goko
     
 
 
Ana sayfaArþivÝletiþim Formu
Editörün Köşesi
Konu :Yeni Bir Dönem

Yazar : Selvi Erdoğan Turgut
 
Duyurular
 "BİZİM" yazmayan hiçbir Mahalli İdareler Gazetesi sorumlulugumuzda degildir!

 Mutlak ve mutlak bizi taklit edenler olacaktır, zaman zaman ismimizin önüne veya arkasına ekleme yaparak taklit edecekler veya başka isim altında BİZİM formatımızla bizi kullanarak siz yerel yöneticileri ve siyasileri ziyaret edeceklerdir


 Bu durumda hemen gazetenin künyesine bakın, Gazete Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Selvi ERDOGAN TURGUT ise işte o gazete bizim sorumluluğumuzdadır.


 Unutmayın! Yerel yönetimlerin gözü , kulağı, sesi olan yerel yönetimlerin sorunlarını ve icraatlarını dile getiren gazete;
Bizim Mahalli İdareler Gazetesidir ...


 
Reklam

Gazetemize reklam vermek için tıklayınız.

Linkler


Yerinden Yönetim Platformu adı altında siz değerli okurlarımıza yeni yüzümüz ile merhaba demekten gurur duyuyoruz. www.yyplatformu.com.tr.
Bilgi

Bizim Mahalli İdareler Gaztesine Hoşgeldiniz. Bugün 29.08.2008 05:26:30, Ocak 2005 tarihinden itibaren portalımız toplam 1685859 ziyaret almıştır. Aktif ziyaretçi sayımız 56 .

Ekibimize Katılın
Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

Google

 

 
 
 
ZAYIF KALMAMAK
 
ZAYIF KALMAMAK

Uluslar arası ilişkilerde işbirliği anlaşmaları imzalanmalarından itibaren gün geçtikçe güçlü tarafın lehine işlemeye başlar. Bağımsızlık sadece güçlünün bağımsızlığıdır. Güçlü olan zayıf tarafın karşı çıkışlarını nötralize edecek açık yâda gizili şantaj unsurlarını devreye koyar her geçen gün. Zayıf olan tarafın kamuoyunda bu unsurlar o ülkenin ayıp ve eksikleri olarak işlenir. Bunun adı da kamuoyunda tartışıldı ve iyi oldu olur. Genel bir kabul yönünde baskı unsuru halini alır. Sonuçta genellikle ölüm gösterilip sıtmaya razı edilir. Bu ayıp ve eksiklerin giderilmesi bahanesiyle yapılan yasal düzenlemelerle bölük pörçük değer ithalleri başlar. Böylece toplum hem kendine başkalaşır hem de kendi içinde başkalaşmış kutuplar ile çatışmaları tetikler. Rejim ve devlet düşmanları bu kozları bir bir değerlendirir. Güçlü olan tarafın da istediği ortam yakalanmış olur.

ABD'nin bölgemiz ve ülkemiz üzerinde oynadığı oyun aynen budur. Son zamanlarda en büyüğü de güvenlikle ilgili oynanan oyundur. Bu yöntem tarihin her döneminde yayılmacı ve sömürgeci stratejisi olmadan var olamayacağı korkusu yaşayan tüm emperyalist devletlerce kullanılmıştır. Özgürlük ve demokrasi hediye edileceği bahaneleri de bu siyasetin kadife kılıfıdır.

Bir önceki hükümet döneminde her gün sokaklardaki türban gösterileri, ekonomik kriz yaygaraları bu hükümet döneminde nitelik değiştirerek önce irtica kâbusu, ardından şimdi bildiğimiz gibi bölgesel ayaklanma tatbikatlarına dönüştürülmüştür. Yakın tarihimize baktığımızda bunun gibi her bir yeni sorunun ardından biri gelmiştir. Hedef, sınırların yeniden güçlü olanlarca belirlenmesidir. Osmanlının tek mirasçısı genç Türkiye'nin sınırlarının belirlenmesinde sözü geçmeyenlerin içinde büyük bir uhde kaldığı şimdi bellidir. O zamanlar karşı cephede kendilerine karşı silah atanları bugünlerde birbirine düşürme konusunda son derece kararlı oldukları ortadadır. Ama Türkiye'de buna karşı son derece kararlıdır. Tarihin hiçbir döneminde de kararsız kalmamıştır.

Terör sorununu ETA ve IRA örneğini vererek aynı yöntemle çözeceğini düşünenler önce bu örgütlerin faaliyette bulunduğu ülkelerde izlenen yöntemleri bir bir irdelemesi gerekir. Bu örgütlerin arkasında olan güçlerle bizim sorunumuzun arkasında olan güçler ve yıllar itibarı ile izlenen politikalar çok farklıdır. Hem dünya da Ortadoğu da artık çok farklıdır. Çağıralım konuşalım gibi basite indirme yöntemleri karşı tarafa meşruiyet kazandırma onların dümen suyuna girme yöntemleridir.

Tarafsız bir şekilde iç ve evrensel hukuk ilkelerini göz önüne alarak bazı soruların cevaplarını irdelemek ve sonra çözüm üretmeye kalkmak gerekir :

Bizim sorunumuzda ezildiğini iddia edenler sahiden bundan emin midir? Dağdakinden korkusundan mı yada birileri istedi diye mi böyle yapmaktadır? Dağa çıkanlar hakikaten ezilmiş midir? Bu ezilenler dağa çıkacağına dağdakilere kafa tutacak cesaretten mi yoksundur? Yoksa ezildiğini iddia edenler çalışıp çabalamadan, devletten çalarak, kaçakçılık yaparak yaşamayı hukukun gereği mi sanmaktadır? Toplanıp camı çerçeveyi indirmek ezilmek midir? Katile af dilemek, övmek ezilmek midir? Bütün bunları yapıp barış, kardeşlik demek neyin nesidir? Demokrasi adına yapılan yenilikleri bu tavırla kullanmak neyin nesidir? Yaşadığı ülkenin resmi dilini bilmemek ayıp değil midir? Zoraki dil kursları, televizyon kurmak, yayın yapmak gerçekten demokrasi midir? Bu ülkenin devlet kurumlarında görev alıp ben bu devletin kurallarını tanımıyorum demek hak mı yoksa rezillik midir? Hepsinden sonra da yatırımcı niye gelmiyor demek neyin nesidir? Bu sorulardan sonra sorun hakikaten sadece ekonomik midir diye düşünmek ve cevabına göre hareket etmek gerek iç gerekse evrensel hukukun ve hakkın gereğidir.

Bağımsızlık ve egemenlik işte burada kendini göstermelidir. Dünyanın öbür ucundan terörle mücadele etmeye gelip devlet işgal edenler varsa Senin de sonuna kadar her türlü hakkın vardır. Türkiye zayıf taraf olmayı tarihinde hiç seçmemiştir ve bundan sonra da seçmemelidir. Önce içeride sonra dışarıda yukarıdaki soruların cevaplarını aramalı ve gereğini yapmalıdır. Terör unsurlarını kendi yeni amaçları için kullanmayı planlayanların oyunlarını bozabilmelidir. Son sahneler bu planların ipuçlarıdır. Yoksa dünyanın öbür ucundaki bir ülkeyi işgal edebilecek bir gücün, güvenlik ortağının ülkesine saldıran bir terör örgütünü yok edemeyeceğinden bahsetmek herhalde aptallık olur.

 

 

 

© Copyright-2005