Bugünleri Türkiye olarak çok yoğun yaşıyoruz. Hemen her gün yeni bir gündem kafalarımızı meşgul etmekte. Yaşamımız adeta gündem bombardımanına tutulmuş durumda. 2008 yılını küresel ekonomik krize girerek tamamladık.
2009 yılında daha çok bu krizle yatıp kalktık.
Sonra yılın hemen her haftasında yeni sorunlar arka arkaya geldi. Bugünde aynen devam etmekte. Herkesin kafası karıştı. Yara almayan kurum kalmadı. Neden bu sorunlar bitmiyor acaba diye kendi kendimize veya birilerine sorduğumuzda herkes kendince bir çözüm önerisi üretip sunmakta, yada birileri birilerini suçlamakta. Bazılarının ise umudu bitmiş.
Bazıları da köşesine çekilip elden bir şey gelmiyor diyerek beklemekte. Yetkisizim demekte. Ona bir dokunuş gelmediği sürecede istifini hiç bozmamakta. Gözünün önünde adam öldürseler görmedim, duymadım, bimiyorum diyerek oradan sıvışmanın peşinde. Hatta kendisine bir fayda sağlayacak fırsatı bulduğu an dahi hiç çekinmemekte. Asla haklının yanında yer almamakta. Yağcılıkla, yalakalıkla hayatını devam ettirmekte. Kimileri de var ki bu ortamı en iyi değerlendirme peşinde. Bir an önce köşeyi dönmek için elinden ne gelirse ardına koymadan bütün pervasızlığı ile bu yolda her şeyi yapmayı mübah görmekte. Kimileri de haksız yere başına gelenlerden kurtulmak için çırpınıp durmakta.
Yetkisizim diyenler sığınacak bir mazeret bulmakta. Yetkiliyim diyenler ise sistem öyle hale gelmiş ki bu çok zor, gücümüz yetmiyor şöyle oluyor böyle oluyor diyerek kısır döngünün sürekliliğine bir kol gücüde kendisi eklemekte. Bulunduğu makamda yapması gerekenlerin yerine yaptıklarının fotoğrafını süslemiş onları satmaya çalışmakta. Pohpoh istemekte.
Ödül istemekte, kibrine kibir istemekte. Yeni ve daha iyi makam istemekte. Kendinden her yerde söz edilsin, büyük adam iyi adam denilsin istemekte. Kimileri de rakiplerini her türlü hayasızlıkla alt etme peşinde. Bu yolda kendilerini kaybedip bulundukları yeri, kendi çiftlikleri haline getirmiş durumda. İyi şeyler yapmak isteyenlerin karşısına dağlar, sıradağlar getirilmekte. Kötüler o kadar çoğalmış ki yaptıkları kötülükler toplumda adeta gerçek doğru olarak tasdik görmekte.
Ve iyiler o kadar yalnız kalmakta ki yapmak istedikleri iyi şeylerden kuşku duyar hale gelerek bundan vazgeçmekte.
Cesaretleri; kötülüğü, beceriksizliği, ahlaksızlığı iyilik diye satanlar kadar olmadığı için, yada bu kişiler bildiği faziletten başka davranamadığı için hep yenilmekte. Kılıca sürekli kalkanla karşılık vermekte. Bir gün de kılıcı kaldırma cesareti gösterememekte. Gösterse de o kılıcının da elinden alınacağını bilmekte. Yapılacak iyiliğin yerini de yapılan diğer kötülükler işgal etmekte. Vicdanlar ezilmekte. Gönüller kırılmakta. Umut bitmekte. Toplumda herkes herkese kuşkuyla bakmaya başlamakta. Yolda, şurada, burada sebepsiz yere kavgalar çıkmakta. Her kişi ötekini bastırmaya çalışmakta.
Aklını kullanacak faziletli insanlar yerini, elini, belini, ötekini kullanacak insanlar itibar görmekte. Bu karmaşada toplum gerilmekte. Milli akıl yerine marjinal akıllar devreye girerek hukuğun, etiğin ve adaletin yerini almakta.
Hukuğun, adaletin ve etiğin bu toplumdaki kökleri ise bu kadar güçlü olmasa çoktan bu toplum kıyametini yaşamıştı. Bu toplumda herkesin, her kurumun kendini sorgulaması, aynaya bakması gerekmekte. Yanlışların tespit edilerek yeni yanlışların önüne geçilmesi gerekmekte. Umudu yitirmeden sahip olduğu değerlerin farkına varması gerekmekte.
|