Formu
Editörün Köşesi
Konu :Yeni Bir Dönem

Yazar : Selvi Erdoğan Turgut
 
Duyurular
 "BİZİM" yazmayan hiçbir Mahalli İdareler Gazetesi sorumlulugumuzda degildir!

 Mutlak ve mutlak bizi taklit edenler olacaktır, zaman zaman ismimizin önüne veya arkasına ekleme yaparak taklit edecekler veya başka isim altında BİZİM formatımızla bizi kullanarak siz yerel yöneticileri ve siyasileri ziyaret edeceklerdir


 Bu durumda hemen gazetenin künyesine bakın, Gazete Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Selvi ERDOGAN TURGUT ise işte o gazete bizim sorumluluğumuzdadır.


 Unutmayın! Yerel yönetimlerin gözü , kulağı, sesi olan yerel yönetimlerin sorunlarını ve icraatlarını dile getiren gazete;
Bizim Mahalli İdareler Gazetesidir ...


 
Reklam

Gazetemize reklam vermek için tıklayınız.

Linkler


Yerinden Yönetim Platformu adı altında siz değerli okurlarımıza yeni yüzümüz ile merhaba demekten gurur duyuyoruz. www.yyplatformu.com.tr.
Bilgi

Bizim Mahalli İdareler Gaztesine Hoşgeldiniz. Bugün 29.08.2008 05:14:21, Ocak 2005 tarihinden itibaren portalımız toplam 1685824 ziyaret almıştır. Aktif ziyaretçi sayımız 34 .

Ekibimize Katılın
Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

Google

 

 
 
 
Birlik Olmak
 
Birlik Olmak

 

Cumhuriyet tarihinin Büyük Atatürk’ün devrimlerinden sonra en önemli son çeyreğini yaşamaktayız. İki yüzyıllık Avrupalı gibi güçlü yaşama hayali, bu çeyrekte büyük bir dönüm noktasına geldi. Bu nokta Türkiye’nin bu yüzyılda kaderini belirleyecek. AB Komisyonundan çıkan olumlu kararın ardından AB Konseyinden de aynı şekilde çıkacak bir karar her şeyin (siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel) baştan sona yeniden yapılandırılmasını gerektirecek yada değişmesine bir başlangıç oluşturacaktır. Komisyon kararında hoşumuza gitmeyen ve ilk etapta görünen ve konuşulan bazı hususlar var. Bunlar müzakerelerin herhangi bir demokrasi yada insan hakları ihlali durumlarında askıya alınması, müzakerelerin sonuçta tam üyeliği garanti etmemesi, serbest dolaşımın Türkiye için kalıcı bir şekilde kapatılması hususları. AB Konseyinin az bir ihtimal de olsa olumsuz bir karar ise yine her şeyin eskisi gibi devam edeceğini günlük, siyasi, ekonomik, sosyal hayatımızın iniş ve çıkışları ile bir iyi, bir kötü süreceğini gösterecektir.

 

Türkiye için AB’ye giriş süreci 41 yılın üzerine yeni ilave olacak yıllarla sürecektir. Büyük hadiseler olacağını, rejim tartışmasının başlayacağını, terörün artacağını, ekonomik, sosyal büyük bunalımlar yaşayacağımızı emin bir şekilde söylemek bence haksızlık olur. Türkiye siyasi, ekonomik, sosyal dengelerini tam sağlayamamış da olsa, yine de temelleri sağlam bir ülkedir. Tabi kaybedilecek kazanımların miktarının çok olacağı aşikardır. Onun için kazanımları açık açık saymak yerine demokrasisi, siyaseti, ekonomisi, sosyal yaşantısı sağlam bir ülke olma yolunda çok hızlı ilerleme kaydedilecektir demek yeterlidir.

Komisyon Raporunda değinilen olumsuz ve hoşumuza gitmeyen hususlar Avrupa ülkelerinin Türkiye hakkındaki tereddütlerinin hala sürdüğünü göstermekte. Bu tereddütlerin şu eksiklerimizden kaynaklandığını düşünebiliriz: Bugüne kadar ki eksiklerimiz çoktur; siyasi alanda, ömrü ortalama 1,5 yıl olan karma yada tek başına popülist hükümetleri, beş yılda hatırlanan insanları, tutulmayan vaatleri, liderle gelip liderle yok olan siyasi partileri, kurallar yerine siyaseti ön planda tutan siyasileri, toplumun ihtiyaçlarını tam karşılamayan ve sürekli değişen karışık yasaları, siyasete çekilmeye çalışılan askeriyeyi, Cumhuriyeti yaşarken temel ilkelerinin çiğnendi korkularını, cep doldurmak için yapılan siyaseti, kurumları arasında henüz tam uyumu sağlayamamış Devlet mekanizmasını, çıkarılmayan reform yasalarını, insanların siyasi fikrine göre istihdamlarını, iktidardan ve siyasetçiden tek beklentileri çocuklarının işe konulması ya da tayini olan insanlarımızı,

Ekonomik alanda, üç beş yılda bir gelen devalüasyonlar nedeniyle bir günde yarattığımız zenginlerin yanında bir günde yüzde elli fakirleşen insanlarımızı, fizibilitesiz, plansız, amaçsız, popülist yatırımlar ile çarçur edilen devlet kaynaklarını, bir türlü tutturulamayan ekonomik kalkınma planlarını, hep aynı tekrarı izlediğimiz memur maaş pazarlıklarını ve protestolarda dayak yiyen memur ve işçileri, açlık sınırının altındaki maaşlı ve ücretli kesimleri, bir türlü toplanamayan vergiler ile hiçbir zaman denkleştirilemeyen bütçeyi, bir türlü kayıt altına alınamayan ekonomi yüzünden vergi yükündeki adaletsizliği, ülkeyi bir anda ekonomik çıkmaza götürebilecek dış güçler elindeki sermayeyi ve oyunu, kırsalı ile şehirdeki ve bölgeleri arasındaki yaşam kalitesindeki dengesizliği,

Sosyal alanda ise, yüzyıllardır sabit fikirlerle yaşamaya çalışan töre kurbanı insanlarımızı, doğru dürüst standardı olmayan binalarımızı, evlerimizi, depremlerde milyonların gözyaşlarını, eşitliğini sağlayamadığımız eğitim ve sağlık hizmetlerini, alt yapısı hep sonradan yapılan, yıkılan, bozulan yeniden yapılan plansız şehir ve kasabalarımızı, köylerimizi, kısa yoldan zengin olma hayalinde yarattığımız milyonlarca gencimizi, kahve ve kıraathane köşelerinde öldürdüğümüz vakitleri, düşünüp araştırmaktan yorulan bilginin yaratıcılığa dönüştüğü kapıyı açamayan yüksek öğrenim görmüş eğitimli insanlarımızı, ortaöğretimi bitirdiği halde olgunlaştıramadığımız çocuklarımızı, uzun süreçler alan yargımızı.

Türkiye bu sorunları çözmek için belki bu yüzyıl da da 80 yıl uğraşması gerekir. O zaman tüm bu sorunlar çözülmüş olur mu o da bilinmez. Bu nedenle bu yüzyıl da da Türkiye’yi Asya ve Avrupa arasında yalnızlığa mahkûm ederek bu sorunlarla kaderiyle baş başa b?rakmaya kimsenin hakkı yoktur. AB’ye dahil bir Türkiye için bir anda her şeyin çözümünü beklemekte gerçekçi olmaz. Ancak tek başına bir Türkiye yerine AB içindeki bir Türkiye’nin saydığımız bu sorunları çözmesi çok daha kolay ve kısa zamanda olacaktır. Bu nedenle bu ülke üzerindeki içten ve dıştan hiç bitmeyen ve her gün karşılaştığımız oyunlara çok dikkat etmek gerekir. İşte bu noktada AB üyesi ülkelerden Türkiye’nin üyeliğine yukarıda saydığımız eksikler dışında art niyetli yaklaşımları olanları düşünmek gerekiyor. Çünkü bu yaklaşımlar gerçekten AB Konseyinin kararını da etkileyebilecek ve sonuçta Türkiye’nin müzakere sürecini tehlikeye düşürebilecektir. Komisyon raporunda da hissedilen ve Raporun açıklanmasına birkaç gün kala gündeme getirilen bu tarz yaklaşımlar Hükümetin temel önceliği olmalıdır. 41 yıllık uğraşıdan sonra denizi geçip derede boğulmamak gerekir. Türkiye’nin gerek AB ile gerekse diğer ülkelerle uluslar arası alanda imzaladığı anlaşmalar bu noktada çok önemli hale gelmektedir. Türkiye bu anlaşmalardan doğan haklarını art niyetli açıklamalar ve yaklaşımlar karşısında uluslar arası hukuk normlarının gereklerine göre elinde her zaman koz olarak bulundurmalıdır. Böylece bu ülkelerin de bu noktada itiraz edebilecekleri yolları tıkamalıdır. Ülkemizi gerçekten zor ve mücadeleci günler beklemektedir. Bu nedenle bundan sonra bu ülkenin kaderini etkileyecek oyunlara son verip içeride birlikte olmanın en gerektiği zamandır.

 

 

 

 

© Copyright-2005