goko
     
 
 
Ana sayfaArþivÝletiþim Formu
Editörün Köşesi
Konu :Yeni Bir Dönem

Yazar : Selvi Erdoğan Turgut
 
Duyurular
 "BİZİM" yazmayan hiçbir Mahalli İdareler Gazetesi sorumlulugumuzda degildir!

 Mutlak ve mutlak bizi taklit edenler olacaktır, zaman zaman ismimizin önüne veya arkasına ekleme yaparak taklit edecekler veya başka isim altında BİZİM formatımızla bizi kullanarak siz yerel yöneticileri ve siyasileri ziyaret edeceklerdir


 Bu durumda hemen gazetenin künyesine bakın, Gazete Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Selvi ERDOGAN TURGUT ise işte o gazete bizim sorumluluğumuzdadır.


 Unutmayın! Yerel yönetimlerin gözü , kulağı, sesi olan yerel yönetimlerin sorunlarını ve icraatlarını dile getiren gazete;
Bizim Mahalli İdareler Gazetesidir ...


 
Reklam

Gazetemize reklam vermek için tıklayınız.

Linkler


Yerinden Yönetim Platformu adı altında siz değerli okurlarımıza yeni yüzümüz ile merhaba demekten gurur duyuyoruz. www.yyplatformu.com.tr.
Bilgi

Bizim Mahalli İdareler Gaztesine Hoşgeldiniz. Bugün 19.11.2008 02:28:20, Ocak 2005 tarihinden itibaren portalımız toplam 1775375 ziyaret almıştır. Aktif ziyaretçi sayımız 16 .

Ekibimize Katılın
Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

Eğer siz de güçlü, kaliteli ve seviyeli bir gazetede, takım arkadaşımız olarak yeralmak isterseniz.Lütfen tıklayınız.


UYARI :
Sitemiz içeriğinde yer alan haber ve fotoğraflar izinsiz iktibas edilemez.

 

 
 
 
‘Sorunumuzu Kendimiz Çözelim’

Olağanüstü halin kaldırılması gerektiğini ifade eden Macit Piruzbeyoğlu, "Gecikildi bile" dedikten sonra ekliyor, "Olağanüstü hal kisvesi altında insan hakları çiğneniyor. Bu bizi her gün dünya platformuna götürür. İşte insan hakları komisyon başkanı buraya gelmiş. Neden gelmiş yani ben bunu hazmedemedim. Beni yabancı görüyorsan o zaman doğru, burası Afrika değil ki. Benim Ankara'da da evim var Hakkari'de de evim var, Van'da da var, Didim'de de var."

Bu defa ANAP Hakkari Milletvekili Macit Piruzbeyoğlu'nun yanındayız. Piruzbeyoğlu, bölgenin ve şehrin sorunlarına hakim biri. Bu konularda da elinden gelen gayreti gösteriyor. Doğu ve Güneydoğu'ya yardım ve yatırımın şart olduğunu söyleyen Piruzbeyoğlu, kendi sorunlarımızı kendimizin çözmesi gerektiğini özellikle vurguluyor. "Sayın Vekilim, Macit Piruzbeyoğlu kimdir?" diye başlıyoruz sohbetimize. Kısa kesiyor hayat hikayesini: "Hakkari'nin Çukurca ilçesinde 1935 yılında dünyaya geldim. 12 yaşında aile reisi oldum. 16 yaşında aşiret reisi oldum. Sonra Belediye Reisi oldum. 25 yıl Belediye Reisliği yaptım. O zaman Adalet Partisi'ndeydim. Sonra Anavatan Partisi oldu."

-Neden siyaset?

-Bizim gibi hem aşiret usulüyle idare edilen hem de sınır bölgesinde olan bir yerde politika olmazsa iş yürütemezsin.

TERÖR VE SEBEPLERİ...

"Hakkari'nin birinci problemi terördür. Terör nasıl başlamıştır? Terörle ilgili sizden biraz bilgi alalım. 15 yıl burada Ermeniler Kürtler'den intikam almıştır diyebilir miyiz?.." sorumuz da geniş bir izahat buluyor Piruzbeyoğlu'nun ağzından: "1970'lerden sonraki huzursuzluk, terör Hakkari'de hiç yoktu. Sonradan PKK'lılara dönüştü" sözlerinin ardından şu değerlendirmeyi yapıyor: "Bana göre geri kalmışlığın, kültürsüzlüğün ve adaletsizliğin olduğu her yerde terör olur. Ama birisi sarı olur, birisi beyaz olur, birisi siyah olur, birisi çok kanlı olur, birisi az kanlı olur. Şimdi Türkiye'de idare sistemi devamlı surette farklı bir yöntem uygulamıştır. Halkı arasında adaletli davranmamıştır. Hele hele 70'lerden sonra tamamiyle oy potansiyeli çokluğuna dayanarak ve hatta bazı milliyetçi hissiyatlara dayanılmıştır. Bu memleketin bir kısmı refah bölgesi olmuştur, bir kısmı mahrumiyet bölgesi olmuştur. Bu terörü doğuruyor. Bir bölgeye sen üniversiteyi getiriyorsun, bütün eğitim olanaklarını veriyorsun, birisine de hiç vermiyorsun. Mesela ben bizden evvelki eğitim sistemini söyleyeyim. Köy okullarına gidin bakın. En büyük dersane 90-100 m2 arasında, hatta daha az. Bizim köylerimizde bulunan en az talebe sayısı 60 ile 70 arasındadır. Bir tane öğretmen verilir. Mesela benim öğretmenim ilkokul 4. Sınıftan ayrılmadır. 5 kişinin bir Türkçe kitabı vardı. Şimdi ise bir öğretmen veriyor köye 1. Sınıftan 5. Sınıfa kadar tek bir odada giriyor derse, bu da sınıf öğretmeni. Halen biz de 800 öğretmene ihtiyaç var. Bizdeki öğretmenlerin % 65'i branş öğretmeni değildir, sınıf öğretmenidir. Bizde tek bir laboratuar yoktur. Olsa bile laboratuarda deneyleri gösterecek tek bir uzman öğretmen yoktur. Şimdi bu tür hadiseler, bu tür farklı yönetimler, bu uygulamalar vatandaş artık eskisi gibi değil. Eskiden biz 3 günde Çukurca'dan Hakkari'ye gelirdik. Ben şimdi Ankara'dan geldim uçakla. İnsanlar artık herşeyi görüyor. Eee burada var benim memleketimde niye yok. Mesela çocuklarımızı okutuyoruz bir şeye kadar bizim yanımızda sigara içmiyorlar. Ankara'ya üniversiteye geliyorlar herşeyi görüyorlar ondan sonra bize kafa tutuyorlar. Sonuç olarak bu farklı yönetimden, adaletsiz yönetimden doğan bir sonuçtur. Yoksa kimse tutupta güzellik varken, kardeşlik, sevgi varken kimse kimseye bir şey yapmaz."

DÜŞMANLAR KULLANIR...

Piruzbeyoğlu'nun meselelere hakimiyetini gördüğümüz cevaplardan biri de şu sorumuzla çıkıyor karşımıza:

-15 yıl boyunca halkını katletmiştir, kendi halkına zarar vermiştir. Bunun içerisinde Alman'ı, Ermenisi, Arapı vardır. Ne olursa olsun bu mantık mıdır, düşüncemidir, fikir midir, bu ideal midir? Terör bitti mi? Terör biter mi? Herşey affa mı dayalı? OHAL kaldırılır mı? 4 tane soru üst üste?

-Biz baştan dedik. Bir haksızlık varsa içeride arayın. Fakat eğer senin insanın senin düşmanlarının eline düştüyse, düşman kendi ihtiyacına, kendi menfaatine göre kullanır. Çocukların Suriye'ye şuraya buraya gittiyse Amerika'sı, Rusya'sı, İngiltere'si kendi çıkarlarına göre onları kullanır. İşte Kuzey Irak, Talabaniyle Barzani hepsi bizim Hakkari kadar değil ama ne onu öldürüyor, ne de diriltiyor, o insanın iradesinden çıkıyor. O çocuklar kendi iradesiyle hareket edemiyorlar, onun için biz her zaman diyorduk ki, bu bir aile meselesidir. Dağa çıkmanın gereği yoktur, ama ne içeri ne dışarı hiç kimse bizi dinlemedi. Biz şu anda da Türkiye'ye diyoruz ki, bu sorun bizim sorunumuz, bu sorunu Avrupa platformlarına götürmeye gerek yoktur. Yıllardan beri Türkiye'nin dünyaya karşı olan gebeliği veyahutta çekingenliği Kürt sorunudur. Buna kim böyle değil şöyle değil derse desin ben inanmıyorum. Kendi meseleni kendin hallet gel dağdakiyle değil burdakiyle konuş. Senin doktorların var, senin reislerin, sivil toplum örgütlerin, valilerin, kaymakamların, milletvekillerin var.

-Hakkı dağda arama in bağda ara...

-Tabi gel bunlarla konuş. De ki, kardeşim sen ne istiyorsun? Nedir senin sorunun? Sorunun varsa söyle, kimse dinlemiyor. Şu anda terör bitmiştir. Terör dediğimiz zaman anında bıçakla keser gibi kesilmez. Türkiye'de her zaman olaylar olmuş, bunların artıkları kalır, zaman zaman bazı hadiseler olacak ama eskisi gibi sık veyahutta çok büyük ilerlemeyi değil bunlar bir nevi eşkıyalık olayı gibi şeyler, olur. Eskiden de vardı, biz burdan Van'a giderken adam yolumuzu kesip paramızı alıp gidiyordu. Bunlar her zaman olacak. Devlet şimdi fırsat yakalamıştır. Askerin işi bitmiştir, askerin işi sadece gözleme kalmıştır, gözetiyor. Devlet, şimdi bütün Meclis, bütün hükümet, bütün devlet kuruluşları dökülecek hizmetle bunu pekiştirecek. Hakkari'deki işsizlik rezilliği yüzünden herkes terörün geri gelmesine hazır, bunu kimse söylemiyor. Korkmamızın alemi yoktur, doğruyu söyleyelim, gel buraya hizmet ver. 15 trilyon ikramiye vermek istendi, 15 trilyon bu Hakkari'yi ekonomiyi öyle pekiştirir ki, herkes terörü unutur ve lanet eder, içinde olanlar dahi. Af 2'nci bir konudur. Affın çıkması şart. Şimdi bu artık öyle bir şey oldu ki, içerdekilerin dışardakilerin ümidi oldu. Ümitsizlik insanı isyana götürür.

GÜNDEMDEKİ SORUNLAR...

Bu kez de, "Gelişmeleri, Apo'nun idamını ve siyaset dünyasını" değerlendirmesini istiyoruz Macit Piruzbeyoğlu'ndan. O da şunları söylüyor: "Bana göre ister Bahçeli olsun ister kim olursa olsun, bugünkü Türkiye'nin içinde bulunduğu terör meselesinde hiç kimse şahsi veya parti çıkarı düşünmeden, memleketin ve dünyanın gerçeklerine göre hareket etme mecburiyetindedir. Rahmetli Atatürk'ün dediği, devlet içinde merhamet en büyük ihanetdir. O bugünki şeyde gene öyledir. Bir harbe giriyor harpten çıkınca kendi ve düşman yaralılarını tedavi ediyor Atatürk, çok öyle yapmıştır. Kendisine silah atanı tedavi ediyor. Şimdi burada Türkiye'nin yapacağı tek şey, kendi içindeki yaralarını sarmaktır. O merhametten ziyade bir devlet onarımı ve devlet itibarıdır. Şu anda Türkiye kendi vatandaşlarını da korumaya kollamaya mecburdur."

HERKES ŞEHİT VERDİ...

Ahmet Zeydan ile yaptığımız görüşmede edindiğimiz izlenimleri ve onun söylediklerini aktarıyoruz Piruzbeyoğlu'na... "Sayın Ahmet Zeydan'ın sözü vardı; 'Ben 200 şehit verdim, ben torunumu verdim, evladımı verdim. Benim şahsıma sorarlarsa asılsın derim. Ama ben devleti düşünürsem, devletin menfaati neyse o yapılır' dedi" sözlerimize karşılık şöyle konuşuyor Piruzbeyoğlu: "Burda herkes şu veya bu şekilde şehit vermiştir, zarar görmüştür, köyler gitmiştir. Ama herkesin düşünmesi gereken tek bir nokta var, aklın yolu birdir, bunu nasıl bitireceğiz, nasıl eski halimize döneceğiz, nasıl işbaşı sağlayacağız, nasıl Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tekrar huzura kavuşturacağız? Herkesin düşünmesi gereken nokta budur. Biz İstiklal Savaşı'nda şehit vermedik mi? Çanakkale'de 250 bin kişi verdik. Şimdi biz bütün dünyayı keselim mi? Asılmaya gelince, asılmaya taraftar değilim. Neden? Asılma kar getirmiyor. Eğer getirirse herkes ister. Bunu istemeyen zaten bana göre en hain insan olur. Ama şu anda gördüğüm kadarıyla devletin bir karı yok, asılmasında bir kar yok. Bu adam orda bitebilir, eğer sen halkı bağrına basarsan mesele yok."

OHAL KALDIRILMALI...

Piruzbeyoğlu, Hakkari'de OHAL'in kaldırılması için ne düşünüyor acaba? "Olağanüstü halin kaldırılması gerekiyor, gecikildi bile" diyor, yekten ve devamını getiriyor: "Olağanüstü hal kisvesi altında insan hakları çiğneniyor. Bu bizi her gün dünya platformuna götürür. İşte insan hakları komisyon başkanı buraya gelmiş. Neden gelmiş yani ben bunu hazmedemedim. Beni yabancı görüyorsan o zaman doğru, burası Afrika değil ki. Benim Ankara'da da evim var Hakkari'de de evim var, Van'da da var, Didim'de de var." -Sayın Ahmet Zeydan şöyle dedi; "Biz Türk-Kürt kardeşiz, bir problem yoktur. Dıştan gelen bunu özellikle yaratmak isteyen ve içte de olan güçlerin sayesinde birbirimize kırdırdılar bizi". Çok güzel konulara değindiler. "Biz kardeşiz aynı bayrak altında atalarımız savaş yaptı" dedi...

-Kürtler bin yıldan daha fazla Türkler'le kardeşçe beraber olmuşlar ve 1000 yılı aşkındır beraber. Ha bu sorunlar nerden çıkıyor? Bu sorunlar sistemin yanlışlığı. Ben size söyleyeyim, peki şimdi bakın basit bir mesele çünkü; ÖSYM sistemi. Şimdi bakın gidelim Allah için ben Kürt içinde Türk içinde demedim Allah için, gelin Çukurca'ya gidelim Çukurca'daki eğitim sistemiyle Ankara'daki eğitim sistemi aynı mı? Ankara'da her sınıfa 1 branş öğretmeni düşüyor, tarih ayrı, coğrafya ayrı, matematik ayrı, İngilizce ayrı, Çukurca'da 40 talebeye 1 öğretmen düşüyor sadece sınıf öğretmeni. Peki bu nasıl üniversite imtihanlarına girer ve memur imtihanlarına girer? Bunun şansı ne kadardır? Türkiye'de Kürtlerin tarihi incelensin araştırılsın isyanları demiyorum. Diğer zamanlarda bakın Kürtler ne zaman Türkiye'den ne istemişler; okul istemişler, hastane, yol, iş sahası istemişler ve insan hakları istemişler ve saygı istemişler. Başka ne istemişler söyleyin devlet arşivleri ellerinde...

YARDIMLAR... YATIRIMLAR... TEŞVİKLER...

Bölgenin en önemli problemlerinden biri olduğunu bildiğimiz bir hususta da aydınlatıyor bizi Piruzbeyolu.

"Şimdi; doktor, sağlık, eğitim verilmemiş hiçbir şey verilmemiş deniyor. Halkla konuştuğun zaman Hakkari halkı da Bingöl halkı da devlet bize destek olmuyor, devlet bize teşvik vermiyor, bize yatırım, para göndermiyor diyor. Gönderilen teşvikler paralar yatırımlar yerini bulmuyor, neden? Şimdi özür diliyorum sayın Vekilim, Şemdinli'de bir iş var bir ihale var, bir müteahhide veriliyor. Affınıza sığınıyorum, hırsız bir müteahhide veriliyor. Dikiyor oraya binayı direği, atlıyor Mercedesine başka yere geliyor. Orda yaptığı okulun inşaatı çürüyor. Teşvik, verilmiyor değil, veriliyor. Ama halk görmüyor, bilmiyor. Buna ne diyeceksiniz?" şeklindeki değerlendirmemiz v esorumuz üzerine aramızda şu diyalog geçiyor:

-Yanlış yanlış...

-Yanlış mı? Tamam onu dinleyelim...

-Şimdi ben onu Sayın Başbakana da arz etmiştim. Şimdi verilen teşvik teşvik değil, bakın tamamen kapitalist bir sistemle bize destek veriliyor. Nedir bu? Teşvik para sahibine veriliyor yani bana 100 milyar veriyorsun ama karşılığında benden teminat istiyorsun, benden proje istiyorsun, benden bu parayı geri ödemem için kendini sağlama alıyorsun, değil mi? Ha bu bir ticari meseledir. Sayın Bakan dedi ki, bütün gücümle bütün samimiyetimle senden yanayım, yalnız bizim yapacağımız iş bu parayı Türkiye bütçesinden çıkarmak mümkün değil. Bu proje 2.5 milyar üzerindedir. Senin Dirimli aşağı yukarı bir milyar dokuzyüz milyon dolar. Senin Dirimli Barajın nasıl yapalım yol gösterin, dışardan firma gelip finansmanı mı karşılayacak diyecek ki ben bu parayı vereceğim, Türkiye'den de kendisine ortak bulacak yapacak. Bu bizim için kardır tamam allem ettik kallem ettik firmalar bulundu güya Amerika'dan geldi birkaç tane firma geldi şimdi Sayın Bakan bu konuda Hakkari Barajını bir milyar ikiyüz bin dolar keşif bedeli Hakkari Barajı'nı Amerikan firmasına verdi ne oldu? Öbür ikisi de kendi aşamasında.

-Ama hassasiyetle ilgilendi bakan;

-Tabi. Sonra hatta kendisi bana dedi ki; merak etme barajlarını yapacağım, bu kadar hassastır.

-Bu barajların sözünü vermiş oldu;

-Tabi.. Şimdi Sayın Mesut Beyi ziyaret ettim. Bana dediler, senin en mühim işin barajlar, ona daha ben hiçbir şey söylemedim, Eylül'de oraya gelecek hatta 50 kişilik grupla gelecek. Burada partilerin oy kaygısı olmamalı. Ben ANAP'lıyım DSP'li, MHP'li milletvekili kardeşim gibidir. Bu barajların en kısa zamanda ihaleye çıkacağının sözünü verip bitirin. Havaalanı size demin de söyledim dışardan konuşmak ihale edilecek demek kolay. Ancak bürokrasiyi iyi bilmek lazım. Bahçeli'ye Ecevit'e, Mesut Yılmaz'a hepsine mektup yazdım. Bu mektuplar yazıldıktan sonra Cumhurbaşkanı'na tekrar gittim. Bahçeli'ye, Ecevit'e Mesut Bey'e gittim ve havaalanının en kısa zamanda yapılması gerekiyor dediler. Bir sonuç yok...

TEDAŞ İHALELERİ...

-TEDAŞ'ın ihaleleri var bildiğiniz gibi. Bunlar ne durumda?

-TEDAŞ'ın bu ihaleleri enerjiyi çoğaltmak değil, arızaları gidermek, onarmak için. Kışın şimdi bizim şu anda elektrik ihtiyacımızı karşılayacak tevzi merkezi yapılıyor, yukarda. Bir de 380'lik hat gelecek bu tevzi merkezine gidecek. Yükselticiler vardır orada tevzi merkezi tevzi edecek o zaman sorun kalkar.

-Halkın sorunlarını terörle birlikte ele aldık. Burada sağlık, eğitim alanında kesinlikle reform olması lazım.

-Sağlık, eğitim konusunda Sağlık Bakanı'na üç defa gittim. Osman Durmuş, Sayın Bakanımız bize olumsuz hiçbir şey söylememiştir. Ben de sıkılıyor, ben de istiyorum, istesinler doktor gönderelim, Sayın Bakanım bu ultrasonla halledilecek mesele değil, bir iyileştirme yapalım. Cidden Ankara'daki görevle Hakkari'deki görev arasında çok fark var dedi. Kanun teklifi yapacağım derhal getirin destekleyelim... Geçen sefer gittiğimizde dedim ki bakın biz vereceğiniz branş doktorlarını Çukurca, Hakkari, Şemdinli, Yüksekova, Çukurca'da çalışacağı şeyler yok. Hepsi Yüksekova, Hakkari'ye geliyorlar. Şimdi bu doktorlara deseniz ki, hükümete yetkide verilmiştir, desen ki, her doktora maaşından fazla kesintisiz 500 milyon fazla vereceğim. Doktor gider. Onun parasını hesap ettiğimiz zaman ayda 10 milyar yapar, yılda 120 milyar. Bu parayı esirgeyen bir hükümetin milliyetçi olup olmadığını onu siz takdir edin yani. Doğu ve Güneydoğu halkına bana göre bu bakış açısıyla bakmamalı, bu yapılmalıdır. Devletin bütünlüğü için kenetlenmek için bu yapılmalıdır.

EĞİTİM ALANINODAKİ SORUNLAR

ANAP Hakkari Milletvekili Macit Piruzbeyoğlu'na bu defa, "Eğitim alanında neler yapılmalıdır?" diye bir soru yöneltiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, eğitimin sorun olmadığı bölge yok. Özellikle de Doğu ve Güneydoğu. "Eğitim alanında, Milli Eğitim Bakanı'nın yanına gittim" diyerek konuya olan ilgisini belirttikten sonra şunları söylüyor: "DSP il başkanıydı herhalde söz verdi geleceğim dedi yakında. Hakkari çağırdı müsteşar yardımcısını genel olarak Hakkari'yi gör diye. Hatta İl Başkanı dedi ki bizim 180 öğretmene ihtiyacımız var. Sen dedi, sorunları bilmeden bana gelmişsin, çıkardı dedi 723 öğretmene ihtiyacınız var. Şu okulun talebesi fazla, şunun eksik, şu kadar okul lazım. Hepsini yapmış ama dedi ki, kendim geleceğim oraya bu yakınlarda yerinde göreceğim ve bu bütün brifing dosyalarını istedi. Dosyalarda gitti benim de vatandaşın dosyası aldı çok memnun oldu. Elimizdeki yatılı okulları 4 tane okulun onarımına başlayacağız, yalnız para sorunu var, bize para vermiyorlar, dilim dilim para veriyorlar. Biz de bizim elimize gelen parayı hemen gönderiyoruz. Okulumuzu bugünlerde ihale ettik, tabi biz de gelip göreceğiz bu sorunu halledeceğiz."

GEÇİM SIKINTISI VE BINIR TİCARETİ

Herkesin özellikle dile getirdiği, geçim sıkıntısı ve sınır ticareti ile ilgili sorumuzu da, "Hakkari'nin temel sorunu geçim sıkıntısı. Sınır ticareti konusunda ne diyorsunuz?" şeklinde yöneltiyoruz Piruzbeyoğlu'na: -Bakın benim önerdiğim, anlayışım, zihniyetim şu. Diyorum ki, Türkiye elinde olmayarak 15-16 yıldır terörle mücadelede bir deprem geçirdi. Büyük ekonomik kayıplar verdi, zarar gördü hem maddi hem manevi. Bütün köyler boşaltılmış Hakkari nüfusu 7000'den 70 bine çıkmış Yüksekova'nın nüfusu 10 binden 90 bine çıkmış. Bizim eskiden ekonomimiz tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Yaylalar kapalı, köye gidemiyorsun, tarlaları ekemiyorsun. Biz okul istiyoruz; okul, hastane idareci şimdi bunların hepsi devlete bakıyor. Bir aşevi açıpta her gün binlerce insanı bir çorba için orada görüntü vermekten zevk alıyorsanız devletçi değilsiniz, bu devlet için kirli görünümdür, yüz karasıdır. Hükümete bunlara yapacağınız tek şey şudur, bir alternatif bulununcaya kadar sınır ticaretidir. Bir müddet serbest bırakacaksınız. Geçen sene 1999 yılında benim yaptığım teşvikle Esendere sınır kapısından 6 trilyon 913 milyar lira tahsil edilmiştir. Vali bunlarla hizmet yapmıştır, yapacaktır. Bunu 1 sene, kendi belimizi doğrultacak kadar 2 sene serbest bırakın. Ondan sonra devlet senin, kapı senin, güç senin. Fakat size şunu söyleyim bize en büyük engeli kim teşkil ediyor, buralarda büyük para sahipleri, Türkiye'de bunları petrol ofisi büyük holdingler, bunların işine gelmiyor, biz bunları aşamıyoruz."

BAKAN'IN SÖZLERİ VE...

Biz, "Tarım Bakanımızın şöyle bir açıklaması oldu. Bu kaçakçılık oluyor, ordan hastalık geliyor dedi. O yüzden sınır ticaretine ben girmiyorum dedi. Çünkü burda kaçakçılık bitmeden, bu hastalıklar bitmeden sınır ticaretinin açılması taraftarı değilim dedi. Bakan böyle bir açıklama yaptı. Bu insanlar tarımla uğraşamıyor, hayvancılığı terör bitirmiş, iş yok, güç yok. Bir sınır ticaretini bulmuş o da kapanmış. İnsanlar ne yapacak? Siyasi olarak ne yapacaksınız?" deyince; "Yapabileceğimiz bir şey yoktur. Bir Bakan da bu düşüncede olursa yapacak bir şey yok. Böyle bir düşünce anlayışı varsa. Yalnız Sayın Bakanımızın unuttuğu veya görmek istemediği, helikopterle geldiği için bilmiyor, karayoluyla gelsin..." karşılığını veriyor ve devam ediyoruz:

-Durankaya beldesinden görüyor...

-Hayır, Durankaya'yı bırak, gelin gidelim şeye yola gidelim, Tarım Bakanı benimle gelsin.

-Araba noktasında...

-Arabayı bırak bakalım mazot geliyor mu gelmiyor mu?

-Geliyor.

-Koyun geliyor mu gelmiyor mu? Daha neyi kapatıyor Sayın Bakan. Neyi kapatıyor biliyor musun, sadece devlet menfaatlerini baltalıyor. Sadece halkı ezdiriyor bunun başka çaresi yoktur, bu böyledir herkes alacağını alıyor, getireceğini getiriyor. Ne eksilmiş? Devlet vergi alamıyor. Bakın ben bir tecrübe yaptım ben iki adam gönderdim 150 koyun getirttim. Gidin getirin bakalım ne var 35 milyara aldılar, buraya kadar gelince 70 milyara maloldu. Peki sınırdan getirilseydi, serbestçe devlet deseydi ki, koyun başına 5 milyon alacağım senden. Devlet bugün trilyonca vergi alacaktı. Ve biz merkezde ne Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ne Derecik yolu için para isteyecektik.

-Herşeye yetecekti...

-Gayet tabi. En az böyle yapsalar şu an yapsalar bana göre elimizdeki verilere göre, vergi 15 trilyonu geçer. Verir 3 trilyon Dirimli Barajı'na vereceğiz, 3 trilyon okullara, havaalanına vereceğiz, okulları da yapacağız, iktisadi akıl yok ki. Hep şu var, halkı sıkma. Sanki devlet başka bir öğedir, halka karşıdır diye tabu yapmışlar kendilerine. Halbuki halktır devlet.

ÜZÜMLÜ VE AÇIK PAZAR...

Söz buraya gelmişken, "Habur Kapısını bitirdiler, Nahçıvan kapısını bitirdiler, Esendere kapısını bitirdiler. En önemli konu Çukurca'da Üzümlü kapısı, bu kapıyı açmışlar kınaymış eften püften şeyler..." değerlendirmesini yapmaktan alamıyoruz kendimizi. Piruzbeyoğlu da devam ediyor: -Üzümlü kapısı başta pasaport geçişli kapı niteliğini taşıması için tasarlanmıştır. Şimdi yanlış bir anlaşılmadan dolayı bitti. Ama anlaşmalı her yıl İçişleri Bakanlığı soruyor emniyetten pasaport geçişleri için felan yerler müsait midir? Emniyet müsaitse müsait, değilse müsait değildir diyor ve kapatılıyor. Şimdi böyle bir yazı gelmiş, bizim valiye, bizim kaymakama demişler ki Çukurca sınır kapısı kabul edilmiyor, Vali de aldığı yazıyı en alttan Kaymakama aktardı. Geldim Vali Beye dedim ki, Sayın Valim bunu yaptım, Vali hemen yazıyı istedi baktı, ya bunun açık pazarla alakası yok dedi. Emniyet Müdürüne de söyledim, o dedi, normal sorulan bir şey. Evet ben de diyorum, halen pasaport geçişlerine hazır değil, ne Çukurca'daki insan ne Derecik hazır. Ama açık pazarla alakası yok.

HAKKARİ'NİN GÜZELLİKLERİ....

Bölgenin ve Hakkari'nin gerçeğinden kendimizi bir türlü kurtaramadığımız için tüm sorularda ve cevaplarda ister istemez sorunların hakimiyeti yer alıyor. Biraz olsun bunların dışına çıkabilmek için, "Hakkari deyince akla ne geliyor? Biraz da güzelliklerinden bahsedelim..." diyoruz. Piruzbeyolu da anlatıyor: "Özelliklerinin % 85'ini kaybetmemiş, halen misafirperverliğini kaybetmemiş, halen insanlara karşı saygısını kaybetmemiş tek yöre. Paradan ziyade insanlığa değer veren, hoşgörüye değer veren bir zihniyete sahip. Bakın ilk Meclis Genel Kurulu'nda konuştuğum kelime şudur; Bu devletin mezrasına bizce tecrübeli idareci gönderin, tecrübeli memur gönderin, bize hırsızlık yapmış adamları değil, bize insanlara kötü bakan değil, bize kızmış memurları göndermeyin. Devlete kızmış insanları göndermeyin. Hakkari deyince evvela bu aklıma geliyor. Gelelim Hakkari'nin sosyal ekonomik yapısına, geri kalmışlığın çıkışında inleyen bir ildir. Türkiye'yi bırak, dünyanın birçok yerinde emsali bulunmayan bir geri kalmışlık. Doğal güzelliklerine baktığımızda eğer devlet bu sosyal değerin % 5'ini buraya verseydi dünya buraya gelirdi. Öbür yönüyle düşünelim bugün dünyaya İsrail'e şuraya buraya su satmaya kalkıyoruz. Hakkari'deki billur gibi suları devlet eğer getirip bunları ya bize teşvik verip kontrol altında halk onu şişeleyip gönderseydi. Bugün Irak'ta bütün içilen su Sabancı'nın sattığı sudur. Devlet ekonomik yönden güzellik, yönünden Hakkari'ye bakmıyor, öcü gibi görüyor. Bu fuzuli korkudan kurtulmalı, cesaretli olmalı, devleti yöneten cesur olmalı. Bakın bir zaman 1969'da yolumuz kapandı ben reistim, 9 ay kapandı gittim o zaman Ankara'da bir basın toplantısı yaptım ve dedim ki, ben size şimdi Hakkari, Çukurca'yı anlatsam ne kadar geniş muhayyele sahibi olursanız olun hayaliniz almaz, nasıl almaz? Şimdi siz herşeye yalan diyeceksiniz. Hiç birinizin yaşı 60'ın üzerinde değil, hepinizin yaşı 30'un altındadır. Onun için siz bu şartları Ankara'da yaşamamışsınız, bizim yaşadığımız şartları. Ha 50 yaşında olup da Ankara'da oturan gelse doğrudur, biz ne dersek diyelim kimse inanmıyor, çünkü yaşamamış. Bu aynı kelimeyi Sayın Yılmaz ve Genel Başkanına söyledim güldü."

MERKEZE MESAJ...

Bütün bu konuştuklarımızın adresine ulaşacağını bilmelerine rağmen, "Gazetemiz bütün devlet protokolüne dağıtılacak. Gazetemiz aracılığıyla devlet protokolüne, merkezi yönetime olan mesajınız; Hakkari halkına olan mesajınızı alabilir miyim?" sorusuyla, herkesten aldığımız görüşleri rica ediyoruz Macit Piruzbeyoğlu'ndan. Bizi şaşırtan, "Halka verilecek hiçbir mesaj yoktur" girişinin ardından şunları dile getiriyor: "Neden yoktur? Devlet seçmiş göndermiş doğru biz icra bakanı değiliz ama bütün uğraşlarımızı bütün dertlerimizi anlattık. Gelelim merkezi hükümete, Cumhurbaşkanlığından tut Çukurca Kaymakamına kadar mesajımız şudur, bizi potansiyel suçlu gibi görmesinler. Biz devleti onlardan fazla severiz. Terör ve diğer hadiseler bizim dışımızda gelişmiştir ve bizim kanaatimize göre de devletin yanlış politikasından kaynaklanan kötü mihrakların kucağına düşen zavallı insanlarımızdan ileri gelmiştir. Burda halkın % 97'sinin bir günahı yok. Eğer bu zihniyetle, bundan evvelki zihniyetle bakılıyorsa o rezillik devam edecek. Benim de yapacak bir şeyim yoktur. Ben milletvekiliyim, ben arz ediyorum, rica ediyorum, yalvarıyorum; yapar yapmaz devlet. Bunlar için özel bir kanun, özel bir yönetim, olağanüstü değil, sıkı yönetim değil, saygı, sevgi ve de halkı halk olarak gören kendinden gören bir zihniyet sahipleri gönderecek. Ekonomi yönünden hiçbir sınır tanımayacak. Teröre sarf ettiğinin 10'da birini sarfetse buralar bütün her yönüyle güzelleşir. Devlet burayı da batı seviyesine getirecektir, devletin asli görevidir. Şimdiye kadar yapılmamışsa bütün hükümetler suçludur."

-Eksik kaldığımız ilave etmek istediğiniz bir şey var mı?

-Bakın 10 gün otursak, sende gelsen, 2 ay daha ne sorun biter ne de benim anlatmam biter. Ama temel konular, görünümüyle hep siz de gördünüz benim söylememe gerek yok. Bütün bunları bilmemezlikten gelmeyin. Devlet en kısa zamanda terörün, iç huzursuzluğun bitmesini istiyorsa bu sizin tespit ettiğiniz, bizim size arz ettiğimiz sorunları halletmeyle mümkün. Hiçbir kanuni engel tanımayacak. Bana göre benim insanlarımın ihtiyaçlarına cevap verdiği sürece kanundur vermiyorsa kanun değildir. 1920'lerin kanunuyla eğer diyorsa yanlıştır.

 

© Copyright-2005