Dışişleri Bakanlığı, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana, uluslararası siyasi ilişkilerimizin ikili ve çok taraflı platformlarda yürütülmesinden ve uluslararası ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin koordinasyonundan sorumlu olmuştur. Böylece, halkımızın esenliğinin ve refahının en iyi şekilde sağlanmasına, başta kendi bölgemiz olmak üzere uluslararası alanda barış, istikrar ve refaha katkıda bulunmuştur. Bakanlığımız, büyük önder Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” özdeyişi çerçevesinde aktif ve barışçı bir dış politika izleyegelmiştir. Bu anlamda Bakanlığımız, bir yandan Cumhuriyetimizin dış politikasının dayanageldiği ilkeleri özenle koruyup yüceltmiştir. Diğer yandan yoğun bir değişim yaşanan çağımızın şartlarına uyum göstermekte başarılı bir icraat ortaya koymuştur.
Bütün bu çalışmaları, TBMM, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Bakanlıklar ve diğer kamu kuruluşlarıyla eşgüdüm halinde yürütmeye özen göstermiştir. Bakanlığımız, sivil toplum örgütleriyle ve üniversiteler ile de daha yoğun bir işbirliği içindedir. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecinde fikir ve tutum olarak daima ön sıralarda yer almış, etkili olmuştur. Bakanlığımız, yalnızca dış dünyayla ilişkilerimiz bakımından değil, ekonomik ve sosyal reform süreçlerimiz açısından da önemli katkılar sağlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, Batı’yla Doğu’yu, Kuzey’le Güney’i uzlaştıran çok boyutlu bir dış politika yürütmektedir. Türk Dış Politikası’nın bu çok boyutlu niteliği, geniş bir yelpazede yer alan uluslararası ve bölgesel kuruluşlara üyeliği ile en iyi şekilde görülmektedir. Dışişleri Bakanlığı bu süreçte her zaman öncü, yaratıcı ve ön alıcı bir rol oynamıştır.Nitekim Birleşmiş Milletler’den Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’ne, AB ve Avrupa Konseyi’nden İslam Konferansı Örgütü’ne, NATO’dan Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na kadar çeşitli kuruluşlar ile olan ilişkilerimiz, bölgesel barış ve işbirliği girişimlerimiz Dışişleri Bakanlığı’nın öncü ve yaratıcı öngörüleri çerçevesinde geliştirilmiştir.
1924 yılında 39 dış temsilciliğe sahip olan Türkiye Cumhuriyeti, bugün yurtdışında 162 misyonla temsil edilmektedir. Bu dış misyonlarımızın 93’ü Büyükelçilik, 11’i Daimi Temsilcilik ve 58’i de Başkonsolosluk olarak hizmet vermektedir. Bakanlığımın sahip olduğu en önemli değerler, insan kaynakları ve kurumsal birikimleridir. Nitekim, Bakanlığımın hakettiği itibar da, liyakate dayanan, geleneklerini çağdaş bir anlayışla sürdüren ve ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir kariyer mesleğini temsil etmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin yetiştirdiği pek çok değerli isim, bu Bakanlığın çatısı altında görev yapmıştır. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’deki açılışının hemen ardından oluşturulan ilk Milli Hükümetle birlikte “Hariciye Vekaleti” adı altında 2 Mayıs 1920 tarihinde kurulmuştur. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin hariciyesi esasen, uzun bir geçmişe dayanan köklü Osmanlı diplomasisi geleneği üstüne kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Osmanlı diplomasisinin sözkonusu profesyonel geleneğinin ve birikiminin varisi olarak hizmet etmektedir. Dışişleri Bakanlığı kuruluşundan itibaren faaliyetlerini son derece kısıtlı imkanlarla ve dar bir kadroyla sürdürmüştür. Dışişleri Mensupları zaman zaman son derece zor koşullarda özveriyle görev yapmışlardır. Öte yandan, son 30 yıl içinde dış teşkilatımızda görevli memurlarımızı ve aile mensuplarını hedef alan planlı ve organize terör faaliyetleri yaşanmıştır. Bu saldırılarda 5’i Büyükelçi olmak üzere 39 mensubumuz şehit olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünlere gelmesinde önemli rol oynamış ve bu uğurda her türlü fedakarlığı göze alan kadrolar yetiştirmiş bir Bakanlığın başında bulunmak benim için büyük bir gurur kaynağıdır. 21. yüzyılın başında geniş bir vizyona sahip kadrolarla çalışıyorum. Türkiye’nin çıkarlarını en iyi şekilde savunan ve ilerleten, bilginin peşinde koşan, evrensel barış ve uyumun sağlanmasına çalışan, dayanışma ruhu yüksek bir ekibe sahip olduğumu biliyorum.
TÜRKİYE’NİNİ ÖNÜNDE UZUN BİR SÜREÇ VAR
Türkiye’nin bundan sonra önünde uzun bir süreç var. Bu süreçte ülkemiz büyük değişimlere uğrayacaktır. Türkiye’yi iyi istikamette değiştirirken, herkesin çok çalışması gerekiyor. Sağlık standartları ve ulaştırma standartları daha iyi olacaktır. Hukuk, çok daha belirgin olacaktır. Hiçbir boşluk olmayacaktır. Bütün bu gelişmeler Türk halkının en tabi hakkıdır. Müzakere süreci demek, bu demektir. Bunların hepsi zaten hükümetlerin kendi halklarına yapması gereken iyi hizmetlerdir. Bunlar AB gücü ile de yapılacaktır. Bu sürede AB’den alınacak hibeler, krediler artacaktır. Avrupa’daki bazı çevrelerde, Türkiye’nin 17 Aralık zirvesinden sonra özellikle reformlar konusunda rehavete kapıldığı yönünde yanlış bir kanaat uyandığını gözlemliyorum. Türkiye, AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim’e fiziki ve zihinsel anlamda hazırdır. Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini yasal mevzuat açısından yerine getirmiş bulunmaktadır. Bu hem komisyonun 2004 İlerleme Raporu’nda hem de zirve bildirgesinde teyit edilmiş ve 3 Ekim 2005 tarihi itibariyle ülkemizle müzakerelere başlatılması kararlaştırılmıştır. Hükümet olarak en temel önceliklerimizden biri, reformların uygulanmasını denetlemek ve her alanda kökleşmesini sağlamaktır. Toplumun hemen her kesiminin reformlar konusunda bilinçlenmesine öncelik vermekteyiz.
ATILIMLARIN ÖNCÜSÜ KAYSERİ
Kayseri öncüsü olduğu yatırımlarla Türkiye’deki diğer illere örnek oluşturmuştur. Bundan sonra da Kayseri’de, yatırımlar hızlı bir şekilde devam edecektir. Türkiye’nin yapılacak çok işi var. Çünkü Türkiye’nin kaybettiği çok yıllar var. Tarihimize baktığımızda sıkıntılar ile geçen yıllarımız daha çok. Şimdi çok şükür önümüz açık. Herkes geleceğe daha ümitli bakıyor. Tüm ekonomik dengeler kontrol altına alınmış durumda. Sadece içerideki değil, dışarıdaki yatırımcılar da Türkiye’ye gözünü dikmiş vaziyette. Bilindiği gibi özelleştirmede yerli ve yabancı firmalar hep birbiriyle yarışıyor. Biz bu durumu çok özlemiştik. Asıl söylemek istediğim herkes Türkiye’ye geleceğine yatırım yapıyor.
KAYSERİ’DE HAYIR YARIŞI VAR
Kayseri’de bir hayır yarışı var. Umarım buradaki yarış, diğer illere de örnek olur. Kayseri Erciyes Üniversitesi, devletin değil, halkın mucizesidir. Ancak, Kayseri’nin içi çok gelişmiş olabilir ama ilçeleri öyle değil. İlçeleri de geliştirmemiz gerekir. Bilgisayar teknolojisi gelişecektir. Bundan 20 yıl önce bilgisayarın, hayatımızın içine bu denli gireceği bilinmiyordu. 20 yıl sonra da şartlar daha da gelişecek. Biz kendi yardımlaşmamızı yapıyoruz.
KAYSERİ’NİN BİLİNMEYEN GÜZELLİKLERİ
Kayseri’nin Erciyes dağından başka bir çok güzellikleri de var. Yahyalı ilçesindeki Kapuzbaşı Şelalesi’nin dünyada bir benzerinin bulunmamasına rağmen, pek çok insan tarafından bilinmemektedir. Aladağlar Milli Park sınırları içerisinde bulunan Kapuzbaşı Şelaleleri, şehir merkezine uzak olduğu için bu zamana kadar ihmal edilmiş. Uzmanlar, Dünyada buna benzer bir kaç tane şelale olduğunu söylüyor. Gerçekten çok etkileyici bir manzara. Buraların gelişmesi lazım. Yeni yeni yollar yapılıyor. İnsanların gelip oturabileceği, kalabileceği yerler inşa ediliyor. Türkiye’de Güneyin, Doğunun, Kuzeyin, İç Anadolu’nun çeşitli güzellikleri var. Zaten ‘Cennet Vatan’ deyişi de buradan çıkmaktadır.
Abdullah GÜL KİMDİR?
1950’de Kayseri’de doğdu. Orta öğretimini Kayseri Lisesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi. Aynı fakülteden doktorasını ve doçentliğini aldı. Daha sonra, Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde iktisat dersleri verdi. 1983-1991 yılları arasında İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomi uzmanı olarak çalışan Gül, 1991 yılında Refah Partisi’nden Kayseri Milletvekili olarak parlamentoya girdi. (19.Dönem) 1993’de Refah Partisi’nde Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilen Abdullah Gül, 1995’de yapılan genel seçimlerde, ikinci kez Refah Partisi Kayseri Milletvekili seçildi. (20. Dönem) TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu üyelikleri yapan Abdullah Gül, 28 Haziran 1996’da kurulan RP-DYP Koalisyon hükümetinde (54. Hükümet, 28.6.1996 - 20.6.1997) Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü görevlerinde bulundu. RP’nin 16 Ocak 1998’de Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasından önce kurulan Fazilet Partisi’ne geçen Abdullah Gül, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan genel seçimlerde FP’den 21. Dönem Kayseri Milletvekili olarak tekrar parlamentoya girdi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyeliğini de yürüten Gül, 8 Mart 2000 tarihinde, partide “yenilikçi kanat” olarak adlandırılan milletvekillerinin desteğini alarak, genel başkanlığa adaylığını koydu. 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan FP 1. Olağan Kongresi’nde 521 oy alarak Recai Kutan’ın (633) gerisinde kaldı. Kongre sonuçları, siyasi çevrelerce, “parti tabanının Yenilikçi olarak adlandırılan kanadı geniş ölçüde desteklediği, ancak partinin henüz bir yönetim değişikliğine hazır olmadığı” şeklinde yorumlandı. Fazilet Partisi’nin (FP) 22 Haziran 2001’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra bir süre bağımsız kalan Gül, 14 Ağustos 2001’de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Kurucular Kurulu üyesi olarak partinin kuruluşunda aktif rol aldı. Abdullah Gül, AKP Kayseri Milletvekili ve Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Gül, 3 Kasım 2002 Milletvekili seçimlerinde Kayseri Milletvekili olarak tekrar seçildi, 16 Kasım 2002’de 58. Hükümeti kurmak ile görevlendirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümeti, Başbakan Abdullah Gül tarafından 18 Kasım 2002’de kuruldu. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 9 Mart 2003 Siirt Milletvekili Yenileme Seçimi’nde parlamentoya girmesinden sonra, Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Hükümet, 11 Mart’ta istifa etti. Abdullah Gül, Erdoğan başkanlığında 14 Mart 2003’de kurulan 59. Hükümet’te (2. AKP Hükümeti), Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Abdullah Gül, evli ve 3 çocuk babası.