Çetin Mücadele
|
Tarih /Sayı : |
Ekim 2004/ 43.Sayı |
AB Komisyonu Raporu içte ve dışta kafalarda ne varsa dökülmesine bir başlangıç oldu. Batının 11 Eylülden sonra başlayan terör sendromundan sonra artan Türkiye sempatisi ve vazgeçilmezliğine Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde yaptığı inanılmaz hızlı reformlar eklenince Türkiye hakkında karar aşamasına gelen AB ülkeleri beklenmedik bir şekilde yakalandılar. Türkiye’ye verilen eski sözler bir kenara bırakılarak eski şüpheler yeniden sondajlanmaya, şimdiye kadar sessiz kalan aykırı sesler yükselmeye başladı. Yüzleri dün bize dönük olanlar ters yöne bakmaya başladılar. 18. yüzyıldan itibaren Avrupalılaşma yolunda ilk göz ağrımız ilk örneğimiz Fransa’da bu konuda başı çekiyor.
Temel korkular ise Ermeni lobisinin etkisi, seçmen kaybı, koltuk korkusu, bütün halkın pastayla doyduğunu zanneden ve bu pastalarının küçüleceği derdine düşen bencil Fransız burjuvazisi ve tarihte bir şekilde Türklerle karşı karşıya gelmiş olan diğer bazı ülkelerin Türk fobisi. Bunların yanında AB’nin ve esas olarak kurucu iki devlet olan Fransa ve Almanya’nın temeldeki hayali kapalı, birbirine güvenen halklardan oluşan birleşik bir Hıristiyan topluluğu, geçmişte karşı karşıya gelmiş olsalar da ezeli bir düşmanlığın olmadığı Avrupalı milletler topluluğu yaratmak hayali ve Türkiye’nin beklemedikleri bir hızda kapılarına dayanması da var tabi. Avrupalı ruhunda ve içinde çok kültürlü, asimile edilemeyen bir topluluktan korkuyor açıkça. Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin de başka dertleri var. Ayrıca AB’nin tek bir federal ülke, bir süper devlet olma hayalinin suya düşeceği telaşı da var. Yüzyıllarca Avrupa’ya korku salmış Türkler geliyordu. Çevremizde, Ortadoğu da olan bitenler de buna ek bir sorun tabi ancak Türkiye’nin üyeliğini İslam ülkeleri olumlu değerlendiriyor ve İslam’ın bir hedef olmaktan çıkma fırsatı olarak görüyor. Bütün bu telaşa bakınca Türkiye bir medeniyetler birliğine mi yoksa bir siyasi birliğe mi girmek istiyor diye düşünüyor insan. Bir an için medeni bir Avrupalı gibi düşününce bu çağda ve bu süreçte bu korkuların yenilmiş olması gerekmiyor mu acaba. Bu dönekliği görünce kendi siyasetçimizi, kendi iç politikamızı yıllardır her ağızdan eleştirirken çok haksızlık ettiğimizi düşünüyorum. Bizimde içeride bu tür endişelerimiz var ama bu kadar dönekliği herhalde yaşamadık. Hani derler ya birini tanımak için ya yola gideceksin yada oturup onunla yemek yiyeceksin diye. Bu AB ülkeleri ile oturup yemek yemeye kalmadan yolda kendilerinin ne mal olduğu bir bir ortaya çıkıyor işte. Adamlar daha yolun başında şunu yapalım bunu yapalım ama ben şu istasyonda inebilirim diyor. Acaba Avrupa’nın da medeniyetin beşiği olduğu şüpheli mi? Ama ortadaki durum kendimizin ve Avrupa’nın nerede olduğunu, ne olduğunu görmek açısından büyük tarihi bir olay. Eteklerindeki son korkuları, son bencillikleri yüzler önüne seriliyor ve açılıyor konuşuluyor. Ama biz duygusal milletiz dokunuyor tabi bunlar. Yine de sabırlı olmak lazım.
Haklı oldukları konuları inkâr edemeyiz tabi; demokrasimizde bazı sorunlar var, yıllık yatırımımız az ve istihdamımız yetersiz, milli gelirimiz az, kaynağımız az, borcumuz milli gelirimize ulaşmış, kayıt dışı ekonomimiz yüksek, rasyonel çalışmıyoruz, yargımıza bile mafya sızmış vs.. Son günlerde bu konuda yaşanan olumsuz hava içeride yine AB karşıtlarına yaramış görünüyor. Mesela azınlıklar meselesinin dini temele göre yapılandırılmaması gerektiğini söyleyenler var. Halbuki etnik köken ve mezhep azınlık olgusunun temeli değildir. Raporda azınlık diye bahsedilenler bile AB üyeliği konusunda Türkiye’yi savunmaya başladı ve bu ifadeleri reddediyorlar. AB’nin de azınlık lafları ederken Ortadoğu’ya bakması gerek önce. Ortadoğu’nun şimdiye kadar bir türlü stabiliteyi sağlayamamış olması bu ayrım yüzünden değil mi? Yok Avrupalının işine böyle geliyorsa o başka tabi bizde ona göre tavrımızı biliriz.
Sıkıntıları aşmak için siyasi reformlar, kamuda reform vs konuşuyoruz. Ekonomik, mali reformlar ise gecikmiş durumda. Büyük Atatürk siyasi reformları ekonomik reformlarla desteklemezsen başarmak şansı yoktur demiş neredeyse yüz yıl önce. Müzakere dosyalarının çoğunun da ekonomik olduğunu göz önünde bulundurarak sadece banka reformuyla bu işin olmayacağı ortada. Geçen son on beş yirmi yılda geç kaldığımızı Avrupalılarda söylüyor. Bu eksikliklerle müzakerelere eşit şartlarda başlayabilmek kolay değil ama imkansızda değil. Ama bu eksikleri gidermek önce bizim işimiz. AB süreci denilen bu çetin müzakere/mücadelede başarmak için öncelikle içeride birbirimize olan kuşkuları yok etmemiz gerekiyor.
|