İlçemizde arazi çok bölündüğü için tarımsal verimlilik de az. Bu arazilerin toplulaştırılması lazım. Bölgemizdeki işletmelerin büyüklükleri 50-60 dönüm. AB’de bu rakam 170- 180, ABD’de 2 bin dönüm.
7 un, 25 çeltik fabrikası, 8 tane ham yağ, 4-5 tane rafine yağ fabrikası var. İlçeye sahip olduğu tarım potansiyeline göre geçmişte iyi yatırım yapılmış ama şu anda fabrikalar hammadde temin edemediği için düşük kapasite ile çalışıyorlar. Son 2 yıldır kanola üretimine başlandı.
Uzunköprü’nün en önemli projelerinden birisi Çakmak Barajı idi. Çakmak Barajı Trakya’nın GAP’ı olarak adlandırılabilir. Bu proje, yaklaşık 450 bin dönüm arazinin damlama sulama yöntemiyle sulanmasını sağlayacak bir projedir. Ben öyle inanıyorum ki, dünyada hiçbir yatırım kendini bu kadar çabuk amorti edemez.
Üreticiye daha faydalı hizmetler sunmak, gerçek anlamda fiyat oluşumunu sağlamak, üreticinin ürününün borsa değerinde satılmasını temin etmek, ürün analizi yapabilmek amacıyla laboratuvarın yenilendiğini, eksik cihazların tamamlandığını, personelin eğitimden geçirildiğini belirten Uzunköprü Ticaret Borsası Başkanı Rahmi Eren, Ergene nehrinin kurtarılmasını istedi. Eren, kirlilikten dolayı mağdur olan vatandaşların açacağı tazminat davalarının artabileceği uyarısında bulundu.
Biri faal olmayan 235 bin ton ham yağ kapasiteli 8 yağ fabrikası bulunduğunu belirten Eren, bu kapasitedeki tesislerin yağ ölçüm cihazlarında sonuçların 8 saatte çıktığını, 5 borsaya verdikleri cihazla ise tahlilin 1 dakikada sonuçlandırılabildiğini söyledi. Eren,”Uzunköprü ticaret borsasına bir üretici ayçiçeğini getirdiği zaman, fabrikalar dahil bir dakikada sonuç alacağımız cihazlarımız var. Buğdayla ilgili her türlü tahlili yapıyoruz. Personelimiz yeterli. Daha önce numuneler personel tarafından elle alınıyordu. Şimdi otomatik yönteme geçtik. Uzunköprü Ticaret Borsası’nın bünyesinde toprak, su, yaprak analizi yapan laboratuarımız da mevcut. Keşan, Edirne ve Uzunköprü’de de var” dedi.
Öncelikli amaçlarının Uzunköprü’de ticaretin geliştirilmesi, borsacılık hizmetlerindeki kalitenin artırılması, üreticiler ile tüccarlara sunulan imkanların artırılması olduğunu ifade eden Eren, toprak ve ürün tahlili konusundaki teknolojik gelişmelerin yakından takip edildiğini, üreticilerin de bu konuda bilinçlendirildiğini söyledi. Seçildikten sonra Türkiye’deki tarımsal politikalar, uygulamalar ve destekler konusunda bilimsel toplantılar organize ettiklerini belirten Eren, köy ve beldelerde toprak tahlilinin önemini anlatan toplantılar yaptıklarını, toprak tahlilinde çalışan personelin de sürekli eğitim seminerlerine katıldığını söyledi. Eren, Uzunköprü’de toplantı, panel, sergi gibi etkinliklerin yapılabileceği bir salona acil ihtiyaç olduğunu, bu ihtiyacı gidermek amacıyla hizmet binasının alt katını düzenleyeceklerini bildirdi.
Topraklar kirlilikten dolayı ekilemiyor
Çok uzun yıllardır sanayi kuruluşlarının atıklarını arıtmadan boşalttıkları Ergene nehrindeki kirliliğin en üst seviyede olduğuna dikkat çeken Eren, “2006 yılında 47600 dönümde çeltik ekimi yapılmış. Uzunköprü’nün merkez ve köyleri 120 bin dönüm sulanabilir araziye sahip. Bunun 73 bin dönümü Ergene kenarında. En son ekim 2006’da yapılmış, 2008 yılında bu rakam 17000 dönüme düşmüş. Yani yaklaşık 37 bin dönümlük alan üretim dışı kalmış. Bu, ciddi bir kayıp. Kirlilikten dolayı verim alınamıyor. 2 bin civarında insan bu durumdan etkileniyor. Bu 2 bin kişiden 10-20’si mahkemeye gitmiş ama diğerleri bu yolu tercih etmemiş. Ama bundan sonra olmayacak diye bir kural yok. Çünkü, bu arazilerde bir başka ürün de yetişmiyor. Sadece su değil, toprak da kirlenmiş durumda. İlçe ekonomisindeki en büyük sıkıntı bu. Çorlu, en fazla göçü Uzunköprü’den alıyor. Çünkü, tarlasını ekemeyen göç ediyor. Siyasilerin ve hükümetlerin bu konuda duyarsız kalması, çözüm üretmemesi Uzunköprü’yü maddi ve manevi yönden çökertti. 15 yıl önce Uzunköprü’nün ekonomik ve sosyal hayatı daha iyiydi” dedi.
Umutlanmıştık ama sonuç yok
Sulama ile ilgili sıkıntının yanısıra yeraltından günde 5 milyon metreküp su çekildiğini de anımsatan Eren, “Bu suların bir kısmı Ergene’ye veriliyor bir kısmı kontrolsüz toprağa deşarj ediliyor. Dolayısıyla yer altı suları da kirleniyor. Ergene nehrindeki kirlilik konusunda Cumhurbaşkanından TOBB başkanına kadar herkes gerekli bilgiye sahip. Konuyla ilgili Meclis’te araştırma komisyonu bile kuruldu. Önce Meclisin bu konuyu ele almasını çok anlamlı bulmuştuk ve mutlaka bir çözüm getirileceğine inanıyorduk. Ancak, bir çözüm bulunamadı. Kuşkusuz, Ergene nehrindeki kirlilik tek bir hükümetin suçu değil, çözüm bulunamadıysa herkesin kabahati var ama artık bıçak kemiğe dayandı. Şu anda konuyu sürekli gündemde tutarak, unutulmamasını sağlamaya çalışıyoruz. 1500’e yakın sanayi tesisi var. Bunların yarattığı kirliliğin ölçülmesi gerekiyor. Biz çevre kirletilmeden de sanayileşmenin olabileceğine inanıyoruz. İşin ekonomik tarafı var ama en önemlisi bu kirliliğin sağlığımızı tehdit etmesidir” diye konuştu. Eren, sözlerini şöyle sürdürdü:
Araziler toplulaştırılmalı, ürün çeşitliliği sağlanmalı
İlçemizde arazi çok bölündüğü için tarımsal verimlilik de az. Bu arazilerin toplulaştırılması lazım. Bölgemizdeki işletmelerin büyüklükleri 50-60 dönüm. AB’de bu rakam 170- 180, ABD’de 2 bin dönüm. O yüzden bizde yaşlılar tarım yapmaya devam ederken gençler okumaya gidiyor ya da Çorlu, Çerkezköy ve Lüleburgaz’a işçi olarak çalışıyor. İlçe ekonomisi tarıma dayalı ama ürün çeşitliliği yok. Sadece, buğday, ayçiçeği ve çeltik yetiştiriliyor.
Fabrikalar düşük kapasite ile çalışıyorlar
7 un fabrikası 25 çeltik fabrikası var. İlçeye sahip olduğu tarım potansiyeline göre geçmişte iyi yatırım yapılmış ama şu anda fabrikalar hammadde temin edemediği için düşük kapasite ile çalışıyorlar. Son 2 yıldır kanola üretimine başlandı. 1-2 firma kanola işlemek için tesis kurdu. Ayçiçeği ekimi yıllara göre değişiklik gösteriyor. Ayçiçeği ekimi en fazla Trakya bölgesinde yapılmakta. Trakya’da yapılmasına rağmen en fazla yağ fabrikası Uzunköprü’de. 8 tane ham yağ, 4-5 tane de rafine yağ fabrikamız var. Ham yağ işleme kapasitesi 235 bin ton. Rafine yağ işleme kapasitesi ise 315 bin ton. Türkiye’de ihtiyacın 1 milyon ton olduğunu düşündüğümüzde, demek ki, ihtiyacın üçte birini karşılayan tesis ilçemizde var. 250 bin ton kapasiteli yem fabrikamız mevcut. Yem fabrikaları da yüzde 10 kapasite ile çalışıyorlar. Hayvancılıktaki gerilemeye bağlı olarak yem satışında düşmeler var. Türkiye’deki 7-8 margarin tesisinden biri yine bizim ilçemizde. Ama o da üretim yapamıyor.
Toprak analizi oranı düşük
Çok yoğun çaba harcamamıza rağmen toprak analizi oranı yüzde 2’yi geçmedi. Toprak analizinin bir maliyeti var. 1 dekarlık toprakta da 500 dekarlık toprakta da analiz işlemleri aynı. Araziler bölündüğü için çiftçi haklı olarak ‘benim arazim 50 parça, hangi birini getireyim’ diye düşünüyor. Topraklarını analize getirenler de genelde 10 dönümün üzerinde tarlası olanlar. Şimdi gübre ve mazot desteğinden yararlanabilmek için toprak tahlili şartı getirildi. Üreticiler, bir tapu 50 dekar olduğu zaman, toprak tahlili yaptırılmadığında devletin vermiş olduğu kimyevi gübre ve mazot desteğinden faydalanamayacaklar. Ankara’da bir seminere gittiğimde bu 50 dekar sınırının aşağı çekilebileceği söylendi. Sınır değerler ne kadar düşürülürse, çiftçimiz için o kadar faydalı olur.
Broşür ve el ilanlarıyla bilinçlendirme
Personelimiz toprak tahlili konularda bilimsel toplantılara, kurslara katılıyor. Fiili olarak toprak tahliline başladık. Su analizinin nasıl yapılacağı da öğrenildi. Kasım ayında tüm köylerimizde kahvehane toplantıları yapılarak çiftçiler bilinçlendirildi. Toprak numunesinin nasıl alınacağı konusunda bin adet broşür dağıtıldı, afişler asıldı. 5 bin adet küçük el ilanı ile numunelerin konulacağı torbalar ve torba etiketleri dağıtıldı. Ayrıca, milletvekillerimiz ve bakanlıkla yazışmalar yaparak toprak tahlininin zorunlu kılınmasını sağlayacak yasal zorunlulukların yapılmasını istedik. Çünkü, bilinçli üretim analiz yapılmasına bağlıdır. Toprak analizlerini yaptığımızda yüzde 15 ilaç ve kimyevi gübreden kaynaklanan bir kirlenme görüyoruz. Bu da bilinçsiz ilaç ve gübre kullanımının bir sonucu.
Tohum önemli
Ekimde yüksek verim ve kalite sağlayacak tohumlara öncelik verilmeli. Ürün çeşitlendirilmesine gidilmeli.
Araziler üretime kazandırılmalı
Tarımsal verimliliğin artırılması için arazi toplulaştırılması gerekiyor. Son düzenlemeyle 20 dönümün altında bölünmesi yasaklandı ama yetmiyor. Çok parçalı araziler ekonomik işletme özelliğinden uzak kalıyor. Bugün Avrupa’da işletme başına 170-200 dönüm arazi düşüyor. Biz de 55-70 dönüm arasında. Tarımın daha ekonomik yapılabilmesi ve daha kârlı olması için arazilerin birleştirilmesi şart. Ergene nehrindeki kirlilikten dolayı ekilemeyen arazinin de yeniden üretime kazandırılması lazım. Bu hem bizim için hem de Türkiye ekonomisi için önemlidir. Çünkü, Türkiye, buğday, pirinç ithal ediyor. Ayçiçeği ekim alanları azalıyor, verim düşüyor. Kirli topraktan yeteri kadar verim alamıyorsun. Bütün bu sebepler kirliliğin ortadan kalkmasına bağlı. Biz sanayi ile temiz çevrenin birarada olabileceğine inanıyoruz. Sanayimizin kurallara uygun, çevreye saygılı davranmasını bekliyoruz.
Çakmak Barajı Trakya’nın GAP’ı
Uzunköprü’nün en önemli projelerinden birisi Çakmak Barajı idi. Çakmak Barajı Trakya’nın GAP’ı olarak adlandırılabilir. Bu proje, yaklaşık 450 bin dönüm arazinin damlama sulama yöntemiyle sulanmasını sağlayacak bir projedir. Ben öyle inanıyorum ki, dünyada hiçbir yatırım kendini bu kadar çabuk amorti edemez. Çünkü Trakya’nın toprakları çok verimlidir. İnsan ekseniz, insan yetiştirir. Bu sulama barajı tamamlandığında Uzunköprü’nün çehresi değişecek. En azından bugüne kadar uğradığımız kayıpların bir kısmı telafi edilecek. Arazimizin yüzde 50-60’ı sulanabilir olacak. Şu anda sulanabilir arazi yüzde 10. Bu ürün çeşitliliğini de getirecek. Çakmak Barajı şu anda yüzde 30 seviyesine geldi. Bize, 2011 yılında bitirileceği söylendi. Biz de 2011 yılını bekliyoruz.
Beklentiler
Meslek yüksek okuluna yeni bölümlerin açılmasını bekliyoruz. Rektörlüğümüze bina yapmayı da taahhüt ettik. Eskiköy sınır kapısının açılmasını, eğer bu mümkün olmazsa gümrük binası olarak hizmet veren tren garının açılmasını istiyoruz. Eskiköy sınır kapısının açılması konusunda bir gelişme yok. Yunanistan tarafı sınırın açılmasını istiyor. Köprümüzün tarihi özelliği var. Daha fazla tahrip olmaması için ikinci bir köprünün yapılması gerektiğini ilettik. Bu talebimiz kabul edildi. TOBB Başkanı ergene nehrinin kirliliğini sürekli gündemde tuttuğu için memnunuz.
Ergene’yi geri istiyoruz
Bu bölgede çok büyük bir kirlilik var. Türkiye’nin en verimli topraklarının olduğu bölgede hükümetin bu işe müsaade etmesi kabul edilebilecek bir durum değil. Ama onların yarattığı bir sorun da değil. Esas sorun, İstanbul’daki sanayi tesislerinin zaman içinde İstanbul dışına çıkartılması ile başlatılan çalışmalardır. Haliç’i kurtardılar, Ergene’yi batırdılar. İstanbul’a su sağlamak için Istranca’nın sularını İstanbul’a kaynak olarak aktardılar, Ergene’nin su kaynakları bitti. Çünkü, doğanın dengesini bozarsanız o da sizden intikamını alır. Benim son olarak söyleyeceğimşudur: Ergene’mizi biz geri istiyoruz, çünkü biz burada yaşayacağız.
Başta siyasiler olmak üzere herkes üzerine düşen görevi yapsın. Görevi yapmamaları ya da bu sorunu bu şekilde çözümsüz bırakmaları bana göre anayasal olarak bir suçtur, ya da suça bilerek ortak olmaktır. Kim olursa olsun, hangi kademede olursa olsun bu soruna kimse duyarsız kalmamalı.
Rahmi Eren kimdir?
1963 Meriç doğumlu. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim İktisat Bölümü mezunu. Tarım ürünleri ticareti yapıyor. Evli, 2 çocuk babası.