
Bugün Meclisin ilgili komisyonlarında görüşmeleri yapılan Yerel Yönetimler Reform Yasa Tasarısı ile ilgili olarak görüş belirtmeden önce konu ile bağlantılı olarak halen devletin sırtında bir kambur olarak duran KİT’ler konusuna değinmek istiyorum. Cumhuriyetin ilk yıllarında kalkınmayı sağlayacak yeterli sermaye birikimi, yetişmiş insan gücü ve teknolojinin olmaması nedeniyle KİT’lerin kalkınmanın lokomotifi olması kadar doğal bir şey olamazdı. Aradan geçen süreç içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok büyük mesafeler kaydetti. Artık bugün nüfusunun büyük çoğunluğu genç ve iyi yetişmiş güçlü bir sermaye yapısı ve hemen hemen bütün sektörlerde teknolojiyi kullanan bir Türkiye var. Durum böyle olmasına rağmen zaman içerisinde siyasi otoritenin istihdam alanı olarak gördüğü KİT’ler aşırı personel istihdamı ve gelişen teknolojiye ayak uyduramaması nedeniyle devlete yük olmaya başlamıştır. Demokrasiye bizden çok sonraları geçen doğu Avrupa ülkeleri bile birer birer özelleştirme yaptığı bir dönemde bizim de bu sistemi hayata geçirip devleti asli görevlerine çekmemiz gerekir diye düşünüyorum. 21. yüzyıla girerken Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa Birliğine aday ülke olmak suretiyle yönetim yapısında yeniden yapılanma dönemine girmiştir. Halen Meclis gündeminde bulunan Yerel Yönetimler Reform Yasasının bu haliyle günümüz ihtiyaçlarına cevap vereceğini sanmıyorum. Neden? Hazırlanan yasa olayın sadece mali boyutunu ele almış, merkezi idarenin yetkilerini taşraya devrinde yeterli ölçüde esneklik getirmemiştir. Bu haliyle yasa bence tabiri caizse bir ayağı topal kalmıştır. Bu açıdan bakıldığında ilk önce yapılacak şey merkezi idarenin yeniden realize edilerek güçlü bir denetim yapısı oluşturmak suretiyle taşradaki yönetimlere yetki devrinde bulunması, kısacası yerinden yönetime ağırlık verilmesi lazım. Öncelikle Devlet Planlama Teşkilatının bu kapsam içinde ele alınıp mümkünse bu teşkilatın iller bazında yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yapılanma ile birlikte Yerel Yönetimler tarafından bütün illerin makro açıdan yatırım planları hazırlanıp önceliklerin belirlenmesi mümkün olacaktır. Hazırlanan bu planlar bir yıllık dönemden başlayıp 5 yıla varan süreler içerisinde önceliklerin belirlenmesi, herşeyden önce zaman ve kaynak israfını önleyecek, hizmetlerin hem daha ekonomik hem de dengeli olarak yürütülmesini sağlayacaktır. Onun için yapılacak şey yerel yönetimlerle beraber merkezi idarenin yeniden düzenlenmesi, karar mekanizmalarından başlamak suretiyle yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. Türkiye’de yerel yönetimlerin yapısını incelediğimizde teşkilleri itibariyle demokratik bir yapıya sahip olduklarını görürüz. Muhtarlar, Köy İhtiyar Heyetleri, Belediye Başkanları, Belediye Meclisleri ve İl Genel Meclisleri bilindiği gibi doğrudan halkın oyları ile seçilirler. Bu demokratik yapıya rağmen kararların merkezi idare tarafından verilmesi uygulamalarda aksamalara neden olmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse ihtiyaçtan fazla personel istihdam eden Belediyeler bugün bir hizmet birimi olmaktan çıkıp sadece çalıştırdığı personelin geçimini sağlayan birer KİT durumuna gelmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında sistemi hem merkezi hem de yerel yönetim bazında ele alıp reform yapmak gerekir. Yalnız burada Türkiye’nin bir şansı var. Yıllarca uygulanan Karma Ekonomi sistemi nedeniyle bugün güçlü bir özel sektörümüz var. Devletin KİT’leşmekten kurtulup asli görevine dönmesi lazım. Bugün hemen hemen bütün resmi kurumlar adeta KİT’leşmiş durumda, aşırı personel istihdamı, bürokrasinin hantal yapısı ile özel sektörün gerisinde kalmış durumdadır. Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanı’nın “Öncelikle Özelleştirme İdaresinin Özelleştirilmesi gerekir”, Turizm Bakanı’nın “Bakanlığı lağvedeceğim” demesi bunun somut örneklerindendir.
Kısaca özetlersek; Yerel Yönetimler Yasasını sadece mali yönüyle ele alıp merkezi idarenin sahip olduğu birtakım yetkileri yerel yönetimlere devretmezsek uygulamada bir değişiklik olmayacak, aksine daha fazla kaynak israfına neden olacaktır. Onun içindir ki bu yasa ile birlikte merkezi idarenin sahip olduğu yetkileri denetim unsurunu uhdesinde tutmak kaydıyla taşrada bulunan birimlerine aktarması o yörede yapılacak yatırım ve hizmetlerin önceliklerini belirlemede yetkili kılınması işlerin daha ekonomik yürütülmesini sağlayacaktır.
Bir idare düşünün ki, kendi bölgesinde yapılacak yatırımları planlayacak bir mekanizmaya sahip değil. Böyle bir plan olmayınca gelişi güzel bazen de hatır için kaynak temin edilmeden programa alınan işlerin bitirilmesi yılları alabiliyor. Bu durum insanlarımızın devlete olan güvenini sarstığı gibi aşırı ölçüde kaynak israfına neden olabiliyor. Onun içindir diyoruz ki, bölgesel nitelikte ve büyük ölçekte kaynak gerektiren yatırımların dışında kalan işlerin öncelik sırasını belirlemede ve buna paralel olarak realize etme yetkisini yerel yönetimlere bırakıp Avrupa devletlerinde olduğu gibi güçlü bir denetim sistemi oluşturarak merkezi idarece gönderilen kaynakların yerinde kullanılıp kullanılmadığını denetleyen mekanizmaların geliştirilmesi gerekir kanaatindeyim. Netice olarak; Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti 76. yılında Büyük Atatürk’ün hedeflediği çağdaş modern bir devlet yapısına kavuşmuştur. Türkiye özelleştirmeyi ve Planlama çerçevesi içerisinde yerelleştirmeyi sağladığında 21. yüzyılın ilk on yılında Dünyanın ilk on devleti arasında olma şansını yakalayacaktır. Devleti asli görevi arasına çekerek ve özelleştirmeyi tamamlamadan yapılması düşünülen bir yerelleştirme Reformu, reform olmaktan öte ancak ve ancak yerel idarelere yeni parasal imkanların tanınmasından öte bir mana ifade etmeyecektir. Yapılacak her türlü yatırımların ekonomik olup olmadığı hesaba katılmadan sağlanacak yeni imkanlar da kaynakların israfından öteye gitmeyecektir. Bu nedenlerle yerel yönetimler reformunu Merkezi İdare ile beraber ele almadığımızda aşırı iyimserlikle beklenen faydayı sağlamayacağı bir gerçektir. Yener RAKICIOĞLU Hatay Valisi