
Adil Can Güven ve eşi Anadolu’da binlerce yıldır süren İznik çinisi geleneğinin yarınlara aktarılmasında üstlerine düşeni tam anlamı ile yerine getiren bir çift. 35 yıldır çinilere gönül veren çift kurulacak bir enstitü ile İznik çinilerinin belli bir çizgiye oturtulmasını istiyor.
Bu işe nasıl başladınız?
Adil Can Güven: Babamın büyük dayısı ile birlikte 35 sene evvelinde bu işe başladım. 15 sene kadar dayımla beraber çalıştım. Ondan el aldım. Sonra Çanakkale Seramik Fabrikaları eski müdürü Tansel Bey ile çalıştım ve ondan da el aldım. Sonradan büyük dayımın önerisiyle atölye açtık ve 20 senede bu günlere gelebildik.
Eşinizle birlikte neler yapıyorsunuz?
Adil Can Güven: Yaptığımız şeyler geleneksel Anadolu seramikleri. İş bölümü yaptık. Bir kısmını eşim yapıyor, bir kısmını ben yapıyorum. Anadolu'nun kaybolan değerleri arasında çok şey var. Fakat bunların içinde bizim elinden tutup da kurtarabileceğimiz, bize düşen seramik bölümü herhalde. O nedenle din, kültür, ırk ayrımı yapmaksızın, neolitik çağlardan başlayarak onları aşağı yukarı aynı tekniklerle yapıyoruz; çünkü hepsi Anadolu'nun alınteriyle yapılmış şeyler.
Galiba üniversite de bu işi öğretmişsiniz?
Adil Can Güven: Biz atölyemizi İnegöl'de devam ettiriyorduk. 1998 yılında buraya geldik. 1995 yılında İznik Meslek Yüksekokulu açılıyordu. Rektörlüğün ricasıyla buraya destek vermek amacıyla öğretim görevlisi oldum. 2000 yılına kadar devam ettim. Tabii bu süreç zarfında İnegöl'den gidip gelmek zor olduğu için atölyemizi buraya taşıdık. Geldiğimiz zaman burada Rasih Bey, Eşref Bey çini yapıyordu. Biz onların tezgahına girmeyelim, biz çok daha farklı İznik seramikleri yapalım diye karar verdik.Şimdi ikisi de rahmetli oldu. Biz o zamana kadar İznik çinisi yapmadık. Bu, ustaya saygıdan ileri gelen, sanatın icap ettirdiği bir şeydir, hürmettir. Bunu şimdi buralarda pek göremiyorum.
İznik seramiklerinin sırrı nedir?
Adil Can Güven: İznik seramiği dediğimiz zaman Bizans'tan itibaren başlar. Bizans seramikleri de İznik'te en güzel şekliyle yorumlanmış. Arkasından Selçuklular din, ırk ayrımı yapmadan aynı atölyelerde Bizanslılarla beraber çalışmışlar. Selçuklular da Bizans gibi burada sanat yönünde ilerlemişler, doğudan kobaltı Anadolu'ya getirmişler. Yine fırınlar tespit edilince Milet işi seramiklerin en güzel örneklerinin İznik'te yapıldığı kanaati ortaya çıktı. Milet işi seramiklerde daha ziyade ortada bir çiçek, onun etrafında dairesel yapraklar, niş diye tabir edilen desenler gibi çok enteresan desenler vardır, ki modern seramiğe öncülük edebilir hatta taş çıkartabilir diyebilirim. Her biri de ünik parçalardır ve hepsinin de yorumları farklıdır. Daha sonra firuze rengini de Selçuklular getiriyor.
İZNİK ÇİNİSİNİN OLMAZSA OLMAZLARI VARDIR
Daha sonra da İznik deprem görmüş, çamur, bataklık, sıtma, tüberküloz gibi hastalıkları içinde barındıran, yolu izi olmayan bir şehir halindedir ve ustası da yok. Böyle bir memlekette padişah tarafından emir verilerek çininin yaptırılması tek bir şeyi işaret eder. O da İznik Çinisi'nin malzemesinin İznik'te olmasındandır. Yoksa Bursa, Konya, Edirne gibi mamur şehirlerde her gün her yerde fevkalade seramikler yapılırken neden, yolu izi bulunmayan İznik'te ve ustasını da dışarıdan getirmek suretiyle İznik Çinisi yaptırıldı? Araştıracak olursak İznik Çinisi'nin malzemesi kimse tarafından bilinmiyor. Analizlerde yüksek, yüzde 80-90 silis ihtiva eden bir taş diye geçer. Ama kalkerli taşların haricindeki her taş silis ihtiva eder. Quartz ise tamamıyla silistir. Porselen gibi bir malzeme yapmak için hamurun içine cam katıyorlar. Cam çabuk eridiği için 900 derecede onu porselen gibi yapıyor ve gösteriyor. İznik Çinisi'nin olayı budur. Yani porselen taklididir. Daha sonra ise Kütahya, İznik Çinisi'nin taklidi oldu. Kırmızı renk 900 derecede uçuyor. Ustalar kırmızıyı iki şekilde yapmışlar. Birincisi demir oksiti çok yüksek bir kil ile astarı karıştırıp yapmışlar. İkincisi de Bizans’ın mozaiklerindeki domates kırmızısını çıkarıp çinide denemiş olabilirler. Onun için bu domates kırmızısı 30-40 yıl gibi çok kısa bir zaman için kullanılmış. O rezerv bittikten sonra da kille yapılmış, benzetmek için bir sürü şeyler bulunmuş; fakat o güzellik başarılamamış. İznik Çinisi'ndeki kırmızının kabarık olmasının nedeni de uçmasını önlemek için boyayı kalın sürmelerinden kaynaklanıyor. Kırmızı 900 derecede kayboluyor; ama 900 derecenin üzerinde İznik Çinisi olur mu derseniz olmaz. Geleneksel tarzda İznik Çinisi yapıyorum diyen bir sanatçı 900 derecede çalışır. Eğer 1000'li derecelerde yapıyorsa günümüzün İznik Çinisi'ni yapıyordur. Lütfen geleneksel İznik Çinisi'ne saygı duyalım.
İZNİK ÇİNİ VE SERAMİKLERİNİ ARAŞTIRMA MERKEZİ KURULMALI
İznik çinisindeki büyük geleneği yarınlara aktarmak için neler yapılmalı?
Adil Can Güven: Yani henüz İznik Çinisi'nin olmazsa olmazları masaya yatmamıştır. Bu açıklıktan faydalanan bir sürü paragöz diyelim, bugün İznik'in hem adını hem kültürünü, hem de İznik Çinisi'nin geleceğini zan altına sokmuştur. Amacım kimseyi kötülemek değil; ama bir şey yapılacaksa belli bir çizgiye oturması lazım. Onun için de İznik'te İznik Çini ve Seramiklerini Araştırma Merkezi kurulmalı. İznik'te bir araştırma merkezi olması ve “İznik Çinisi budur, İznik'in taşı budur, formülleri de bu şekilde formüle edilmiştir” diye mühür vurması lazım. O zaman kimse kimseye bir şey diyemez, her şey ortaya çıkar ve arzu eden de yapar. O zaman imza geçer.