
“Türkiye’nin klasik ihracatı bırakıp; İngiltere, Hollanda, Belçika gibi ülkelerin yaptığını yapması lazım” diyen Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Narin; “Ticaret açısından Türkiye’nin konumuna baktığımızda hakikaten coğrafi konumu muhteşem. Her şeyiyle muhteşem ama biz bunu kullanamıyoruz” dedi.
Bürokrasiden yakınan Başkan Mehmet Narin “Türkiye’de bazı şeyleri düzeltmek lazım. En başta da bürokrasiden başlamamız lazım. Çok yerde ticaret yapıyorum ama enerjimin yarısını bürokrasiyle uğraşmakla geçiriyorum. Böyle bir şey olmaz; işi geciktirmeyi bırakın, imkansızlaştırılıyor. Sizi zayıflatıyor, sizi kırıyor veya şevkinizi yok ediyor. Bence bürokrasinin bir an önce düzelmesi lazım. Bürokratik engelleri tamamen ortadan kaldırmamız lazım” diye konuştu. Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Narin, Antakya’nın ihracata dönük bir şehir olduğuna dikkat çekerek “1980’lerden sonra Turgut Özal’ın ihracat devriminden sonra biz de ihracata başladık ve ihracatçı olduk. Ondan öncesinde de ihracat vardı ama yoğunluk sonra başladı” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’nin klasik ihracatı bırakıp; İngiltere, Hollanda, Belçika gibi ülkelerin yaptığını yapması lazım” diyen Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Narin; “Ticaret açısından Türkiye’nin konumuna baktığımızda hakikaten coğrafi konumu muhteşem. Her şeyiyle muhteşem ama biz bunu kullanamıyoruz” dedi. Bürokrasiden yakınan Başkan Mehmet Narin “Türkiye’de bazı şeyleri düzeltmek lazım. En başta da bürokrasiden başlamamız lazım. Çok yerde ticaret yapıyorum ama enerjimin yarısını bürokrasiyle uğraşmakla geçiriyorum. Böyle bir şey olmaz; işi geciktirmeyi bırakın, imkansızlaştırılıyor. Sizi zayıflatıyor, sizi kırıyor veya şevkinizi yok ediyor. Bence bürokrasinin bir an önce düzelmesi lazım. Bürokratik engelleri tamamen ortadan kaldırmamız lazım” diye konuştu. Geçmişte yaptığı sanayicilikle ihracat çalışmalarını da sürdüren Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Narin, Antakya’nın ihracata dönük bir şehir olduğuna dikkat çekerek “1980’lerden sonra Turgut Özal’ın ihracat devriminden sonra biz de ihracata başladık ve ihracatçı olduk. Ondan öncesinde de ihracat vardı ama yoğunluk sonra başladı” değerlendirmesinde bulundu. BİZİM MAHALLİ İDARELER GAZETESİ’ne Hatay sanayiinin sorunlarını, Ticaret ve Sanayi Odası’nın faaliyetlerini, ilin ve Türkiye’nin ticaretteki durumunu değerlendiren Başkan Mehmet Narin şunları söyledi:
ODANIN FAALİYETLERİ
“Antakya, esasında sanayi olmasa da gerçekten ihracatta çok yeni olmasına rağmen çok başarılı. Bugün Türkiye’de tahminime göre 1 milyar dolar ihracatı aşan 6 tane il var. Hatay’ın ihracatı da 800 milyon dolar. Eğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi transit ticaret dediğimiz, yani export dediğimiz ihracatı da sayarsak1 milyar doları biz de aşıyoruz. Türkiye bana göre rakamsal olarak değil ama ihracat anlayışı açısından Avrupa’nın çok gerisinde. Neden gerideyiz? Dikkat edin dünyada bir global ticaret var, yani dünya tek ticarete gidiyor. Dolayısıyla biz dünya ticaretine baktığımızda Türkiye’nin sadece klasik ihracat değil; İngilizlerin ve diğer batılı ülkelerin yaptığını Türkiye’nin de yapması gerekiyor. Bakıyorsunuz, dünyada şeker nerede yetişiyor; Brezilya’da yetişiyor ama borsası Londra’da. İşte fındık kendi ülkemizde, Karadeniz’de yetişiyor ama borsası Hamburg’ta. Böyle bir dünya ticareti var. Dünyaya bu gözle bakmamız gerekiyor. Yani ticarete baktığımızda, global dünyaya baktığımızda bunu Avrupalılar 100 yıldır yapıyorlar. İşte İngilizler 100 yıl önce bunun örneği. Çin’de bir kara parçasını yani Hong Kong’u kiralıyorlar. Buraya gidip baktığımızda hayret ettim. Hiç düzlüğü olmayan sadece bir dağ parçası bir yer. Zaten Çinliler de 100 yıl önce “İngilizler burayı kiralayıp da ne yapacaklar” demişler kendi kendilerine. Ama sonra bakıyoruz ki, 60’larda, 70’lerde sınır düzeni dediğimiz o olayın şu anda bir global ticaret olduğunu görüyoruz. Yeni bir akım bu, Avrupa’ya 100 yıl önce geldi, ama biz henüz yolun başındayız. Dolayısıyla Türkiye’nin bence klasik ihracatı bırakıp; İngiltere, Hollanda, Belçika gibi diğer ülkelerin yaptığını yapması lazım. Yani illaki her şeyi üretmek zorunda değilsiniz. İngilizler, Hong Kong’da 2-3 milyar kişinin ürettiğini dünyaya pazarlıyor ve bundan gelir elde ediyor. Elde ettiği geliri de kendi ülkesine götürüyor. Dolayısıyla da refah ülkesi oluyor. Türkiye hala bunun tam tersini yapıyor. Biz her şeyi üretmek zorunda değiliz ki, zaten üretemezsiniz, öyle bir şey mümkün değil. Belli kalemlerde işi çok iyi öğrenirsiniz, kendinizi kanıtlarsınız ve böylece dünyaya pazarlarsınız. Türkiye’nin coğrafi konumunu İngiltere’yle kıyaslayacak olursak çok daha iyi yerde. Hemen güneyimizde Ortadoğu ve Afrika ülkeleri var; petrol zengini ülkeler var. Hemen yanıbaşımızda Avrupa ülkeleri var. Ticaret açısından Türkiye’nin konumuna baktığımızda hakikaten coğrafi konumu muhteşem. Her şeyiyle muhteşem ama biz bunu kullanamıyoruz. Niye kullanamıyoruz? Hala bir türlü bürokrasiyi kırıp, o kabuğun dışına çıkamıyoruz. Hala o bürokrasi kabuğunun içindeyiz. Hala 1960’larda, 1970’lerdeyiz. Bana kalırsa Türkiye’nin mutlaka yapısal reformlar yapması lazım ki bir yere gelsin. Antakya’ya baktığımızda dünyada belki de eşi olmayan bir şeyi var. Sanayisi yok ama 800 milyon dolar ihracatı var. Ben Antakya’nın bu düşünce ve değerlendirme içerisinde olmasını istiyorum. Yani global ticaret yapan, dünyaya daha fazla açılan bir bölge olmasını istiyorum. Elbetteki Türkiye’nin de aynı konumda olmasını istiyorum.
BU KABUK NASIL KIRILACAK?
Ben bunu Hatay olarak değil, Türkiye olarak görüyorum. En başta bürokrasiden başlamamız lazım. Çok yerde ticaret yapıyorum ama enerjimin yarısını bürokrasiyle uğraşmakla geçiriyorum. Böyle bir şey olmaz; işi geciktirmeyi bırakın, imkansızlaştırılıyor; sizi zayıflatıyor, sizi kırıyor veya şevkinizi yok ediyor. Bence bürokrasinin bir an önce aydınlanması lazım, bir şekilde oturtulması lazım. Şimdi size ben kendi odamızdan örnek vereyim. Faturayı getiriyorlar, tasdik ediyoruz. Dünyaya göre çok gerideyiz. Bürokratik engelleri, bürokrasiyi tamamen ortadan kaldırmamız lazım. Çocuklarımız hala toprak sahada futbol oynuyor ama Avrupa’dakiler çim sahalarda top oynuyor. Yani düşerken ayağı yarılmıyor, kırılmıyor. Daha iyi şartlarda eğitim görüyor. Bana göre devletin tamamen eğitime, sağlığa hizmet veren bir yapı içerisinde olması gerekiyor. Devlet ticaretten elini tamamen çekmelidir. Özelleştirmenin tamamen yapılması lazım. Bugün bir ülke terzi olamaz, berber olamaz, otelci olamaz ama bunları teşvik eden, bunların alt yapısını hazırlayan bir ülke konumuna gelmemiz lazım. Para politikamız yanlış, ithalat politikamız yanlış. Yani temel birtakım şeylerin çok acil bir şekilde halledilmesi lazım. Zaman zaman kaş yapalım derken göz çıkartıyoruz. Zaman zaman çok yanlış kararlar alınıyor. Elbette alınan birçok karardan yanlış olanlar olacak. Ancak o kadar bariz şeyler yapılıyor ki, ihracatçının önü tıkanıyor. Ticaret açısından yeni kanunlar, düzenlemeler çıkıyor ama arkasında kimseyi göremiyoruz. Aldıkları karardan hemen cayıyorlar, böyle şey olmaz. Düşünün bir arkadaşınız bile size bir söz verip de yerine getirmediği zaman darılıyorsunuz, küsüyorsunuz. Türkiye’de de bir takım kararlar alınıyor, sonra vazgeçiliyor. Temmuzda uygulamaya giren bir karar uygulanmıyor; uzatıldıkça uzatılıyor. Böyle olunca da size bir nevi tuzak kuruluyor.
Mesela, bir bakıyorsunuz pirinç ithalatı için karar çıkarılıyor. İnsanlar da bu karar üzerine hazırlık yapıyor, malı getiriyor. Uygulamanın Temmuzda olacağı belirtilmişken bu süre uzatıldıkça uzatılıyor. İyi de kardeşim bu bir gıda maddesi ve 3 gün sonra bozulur, dökülür. Yani bu milli servet değil mi? Pirinç örneğinin dışında bunun gibi çok şey var.
Türkiye’de bugün 600-700 bin liradan pirinç yenmesi gerekirken; 1.500 milyon liraya, 2-3 milyon liraya pirinç yeniyor. Bunun altında çiftçiyi koruma düşüncesi var. Ama çiftçi böyle korunmaz. Tarih açıklıyorsunuz, sonra da erteliyorsunuz. Bu durum insanlara zarar verdiği gibi tüketiciye de zarar veriyor. Bu, farkında olmadan yapılıyor, belki birtakım menfaat grupları buna vesile oluyor. Hala bürokratik çarkın içinden çıkamıyoruz. Dönüyoruz dolaşıyoruz aynı yere geliyoruz. Sesimizi çıkarıyoruz, konuşuyoruz ama kimse bizi dinlemiyor. Çiftçiyi koruyacağım diye siz bir kesimi öldürmek zorunda değilsiniz, öldürmeden koruyun. Türkiye’de bir keşmekeşlik var. Hala bir ihracat bakanlığı yok. 7-8 bakanlığın aldığı kararlarla ihracat yapılıyor. Bunun böyle olmaması lazım, bunun daha net bir şekilde ortaya konması lazım. Çok büyük problemler var, biz bir ihracat yapmak için yüzlerce imza atıyoruz, yüzlerce mühür basıyoruz; bu böyle olmaz. Kendimizden bir örnek vermek istiyorum. Grubumuzun Romanya’da bir kereste fabrikası var. Orada devlet bürokrasiyi azaltmış vaziyette. Orman Bakanlığının ilgili müdürlüğü, ticaret odası bize boş belgeleri veriyor ama bizden bir taahhütname alıyor. Bu taahhütname nedir? Bu, belgeleri doğru dolduracağıma ve bu belgeleri işler bittikten sonra ücretini ilgili kurumlara vereceğimize dair bir taahhütname. Romanya’da işler böyle ama biz hala neredeyiz? Biz hala insanları buralardan Ankara’ya göndermeye çalışıyoruz. Bu çok acı bir şey. Maalesef Türkiye’de hala bürokrasi çarkı içerisinde birbirimizle uğraşıp duruyoruz. Türkiye’de birtakım şeyleri kararlar alarak, cesaretli davranarak değiştirmek zorundayız. Ama ne yazık ki, yerimize oturmuşuz, birbirimizin gözünü çıkarmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin durumu bu.
HATAY DEĞERLENDİRMESİ
Hatay, Türkiye’de göç almayan belki tek şehir. Kırsal kesimden şehire göç var ancak diğer illerden gelen pek yok. Çok göç veren bir şehir de değil, kendi içerisinde potansiyeli var. Bir üniversitemiz var ve iyi yolda. Üniversitenin kurulmasına biz de öncülük ettik, üniversitenin kurulmasında çok büyük katkımız oldu. Üniversitenin gelişmesi biraz da havaalanının oluşmasına bağlı. Eğer havaalanı olmazsa insanları nasıl buraya getireceğiz? Bilim adamlarını buraya nasıl getireceğiz? Yurt dışından ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden değerli hocalarımızı biz buraya nasıl getireceğiz? Bu açıdan baktığımızda havaalanının Hatay’a mutlaka yapılması gerektiğine inanıyorum. Havaalanının kesinlikle engellenmemesi lazım. Antakya diğer şehirlerle karıştırılıyor. Ulaştırma Bakanlığının elinde 20 havaalanı patladı. Ama hiçbirinin elinde 1 milyar dolar ihracat yok ki. Türkiye’nin hiçbir yerinde dünyanın ilk kilisesi yok, dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi yok; birçok şey yok. Bakanlık değerlendirmeyi ilin mallarına bakarak yapmıyor, elinde patlayan havaalanlarına bakarak değerlendiriyor. Bu çok yanlış bir değerlendirme ve bu değerlendirmeden vazgeçilmesi lazım. İnşallah havaalanı yapımı yeniden başlar. Başlamazsa harcanan 38 trilyon lira çöpe atılmış olur. Hatay’da bir de istihdamla ilgili olarak bir organize sanayi bölgemiz var. Antakyalı nedense sanayiyi sevmez ve ticarete daha yatkın. Ama Türkiye’ye sadece sanayici değil, ticaretçi de lazım. Organize sanayi bölgesi 1500 dönüm ama çok fazla bir yatırım yok. Yatırımlar çok yavaş gidiyor. Halbuki istihdam gerçekten önemli, bir ülkenin can damarı. Ancak kurulacak fabrikaların tarım arazisi içinde değil de başka alanlarda kurulması lazım. Organize sanayi bölgemiz önceleri tarım arazisi içinde olduğu için çok eleştiri aldık. Ama daha sonra tarım arazisinin dışında kuruldu. Türkiye’de Amik Ovası gibi bir ova yok. Pek bilinmiyor ama, Asi nehri ortasından geçiyor. Verimli bir ova, dümdüz bir yer. Elbette gidip Amik Ovasında tarımın verimli olduğu bir yerde organize sanayi bölgesi kurmak yanlış olur. Bu açıdan baktığımızda organize sanayinin altyapısı tamamen bitmiş durumda. Organize sanayi bölgemiz İskenderun limanına 30 km, Cilvegözü’ne 30 km uzaklıkta; yani çok iyi bir yerde. Ama Antakyalı pek yatırımı sevmiyor; yatırım var ama yeterli değil. Hataylı iş adamlarının ellerinden geleni yaptıklarını söyleyemem, bunu itiraf edeyim. Antakyalı yatırıma alışmamış. İhracatta çok başarılı olmamıza rağmen sanayide başarılı değiliz. İhracatın altyapısını sanayinin oluşturması gerekirken, bunun tam tersi; altta ihracat var, üstte sanayi var. Burada sanayinin altyapısını ihracat teşkil ediyor. İstihdam açısından baktığımızda olumsuz. İnşallah Antakyalı bunu aşar.
“PLANLAMA YOK”
Türkiye’de planlama yok. Tarım Bakanlığı ihracatla, ithalatla, Sağlık Bakanlığının işiyle uğraşır. Kimse sorumluluk almak istemiyor, bürokrasi işi çok kötü işliyor. Cezalandırma diye bir şey yok. Düşünebiliyor musunuz, siz bir üretim yapıyorsunuz, o üretimle ilgili müracaatınızı yapmışsınız herşey bitmiş ama son noktada problem çıkarıyorlar. Peki ne olacak? Kimse parmağını bile kıpırdatmıyor. Bunlar insanın şevkini kırıyor, potansiyelini yok ediyor. Kamu harcamaları büyük sorun, o kadar çok kamu harcaması var ki; bırakın kısmayı daha fazla harcama yapılıyor. Bakıyorsunuz, herkesin altında siyah plakalı araçlar var. Bunların benzini var, tamiri var, şoförü var; yazık değil mi? Onun yerine bunlara vereceğiniz parayı tarıma harcayın, eğitime harcayın, sağlığa harcayın. Ticaret odaları için de aynı şeyi söylüyorum. Ama ben kendime araç almadım, şoför de almadım; benzin de harcamıyorum. Niçin bunu yapıyorum? Belki 3-5 öğrenciye daha fazla burs verirsiniz, okutursunuz. Fakir öğrenciler çok, çalışkanlar ama okuyamıyorlar. Bir yerlerden kısıp onlara vermek lazım. Yapacağınız bir tasarrufla bir öğrenciye burs verebilirsiniz. Neden bu kadar savurganız? Cebimizde 100 dolar varken neden 1000 dolar harcıyoruz? Biz bunu hak etmiyoruz, çocuklarımız bunu hak etmiyor.
HÜKÜMETE MESAJ
Bölgesel kalkınmaya önem verilmeli. Hükümet karar alırken diğer illeri örnek alıp, havaalanında olduğu gibi sıkıntıya girmemeli. Ulaştırma Bakanlığının elinde şu kadar havaalanı patladı. O yüzden Antakya’daki havaalanını yaptırmıyorum denmemeli, kriter bu olmamalı. Antakya’nın içine bakılıp ondan sonra karar verilmeli. Tarihi dokusu, coğrafyası, birçok yönü göz önünde bulundurularak bir karar alınmalı. Bölgesel kalkınmada da teşvik verirken yine bölgenin durumuna bakılıp karar verilmelidir.”
MEHMET NARİN KİMDİR?
1949 doğumlu. İki erkek, bir kız çocuk babası. 16 yıldır Ticaret Odası Başkanlığı görevinde bulunuyor. Başkan olmadan önce uzun süre yönetim kurulunda görev aldı. İhracat işleriyle uğraşıyor. Ayrıca bir holdingin başkanlığını da sürdürüyor.