
9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demir, gazetemize Türkiye gündemini değerlendirdi. DAHA iyi devlet, daha iyi yönetim, daha iyi ekonomi, daha iyi her şey için bu istikamete yönelmiş katkıları, arayışları ülke için yarar saydığını açıklayan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, gazetemize yaptığı açıklamada AKP iktidarına, muhalefet partilerine ve Avrupa ülkelerine uyarılarda bulundu.
HALKIN iktidara verdiği avansın sürdüğünü belirterek muhalefet partilerine mesaj gönderen 9. Cumhurbaşkanı Demirel, AKP iktidarına da halkın cebine ve tenceresine dikkat edin uyarısında bulundu. Süleyman Demirel, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne karşı çıkanlara da "AB'ye tam üyelik Türkiye'nin hakkıdır ve bunun kararı 1963 yılında verilmiştir. AB'ye üyelik başvurularında başarısızlık yoktur. 25 ülkeden 19'u müzakere yoluyla alınmıştır. Türkiye'de de telaşa gerek yoktur" dedi. Daha iyi devlet, daha iyi yönetim, daha iyi ekonomi, daha iyi her şey için bu istikamete yönelmiş katkıları, arayışları ülke için yarar saydığını açıklayan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, gazetemize yaptığı açıklamada AKP iktidarına, muhalefet partilerine ve Avrupa ülkelerine uyarılarda bulundu. Halkın iktidara verdiği avansın sürdüğünü belirterek muhalefet partilerine mesaj gönderen 9. Cumhurbaşkanı Demirel, AKP iktidarına da halkın cebine ve tenceresine dikkat edin uyarısında bulundu. Süleyman Demirel, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne karşı çıkanlara da "AB'ye tam üyelik Türkiye'nin hakkıdır ve bunun kararı 1963 yılında verilmiştir. AB'ye üyelik başvurularında başarısızlık yoktur. 25 ülkeden 19'u müzakere yoluyla alınmıştır. Türkiye'de de telaşa gerek yoktur" dedi. 6 Ekim tarihli AB Komisyon raporu ile gelinen noktanın üyelik süreci içerisinde çok önemli bir aşama olduğuna dikkat çeken 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; 1963 tarihli anlaşmanın Türkiye'ye üyelik hakkı tanıdığını ancak terör olaylarının ve askeri darbenin bu süreyi uzattığını ifade ederek "Avrupa ülkelerinde ahde vefa varsa ve Avrupa için itibarını korumak önemli ise buna uyacaklardır" diye konuştu. 2002 seçimlerini doğuran sonucun istikrar arayışı olduğunu söyleyen Süleyman Demirel, bu konuda şunları söyledi: "Seçmen yakaladığı bu istikrarın devamından yanadır. İktidara verdiği avans devam etmektedir. Türk seçmeni dinamik bir seçmendir. Çok çabuk mutsuz olur ve bıkar. Bugünlerde tarım kesiminden başlayan şikayetlerin diğer kesimlere de yansıması siyaseti hareketlendirir. Partileri iktidara getiren de götüren de halkın cebidir ve tenceresidir. Halkın, arayışlara girmesi için iktidardan umudunu kesmesi ve beklentilerinin gerçekleşmediğini görmesi gerekir."
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in BİZİM MAHALLA İDARELER Gazetesi'nin sorularına verdiği cevaplar şöyle: Avrupa Birliği Komisyonu'nun 6 Ekim'de Türkiye hakkında yayınladığı rapor ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği süreci konusunda neler söyleyebilirsiniz? "Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz 1963 tarihli ortaklık anlaşmamızdan kaynaklanan ahdi bağlar zemininde bir hak olarak gördüğümüz tam üyelik hedefimiz doğrultusunda sürdürülmektedir. Bu anlaşma Türkiye'ye "tam üyelik" hakkı tanımıştır. 1963 Eylül'ünde imzalanıp, 1964 Mart'ında yürürlüğe giren "Ankara Antlaşması" gereğince, 5 senelik hazırlık dönemi sonunda "Katma protokol" imzalanacağı, öngörülmüştür. Benim başında bulunduğum hükümet, bu dönemi başarı ile tamamlamış ve 23 Kasım 1970'de "Katma protokol" imzalanmıştır. Siyasi sebepler dolayısı ile "Katma protokol" 1973 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar ve Türkiye'de anarşi ve daha sonra terör, Türkiye'nin Avrupa Topluluğu'nun evrimine uyum sağlamasını zorlaştırmıştır.
80'li yıllarda Avrupa Topluluğu ile ilişkilerimizde demokrasi, insan hakları konuları ön plana çıkmıştır, maalesef Türkiye'de demokrasiye ara verilmiştir. 1987'de müracaat etmişizdir; 1989'da bize verilen cevap, "1963 Anlaşmasının verdiği hak kaybolmamış, hâlâ üye olabileceksiniz, fakat bu ortamda mümkün değildir." Türkiye 1 Ocak 1996 tarihi itibariyle Gümrük Birliği'nin tam üyesi olmuştur. 12-13 Aralık 1997'deki Lüksemburg Zirvesinde; Türkiye, makro ekonomik istikrarsızlık kıskacının kırılamadığı, insan hakları ve Güneydoğu meselelerinin devam ettiği gerekçe gösterilerek genişleme sürecinin dışında bırakılmıştır. Daha sonra hem Avrupa Birliği hem Türkiye çok olgun hareket etmiş, ipleri koparmamış, işi biraz zamana bırakmıştır. Aralık 1999'da Helsinki'de Türkiye, Avrupa Birliği'ne aday ülke olmuştur. 6 Ekim tarihli AB komisyon raporu ile gelinen nokta bu süreç içerisinde çok önemli bir aşamadır. 17 Aralık'ta yapılacak liderler zirvesine Türkiye ile müzakerelerin başlaması gerektiğini tavsiye etmiştir. 1959'da müracaatımızla ve 1963'de Ankara Anlaşması ile başlayan, 6 Ekim 2004 tarihinde AB komisyonunun müzakerelere başlanması yönünde tavsiye kararı almasına kadar geçen sürede, zaman zaman birtakım zorluklar olmuştur. Yani biraz yavaş, biraz ite kaka, biraz sorunlu ama, Avrupa Birliği'yle olan münasebetlerimiz hemen hemen bütün hükûmetlerin benimsediği münasebette olmuştur."
Komisyon raporu, Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini ve sosyal yaşantısını önümüzdeki yıllarda ne yönde etkileyecektir? "AB Komisyonunun müzakerelere başlanması yönündeki tavsiye kararı önemlidir. Bu karar olmasa idi 17 Aralık Liderler Zirvesinden tarih beklentisine girmemiz mümkün olmazdı. AB'ye üye 25 ülkeden 19'u müzakere yoluyla alınmıştır. Başarısızlıkla sonuçlanan üye başvurusu yoktur. Telaşa gerek yoktur. Ancak bizim Türk ve müslüman kimliğimizden ve geçmişimizden gelen bazı sıkıntılar bizim diğer ülkelerden farklı ve sancılı bir müzakere süreci geçireceğimizi göstermektedir. Bugün Avrupa halklarının sadece % 32'si bizi aralarında görmek istemektedir. Avrupa'yı yönetenlerin sokaktan etkilenmemeleri ve bizim üyeliğimizin onlara getireceği katkıları halklarına anlatarak sokağı etkilemelerini beklemek hakkımızdır. 1963 tarihli anlaşma bize üyelik hakkı tanımıştır. Ahde vefa varsa ve itibarını korumak önemli ise buna uyacaklardır. Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği, demokratik, müreffeh ve barış içindeki Avrupa oluşturma idealine katkıda bulunacaktır. Demokrasinin, laikliğin ve İslam'ın uyumunu ispatlayabilen bir ülke olarak Türkiye, Avrupa Birliği'nin çoğulcu yapısını daha da zenginleştirecektir."
Türkiye'de siyasi dengelerin oturması konusunda hâlâ bir arayış sürmekte midir? Türkiye bu konuda bir belirginliğe doğru gitmekte midir?
"2002 seçimlerini doğuran istikrar arayışıdır. Seçmen yakaladığı bu istikrarın devamından yanadır. İktidara verdiği avans devam etmektedir. Kamuoyu ve muhalefet bu avansın sürdüğünü görmeleri nedeniyle objektif değerlendirme ve eleştiri yapabilecek bir ortamı yaratamamaktadırlar. Siyasetin hareketleneceği bir ortam henüz mevcut değildir. Ancak, Türk seçmeni dinamik bir seçmendir. Çok çabuk mutsuz olur ve bıkar. Bugünlerde tarım kesiminden başlayan şikayetlerin diğer kesimlere de yansıması siyaseti hareketlendirir. Partileri iktidara getiren de götüren de halkın cebidir ve tenceresidir. Halkın, arayışlara girmesi için iktidardan umudunu kesmesi ve beklentilerinin gerçekleşmediğini görmesi gerekir."
Kamuda hem merkezi, hem yerel yönetimlerde büyük yenilikler getirecek yürürlüğe konulamayan reform yasaları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
"Tüm bu reform yasaları ve reform gereksinimleri, küreselleşen dünyanın şartlarına ayak uydurma isteği ve gereğinden kaynaklanmaktadır. Çağın icaplarına uyum sağlamayı amaçlayan arayışların dışında kalamayız. Etkin ve sorun çözücü bir hizmet anlayışının hakim olduğu devlet yapısını kurmayı; sivil toplumun her alanda katılımını sağlayacak şekilde demokrasimizi geliştirmeyi; kendi sorunlarını kendi çözen bir yerel yönetimler sistemi oluşturmayı mutlaka başarmalıyız. Bu arayışlar, Türkiye'nin gündemindedir; Parlamento'nun gündemindedir, kamuoyunun gündemindedir. Daha iyiyi aramaya Türkiye devam etmelidir, bunda fayda vardır. Herkesin bu gayretin içinde olması lâzımdır. Evvelâ kendi ülkemiz için sonra insanlığın geleceği için bu çok büyük önem taşımaktadır. Daha iyi devlet, daha iyi yönetim, daha iyi ekonomi, daha iyi her şey için bu istikamete yönelmiş katkıları, arayışları ülkem için yarar sayıyorum."
Isparta hakkında söyleyecekleriniz nelerdir? İlave etmek istediğiniz başka bir konu var mı?
"Isparta bugün üniversitesiyle, yüksekokullarıyla, güzel sanatlar lisesinden fen lisesine kadar fevkalade güzel okullarıyla bir eğitim merkezidir. Türkiye'nin en güzel hastaneleriyle bir sağlık merkezidir. Birbirinden güzel turizm imkanlarıyla bir turizm merkezidir. Bir sanayi merkezi, bir spor merkezidir. Medeni bir şehirde olması gereken bütün kurumlara sahiptir. Hem gecesi hem gündüzü olan bir kültür şehri olma, insanların oturmaktan mutluluk duyacağı bir şehir olma yolunda kalkınma ve gelişmesini -bir disiplin içinde muhafaza ederek- her alanda devam ettirmelidir."