Farkında Olmak
|
Tarih /Sayı : |
Kasım 2004/ 44.Sayı |
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulunun kendi üyeleri arasından oluşturduğu Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu bir Rapor hazırlayarak bunu yetkili makamlara sunmadan önce basına sızdırdı. Neden sansasyon istediler? Neden bu çalışma grubu oluşturuldu? Bu çalışma grubu kimlerden oluşuyor? Raporu onaylayanlar kimler? Soruları günlerce kamuoyunda tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor. Bazı kişiler istediklerine ulaştılar. Raporda adı geçenlerin ortalıktan kaybolması, çelişkili açıklamalar çeşitli tepkilere neden oldu. AB'nin dayattığı bir konuda Türkiye'de kafaları karıştırdılar. Azınlık konusu resmen siyasi bir konu olarak Ülke gündemine oturtulmaya çalışıldı. Kurul adına yakışmayan bir şekilde insan haklarını değil de karmaşayı savunan bir kurul haline geldi. Türkiye'de azınlıklar Lozan Andlaşmasıyla milletlerarası hukuka uygun olarak belirlenmiştir. Azınlık diye de Rumlar, Ermeniler bilinir herkesçe. Türk milleti denildiğinde ise bu topraklarda yaşayan her tür zenginlikteki kültürden gelen bir bütün anlaşılır ve bu bütün binlerce çeşit gelenek, görenek, örf ve adetin oluşturduğu Türk kültürüyle bin yıldır yoğrulmuştur. Bu topraklarda farklı dini, kültürü var diyerek küçük ulusçuklar yaratmaya çalışmak herhalde her karışı her kesimden şehitlerin kanıyla sulanmış bu topraklarda geçen bin yıla en büyük ihanet olur. Kişilerin bireysel sıkıntılarını dış ve iç dayatmalara alet olarak siyasi bir çerçeve ile sunmaya kalkmak herhalde o çerçevedeki insanlarımıza da en büyük ihanettir. Herkesin bu ülkede belli başlı sıkıntıları olduğu kadar imkanları da vardır; Türkün, Laz'ın, Arnavut'un, Kürt'ün, Çerkez'in, Boşnak'ın hepsinin kişi başına milli geliri üç bin dolar civarındadır, piyasa ekonomisinin zenginleştirdiği bölgelere her kesimden insan akın eder, ekonomik potansiyel yokluğu nedeniyle zengin olmayan doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde bulunan bölgeler devlet eliyle kasıtlı fakir de bırakılmamıştır, hepside hastane, maaş, otobüs, dolmuş, banka kuyruklarında bekler, kimse sen şusun busun diyerek kuyruktan çık da demez çünkü kimse kimseye bir düşmanlık da beslemez, hepsinin çocuklarını okutmak adam etmek sorunları vardır, hepsinin oğlu kızı Devlet dairelerine memur alım sınavlarına başvurabilir, memur olabilir yada memurdur, askeri kurumlarda da, istihbarat kurumlarında da, emniyet birimlerinde de yani Devletin kritik denilen birçok kurumunda da her kesimden insan çalışmaktadır, kimseye sen şusun busun diyerek red cevabı verilmez, sen şusun maaşın asgari ücret altıdır da denmez, yasalar herkes için eşit uygulanır, hepside kendi yöresinde kendi geleneğini örfünü yaşatır ve teröre veya başka yasa dışılığa destek olunmadığı, ülke birliği aleyhine halkın kışkırtılmadığı, cinayet işlenmediği, bu gelenek ve göreneğini yaşama serbestliğinden farklı çıkar ve amaç ummadığı sürece Devlet eliyle bu örfü bu geleneği yaşayamazsınız da denilmez, hepsinin konuşabildiği ve yaşamını rahatlıkla sürdürebileceği Türkçe'si de vardır biz Türkçe bilmiyoruz kendi dilimizi konuşacağız da diyemezler ki konuşamayana yine Devletin bir dayatması da yoktur ona da hizmet sunulur ayrım yapılmaz, savaş olsa yine hepsinden askerler omuz omuza savaşacaktır. Yani Türkiye'de kültürlerin yüzyıllardır yaşamasına bir engel bulunmamaktadır. Devlet AB uyum sürecinde bazı dil ve lehçelerin kullanılmasına serbestlik getirmeden öncede halk kendi dilini kullanıyor kendi yöresel ağzıyla konuşup yaşamını sürdürmekteydi. Her köşemizde ayrı bir gelenek, görenek ve günlük yaşam vardır, her kesimin kendi arasında da farklı lehçe, farklı yaşam, farklı dini uygulama vardır, bırakın bölgeleri illeri, bir ilin ilçeleri arasında, köyleri arasında dahi çok farklı yaşam tarzları, kültür ve lehçe farkları vardır ve kimse de bunu değiştirmek için uğraşmaz, kimse bu çeşitliliği bir kefeye koyup da tanımında yapamaz çünkü bütün hepsi Türklüğün tanımında birleşir. Halkının yüzde doksan dokuzu Müslüman olan ve bu kültürel zenginlik içinde dinin de en güzel yaşandığı ülke yine bu Ülkedir. Bu zenginlikleri siyasi amaçlarına alet etmek isteyenler bu ülkede hep çıban başları olmuştur. Türkiye Anadolu'nun adıdır ve bu topraklar bin yıldır Türk adı ile yoğrulduğundan bu isimle anılır. AB'ye girince de yine bu topraklar Türkiye diye anılacaktır. AB ilerleme raporunda bize dayatılmasına rağmen geçen hafta imzalanan AB Anayasasında farklılıklar yerine Hıristiyanlık temel alınmış ve azınlık ifadesinden hiç söz edilmemiştir. Farklı dinsel, kültürel ve dil çeşitliliğine saygıdan bahsedilmiştir. Etnik, kültürel, dil, din farkları var diye ille de azınlık yaratmak Anayasa'da ki "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" ifadesine de terstir ve bu Anayasal suçtur. Bu raporu hazırlayan ve bu ülkede her şey konuşulsun diyerek Türk Milletini bölmeye çalışanlar ve bunlara destek olanlar bu millete ihanet etmektedir. Her tarihinde ibretler dolu geçmişimizi inkara ve küçümsemeye kalkanlar zaten bu ülkenin geleceğini de küçümseyen ve yok sayanlardır. Sadece 80-90 yıl gerilere dönüp de o tarihlerdeki yokluk ve imkansızlıklar içindeki mücadelelerimizi; Birinci Dünya savaşını, Çanakkale Zaferini, İstiklal Zaferini ve yüz binlerce şehidimizi düşünürseniz bunu anlamanız, bunların farkında olmanız zor olmayacaktır.
|